Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Başkentin ortasında yurttaşlar zehir soluyor, belediyeler seyrediyor

Ankara'da eski binaların yerinde dönüşümü ile asbest tehlikesi de gündeme geldi. Sayısı her geçen gün artan kentsel dönüşüm örneklerindeki asbest tehlikesine uzmanlar ve siyasiler dikkat çekiyor.

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 11.05.2024 , 09:19 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Başkentin ortasında yurttaşların zehir soluduğunu ve hatta belediyelerin de bu konuya seyirci olduğunu duymak endişe verici. 

Ancak uzmanlar ve siyasiler bu durumun ne yazık ki böyle olduğunu söylüyor. 

Konuyu gündeme getiren Ankara'daki Ayrancı Semt Evi temsilcileri hafta sonu gerçekleştirecekleri etkinlik öncesinde konuya dikkat çekerek yurttaşların zehirli bir kimyasal olan asbest maddesini solumak zorunda olduklarını ifade ediyor. Asbest denilince akla ilk önce deprem bölgesindeki yapıların yıkımı ve enkaz kaldırılması örneklerinin geldiğini ifade eden Ayrancı Semt Evi gönüllüleri, Ankara'da 2011 yılından önce yapılmış tüm binaların yıkımında benzer bir risk olduğunu belirtiyor. Hatta durumun daha vahim olduğunu dile getiriyorlar: "Veriler bize yıkılan binaların sadece yüzde birinde asbest olmadığını söylüyor!"

İlk kez Melih Gökçek ile gündeme gelmişti ama sorun devam ediyor

Ankara'da asbest gündemi daha önce eski belediye başkanı Melih Gökçek dönemindeki Hava Gazı Fabrikası'nın yıkımı sırasında gündeme gelmişti. Ankara Büyük Tehdit Altında başlığıyla o dönem yaptığımız haberde eski Hava Gazı Fabrikası yıkılırken asbest tehlikesine dikkat çekilmiş ve bu sorunun solunum yoluyla kansere yola açacağı (açabileceği değil!) söylenmişti. 

Ankara Mimarlar Odası'nın açtığı dava sonucunda yapılan incelemeler ise doğrulanmış, fabrikanın yıkımı sırasında gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı için asbestin yayılarak Ankaralıları etkilediği doğrulanmıştı. Hava Gazı Fabrikası yıkımında asbestli yapı malzemesinin yaklaşık 350 ton olduğu ifade edilmişti. 

Ancak bu durum şu an Ankara'nın bina yaşı eski olan ve kentsel dönüşüm kapsamına giren tüm örneklerinde geçerli. Zira yasal olarak 2011 yılına kadar yapı ve inşaat malzemelerinde asbest maddesinin kullanımına müsaade ediliyordu. Bu da 2011 yılından önce yapılan ve şu an kentsel dönüşüm ile yıkılan tüm binalarda asbest tehlikesi olduğu anlamına geliyor. Ancak yıkım sırasında asbest için gerekli önlemler alınmıyor. 

'Sorumluluk yerel belediyelere verildi, Çankaya Belediyesi sadece izlemekle yetiniyor'

soL'a konuşan Ayrancı Semt Evi temsilcilerinden Çoşkun Gök, konuya dair Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın yetkiyi yerel belediyelere verdiğini ancak, Çankaya Belediyesi'nin şu an yıkımı devam eden hiçbir yapıda asbest konusunda güvenlik önemi almadığına dikkat çekiyor.

