ÇEVİRİ | ABD ve uluslarası büyük şirketlerin Karayipler ve Latin Amerika’daki gerçek niyeti (Bölüm 1)

Küba Komünist Partisi’nin resmi yayın organı Granma’da yayımlanan yazı dizisinin ilk bölümünü soL okurlarıyla paylaşıyoruz.
soL - Kaya Emre Uzmay
Cuma, 13 Aralık 2019 13:06

(Enrique Moreno Gimenarez - Granma)

Latin Amerika ülkelerinin tarihi, doğal zenginliklerinin ellerinden alınmasının tarihidir. Fotoğraf: Heinrich Bóll Foundation

Bizim Amerikamız bir kez daha ABD emperyalizminin ve oligarşilerin saldırısı altında.

Yarım küre içerisindeki en gerici güçler meşru hükümetlere yönelik darbeler düzenliyor, gayri nizami savaşlar, militarizasyon, tek yönlü baskı yöntemleri, ağır polis baskıları, ilerici liderlere yönelik hileli hukuksal süreçler yürütüyor. Gerici güçler, Monroe doktrini ve McCarthyizm’in geçerliliğini ilan ediyor.

ABD’nin ve tekellerin bölgedeki gerçek niyetleri ne? Demokrasi, özgürlük ve insan hakları mı? Hayır, niyetleri bölgedeki doğal kaynaklar üzerindeki emperyalist kontrolü korumak.

BİZİM AMERİKAMIZIN SERVETİ, AYRICA KENDİ ‘LANETİ’ Mİ?

Avrupa imparatorlukları Amerika'da önemli kaynaklar bulduğu andan itibaren, topraklarımızı yağmalayıp sömürgeleştirmeye başladı. Bölge ülkeleri, dünyanın geri kalanıyla aynı kaderi yaşadı, doğal zenginlikleri ellerinden alındı. Bu yağmayı ilk sömürge aşamasında İspanya, Fransa, Portekiz ve İngiltere yürüttü; daha sonra onları ABD ve uluslararası büyük şirketler takip etti. Bağımsızlığımızı aldıktan sonra bile, yarım kürenin pek çok ülkesinde emperyalistlerin ekonomik tahakkümü devam etti.

Küba Devrimi’nin tarihsel lideri Fidel Castro Ruz, 4 Şubat 1962’de İkinci Havana Deklerasyonu’nda şu uyarıda bulunmuştu:

Kızılderililerle gümüş ve altın için ayna ve biblo takas eden ilk İspanyol işgalciler gibi, ABD Latin Amerika ile ticaret yapıyor. Amerika'nın kaynaklarını daha fazla ele geçirmek ve uzun süredir sefalet çeken halkları sömürerek bu servet selini sürdürmek: askeri harekatların, askeri anlaşmaların ve Washington'un diplomatik lobilerinin arkasına saklanmış olan budur...

İlerici hükümetler, doğal kaynaklarının büyük bir kısmını halklar için kamulaştırarak veya geri kazanarak tekellerin çıkarlarını zedeledi. Ancak dünyayı bir pasta gibi paylaşan ticaret merkezleri Latin Amerika ve Karayipler'in “nefis dilimiden” vazgeçmeyi kabul etmedi.

Bölgedeki bazı ülkelerin dünyanın maden rezervlerinin önemli bir oranına sahip olduğunu söylemek yeterlidir:

  • Dünyadaki lityum rezervlerinin yüzde 68'i (Şili, Arjantin ve Bolivya),
  • Gümüş rezervlerinin yüzde 49'u (Peru, Şili, Bolivya ve Meksika),
  • Bakır rezervlerinin yüzde 44'ü (Şili, Peru ve Meksika),
  • Kalay rezervlerinin yüzde 33'ü (Peru, Brezilya ve Bolivya),
  • Boksit rezervlerinin yüzde 26'sı (Brezilya, Guyana, Surinam, Venezuela ve Jamaika),
  • Nikel rezervlerinin yüzde 23'ü (Brezilya, Kolombiya, Venezuela, Küba ve Dominik Cumhuriyeti) ve
  • Demir rezervlerinin yüzde 22'si (Brezilya, Venezüella ve Meksika) bu bölgede bulunuyor.*

Bu nedenle, dünyanın bu bölümü ABD çıkarları için ayrı bir stratejik önem taşıyor. Ayrıca bölgenin ABD sınırlarına yakınlığı, herhangi bir bahaneye doğrudan veya dolaylı müdahalelerin, Afrika veya Asya'da yapılanlardan kıyasla daha ucuz olmasını sağlıyor. Bölgenin geçmişine yönelik bir bakış, El Libertador (Kurtarıcı) Simón Bolívar'ın şu ifadelerindeki netliği sunmakta:

Görünen o ki Amerika Birleşik Devletleri’nin fıtratında, Amerika'yı özgürlük adına sefalete ve salgınlara mahkum etmek yatıyor.

PERDENİN ARKASINDA ... WASHİNGTON'UN VENEZUELA VE BREZİLYA'DAKİ ÇIKARLARI

Petrol saldırganlığı terimi, petrol zengini devletlerin yabancı işgalcilerin her türlü mazereti altında hedef olmalarını ifade eder. Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri tarafından yürütülen Ortadoğu'daki (Afganistan, Irak, Libya ve Suriye) son savaşlar da bu karaktere sahip.