Çoşkun Gök, "Bu binalar eski, her birinin borusunda, demirinde asbestli yapı malzemeleri kullanıldı vaktiyle. Zira yasalar 2011 yılında bu maddenin kullanımı yasakladı. Bu demek oluyor ki şu an mevcut durumda yıkılan tüm binaların eski su borularında, demirli malzemelerinde ve inşaat demirlerinde asbest malzemesi var. Ama yıkılan hiçbir binanın 'asbest var' denilerek muhafaza altına alındığı, işçilerin de buna göre önlem alarak çalıştığı bir örneğe rast gelmedik. Göstermelik 'Asbest yoktur' belgeleri alınıyor ve yıkımlar gerçekleşiyor. Bu denetimlerin sağlıklı yapılmasını ve bir an önce yurttaşlarımızın hayati tehlikesine karşı önlem alınmasını talep ediyoruz" diyor.

'Belediye müteahhitlere 23 saat çalışma yetkisi vermiş'

Belediyelerin sorumluluktan kaçtığını vurgulayan Ayrancı Semt Evi temsilcilerinden Güven Akdaş ise "Burada belediyeler şirketlere 23 saat çalışma yetkisi vermiş durumda. Şimdi akla ilk gelen şey gürültü ya da inşaat sırasında yaşanan sorunlar gibi düşünülebilir. Ama konu bundan ibaret değil daha büyük bir tehlike var. Sorun burada çalışan işçilerin can güvenliği ve yurttaşların, mahallede yaşayanların sağlığı" diye konuşuyor. Akdaş şunları söylüyor:

"Konu asbest. Bu binalarda asbestli yapı malzemeleri var. Yıkılırken yaşanan tozumadan dolayı bu zehirli madde çevreye yayılıyor. Bunun telafisi yok. Solunduğu takdirde akciğere yapışıyor ve sorunlara yol açıyor. Bu binalar yıkılırken hortumla su tutuyorlar. Yeterli olma şansı yok. Göstermelik olarak da bir su tankeri bekletiliyor yapılan başında. Taşınan molozlar üstü açık kamyonlarla naklediliyor. Halbuki bu yıkımların izole edilmesi, işçilerin de buna göre güvenlik alması gerekiyor. Ama maalesef bunların hiçbiri yok. Biz de Ayrancı Semt Evi olarak buna göz yummayacağımızı ilan ettik ve mahallede yaşayan herkesi bu konuda bilinçlendirerek harekete geçirme kararı aldık."

'Mahallede zehir var!'

Şu an Ankara'nın Çankaya Belediyesi sınırlarında Ayrancı'daki tüm mahalleler başta olmak üzere İncesu, Esat, Kurtuluş, Seyranbağları gibi birçok mahallesinde eski binalar yıkılarak yerine yenisi yapılıyor. Ankara'nın ilk yerleşim yerleri sayılabilecek bu mahallelerin haliyle bina yaşı da çok eski. Dolayısıyla ilk gündem asbest. 

soL'a konuşan Dr. Mustafa Ersözlü de yaşanabilecek sağlık sorunlarına dikkat çekiyor ve mevcut durumda mahallelerde zehir olduğunu ifade ediyor:

"Asbeste bağlı hastalıklar günümüzde önlenebilir bir sağlık sorunu olarak var olmaya devam etmektedir. Maruziyetin ana kaynağı iş yerleri olsa da, ülkemizde özellikle kırsal bölgelerde birçok yerleşim yerinde asbest içeren toprak yapısı bulunmakta ve asbestin kullanımının yasaklanması öncesinde yapılan eski binalar ve gemilerin sökülmesi gibi olaylar da çevresel maruziyet kaynağı olabilmektedir. 

Asbest insan vücuduna soluma, beslenme ve deri teması gibi yolla ulaşmakta olsa da ön planda solunmaya bağlı oluşan hastalıklarla gündeme gelmektedir. Kanserojen etkisi net olarak bilinen asbeste maruziyetin tam olarak güvenli bir sınırının tanımlanması ise epey zor.