Venezuelalı firma Petróleos de Venezuela S.A.’nın (PDVSA) verilerine göre, Hugo Chavez Frías Orinoco Petrol Kuşağı, dünyadaki en büyük rezerve sahip. 31 Aralık 2010 tarihinde, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), Petrol ve Maden Bakanlığı tarafından yürütülen petrol rezervlerinin belgelendirme çalışmasını yayımladı. OPEC’in PDVSA’nın Kontrolü Altındaki Petrolün Toplu Raporlar’ında şu ifade yer almakta:

Hugo Chavez Frías Orinoco Petrol Hattı’nda bulunan petrol rezervlerinin gerçek varlığı, 270 976 milyon varil ağır ve ekstra ağır ham petrol (…) ve ek olarak, 28,977 milyon varil hafif ve orta dereceli ham petrolün eşit sertifikalı rezervinden oluşmakta, dolayısıyla Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti'nin rezervleri toplam 299 953 milyon varilden oluşmakta.

Yayına göre, Venezuela OPEC rezervlerinin yüzde 25'ine ve dünya çapındaki rezervlerin yüzde 20'sine sahip, aynı zamanda önümüzdeki 300 yıllık kalkınmasını yüzde 20'lik bir iyileşme oranı ile artırmak için gerekli petrole sahip.

Öte yandan, 2007 yılında Petróleo Brasileiro firması (Petrobras), Brezilya’nın kıyılarında tuz tabakasının altında bulunan 150 milyon yıl önce birikmiş, kayda değer petrol ve doğal gaz rezervleri bulduğunu açıklamıştı. Brezilya'daki Presal kentindeki bulgular, son on yılda dünyadaki en önemli keşifler arasında. Bu alan, Petrobras'tan gelen bilgilere göre, mükemmel kalitede ve yüksek ticari değeri olan büyük miktarda hafif petrol rezervi barındırıyor.

Brezilya Maden ve Enerji Bakanlığı, Presal'in şu anda dünyadaki en önemli petrol ve gaz kaynaklarından biri olduğunu ve ulusal rezervlerin yaklaşık yüzde 70'inin tuz tabakası altında bulunduğunu açıkladı.

LİTYUM ÜÇGENİ LATİN AMERİKA’DA BULUNUYOR

Bolivya’daki son darbenin ABD tarafından ekonomik ve politik çıkarlarını güderek desteklendiğinden kim şüphe edebilir? Başkan Evo Morales’in merkezinde bulunduğu hidrokarbonların ve stratejik şirketlerin kamulaştırılması hamlesi, Bolivya’nın ekonomik özgürlüğünü kazanması ve enerji tekellerine karşı durması anlamına geliyordu. Emperyalizm için Bolivya halkının petrol ve doğal gazdan elde ettiği kazancı geri alması kabul edilemezdi, özellikle Güney Amerika ulusunun uluslararası rezervlerinin yüzde 30'una sahip olduğu bir madeni, lityumu yağmalayamama emperyalizm için katlanılmazdı.

Lityum birçok nedenden dolayı "beyaz altın" veya "geleceğin minerali" olarak adlandırılıyor. Kimyasal özellikleri sayesinde bilinen en hafif katı element olan lityum, suyun yarısı kadar yoğunluğa sahip ve verimli bir ısı ve elektrik iletkeni olma özelliği taşıyor. Bu ilgili elektrokimyasal potansiyel lityumu elektronik cihazların (cep telefonları, tabletler vb.) ve elektrikli arabaların imalatında önemli bir rol oynayan, enerji depolaması için elektrikli pillerin (Li-İyon pilleri) üretimi için ideal bir malzeme haline getiriyor.

Bu madene erişim bugün küresel tartışmaların merkezinde bulunuyor. "Tesadüf eseri", dünyanın en büyük rezervleri Güney Amerika'da Bolivya, Şili ve Arjantin arasındaki sınır bölgesinde, Lityum Üçgeni'nde bulunuyor. Bu bölge, küresel rezervlerin yüzde 68'ine ev sahipliği yapıyor. RT’nin alıntıladığı Polis Revista Latinoamericana’ya göre Bolivya, Uyuni tuz dairesinde bulunan dünya rezervlerinin yüzde 30'una ve gezegendeki en büyük lityum rezervine sahip; Şili'de rezervlerin yüzde 21’i ve Arjantin'deyse yüzde 17'si bulunuyor.

Bazı analistler, günümüzde petrol için olduğu gibi gelecekte lityum savaşları olacağını öngörüyorlar. Bu durum bizi Rio Grande'nin güneyinden Patagonya'ya uzanan ABD ve oligarşilerin faaliyetlerine karşı Latin Amerika ve Karayipler'i Barış Alanı olarak ilan etmeyi savunmamız için uyaran bir başka işaret. Yalnızca bölgesel birlik, Bizim Amerika'mızda yeni bir avlanma savaşını ve balkanlaşmayı önleyecektir.

*Doğal kaynaklara ait veriler Latin Amerika ve Karayipler, Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu (ECLAC) ve Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu’nun (Celac) raporlarından alınmıştır.