Depremler sonrasında ortama saçılan asbest lifleri için güvenli bir aralık tanımlanmamıştır. Bu durumda yıkım sahalarına erişimin kısıtlanması, asbestli yapıların eğitimli ve iş güvenliğinin sağlandığı işçiler tarafından sökülmesi, tehlikeli malzemelerin sökümünde ıslak tutmak ve atıkların yerleşim yerlerinden uzakta bertaraf edilmesi gibi önlemler alınmalıdır. Özellikle kentlerde nüfusun yoğun olduğu Çankaya gibi yerleşimlerde eski binaların yıkımı sırasında benzer bir risk oluştuğu akılda tutulmalı ve gerekli önlemlerin alınması için Ayrancı’da yapıldığı gibi bilgilendirme toplantıları ile de desteklenerek halkın sağlığını savunması önem taşımaktadır."

Asbest: Hastayı kısa zamanda ölüme götürebilen kimyasal bir madde

Bugün Ankara'nın orta yerinde, Ayrancı'da hemen hemen her sokakta bir kentsel dönüşüm örneği var. Hatta bazı sokaklarda bu sayının üçe, dörde çıktığı örnekler mevcut. Bu aynı zamanda ciddi bir rantın da konusu. Ancak deprem ve benzeri kaygılarla yurttaşlar da binalarının mümkünse yenilenmesini ve daha huzurlu ve daha güvenilir evlerde yaşamayı talep ediyor doğal olarak. Fakat binaların yıkımı sırasında ortaya çıkan asbestli maddeler halk sağlığını tehdit ediyor. 

Kimya Mühendisleri Odası İbrahim Akyürek yaşanabilecek sorunların telafisi olmadığını şöyle anlatıyor:

"Asbest; tutuşmazlık, sıcaklığa ve pasa mukavemet, ısı izolasyonu, yüksek mekanik dayanıklılık, çimento ve diğer benzerleri ile yakınlık kurabilme vb. gibi özellikleri olması nedeniyle birçok alanda kullanılmaktadır. Ülkemizde inşaat/yapı sektöründe asbestin ne kadar kullanıldığına dair veriler oldukça sınırlı olmakla birlikte gerek bina gerekse endüstriyel birçok yapının üretim süreçlerinde kullanıldığı bilinmektedir. Bu nedenle bu yapıların yıkımı ve tadilatı gündeme geldiğinde, faaliyete başlamadan önce asbestin bulunup bulunmadığına ilişkin gerekli analizlerin yapılması ve asbest maruziyetinin önlenmesi gerekmektedir.

İlk olarak tersane işlerinde çalışanlarda tespit edilen asbestoz, asbest liflerini çözmeye çalışan vücut tarafından üretilen asidin akciğer zarında oluşturduğu iltihaplardır. Bu hastalığın kendini göstermesi 10-20 yılı bulmaktadır.

Asbestin yol açtığı en önemli hastalık akciğer zarı ve karın zarı kanseri, yani mezotelyomadır. Batı ülkelerinde yılda her bir milyon kişinin 1-2'sinde saptanan mezotelyoma, ülkemizde yılda en az 500 kişide görülmektedir. Mezotelyoma’ya ait en sık rastlanan yakınmalar, ağrı ve ilerleyici nefes darlığıdır. Akciğer röntgeni ve tomografide tipik bulgular saptanabilirse de, kesin tanı için başvurulan standart yöntem akciğer zarı biyopsisidir. Mezotelyoma, erken dönemde tanınıp uygun cerrahi girişim uygulanamadığında, ilaç ya da ışın tedavisine iyi cevap vermeyen ve hastayı kısa zamanda ölüme götüren bir hastalıktır."

Konuya dair mücadele etme kararı alan Ayrancı Semt Evi gönüllüleri ise bilgilendirme toplantıları düzenleyerek yaşanabilecek sorunlar hakkında farkındalık oluşturmak istiyor. Belediyeleri bu konuda göreve çağıran Ayrancı Semt Evi gönüllüleri sürecin takipçisi olacaklarını ve asbestli binaların yıkımının mevzuata uygun yapılması için ellerinden geleni yapacaklarını belirtiyor. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.