Millî Görüş ve İsrail: Türkiye’deki İslamcıların Filistin ikiyüzlülüğü

AKP sonunda ticarete kısıtlama getirdi, ama ikiyüzlülük AKP’yle başlamadı. İsrail konusunda Türkiye’deki İslamcıların geleneği ikiyüzlülük üzerine kurulu.

Sarp Kazezoğlu

İsrail'in Gazze'ye yönelik kanlı saldırıları toplumun geniş kesimleri tarafından tepkiyle karşılandı. Kendini Siyonizm’in en azılı düşmanları olarak lanse etmeye çalışan İslamcılar bunu fırsat bilerek çeşitli kampanyalar ve eylemlerle Filistin'i kullanarak kendi siyasi programlarını ilerletmeye çalıştılar. AKP hükümetinin İsrail ile ticaretine verilen tepkiyi Erbakancı örgütler kendi bünyelerinde toplamaya çalıştı. Peki İslamcı örgütler arasında "İsrail düşmanları" ile "Siyonistler", yani Erbakancılar ve diğerleri arasında ciddi bir çekişme mi var? Yoksa aynı sahnede farklı roller mi üstleniyorlar?

Nereden çıktı bu Millî Görüş?

Erbakancı hareketin siyasete girişi 1970'lerde kurulan ve kısa sürede kapatılan Milli Nizam Partisi ile başlamıştır. Ancak Erbakan'ı ve siyasetini tartışmak için süreci daha öncesinden başlatmak gerekir. Erbakancılığın öyküsü 1950'lerde kurulan Komünizmle Mücadele Dernekleri ve fiilen onun gençlik örgütü olarak faaliyet gösteren Milli Türk Talebe Birliği ile başlar. 

Fethullah Gülen'in “örnek şube” Erzurum biriminde kurucuları arasında yer aldığı, Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Numan Kurtulmuş gibi “renkli” isimlerin içinden çıktığı bilinen Komünizmle Mücadele Dernekleri, İkinci Dünya Savaşı'nın son dönemlerinde devlet tarafından yargılanan ve bu nedenle devlete "Moskof ajanlarının” sızdığına inanan Türkçü akım tarafından ABD'nin yoğun desteğiyle kurulmuştu. Nitekim Türkiye'de kurulan ilk Komünizmle Mücadele Derneklerinin kurucuları ve anti-komünist propagandanın üreticileri eski Türkçülerdi.1

Derneğin propagandası Sovyetler Birliği'ne ve "kökü yurtdışında olan yabancı hareketlere" karşı ajitasyon yapsa da faaliyetleri her zaman 60'lı yılların devrimci, demokratik ve bağımsızlıkçı gençlik hareketlerine yönelik olmuştur. Devrimci gençlik hareketlerinin ve komünistlerin dile getirdiği, çözmek için mücadele ettiği sorunları “milli ve mukaddesatçı” bir yöntemle ele almışlar, yeri geldiğinde o sorunları yok saymışlar, yeri geldiğinde de o sorunlara “gerçek çözümü” getirecek olanların anti-komünistler olduğunu iddia etmişlerdir.2 Daha doğrusu, inkâr etmedikleri sorunları bir çözüm üretmek için değil, sinsice gericiliğin propagandasını yapmak için kullanmışlardır. 

Erbakancıların İsrail’e karşı tavrının bu yöntemden ilham aldığı söylenebilir. Devrimci gençlik hareketleri İsrail’e karşı silahlı mücadele veren Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC) kamplarına gönüllü savaşçılar gönderirken3, Türkiyeli devrimcilerden onlarca kişi Filistin için şehit olurken Erbakancılar büyük ve şaşalı “Kudüs mitinglerinde” şeriat, halifelik ve İslam devleti naraları atıyorlardı.

Siyasi takiyecilik: Dinler arası diyalog mu İsrail karşıtlığı mı?

Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin Erbakan’ı, Fethullah Gülen’i ve Erdoğan’ı kendi saflarında barındırdığından, onları yetiştirdiğinden bahsetmiştik. Öyleyse Erbakancı hareketin, AKP’nin ve Gülenci hareketin üç kardeş hareket olduğu düşüncesi sıra dışı olmamalı. 

Ancak bu üç kardeş birçok konuda kavgalı gözüküyor. Mesela Millî Görüş anlayışı söylemlerinde İslam medeniyeti ile Batı (Yahudi ve Hristiyan) medeniyetleri arasında temel ve çözülemez bir çelişkiden bahsederken4, Gülenciler (zaman zaman oldukça garip ve mekanik formülasyonlarla5) İslam düşüncesiyle Hristiyanlığı ortak noktada buluşturmayı ve birleştirmeyi amaçlıyor. AKP ise basitçe orta yolcu bir tavır takınıyor. Yeri geldiğinde tolerans ve birleşme, yeri geldiğinde de medeniyetler savaşı diyor. İsrail konusunda Gülenciler tolerans ve iyi ilişkiler savunurken, Erbakancılar İsrail ile her şekilde mücadeleyi savunduğunu iddia ediyor. AKP ise şovunu İsrail’le ilişkileri cidden tehdit etmeyecek bir şekilde yapmayı seçiyor. 

Ancak daha detaylı bir bakış, bu üç kardeşin birbirinden o kadar da uzak olmadığını gösteriyor. Alman devletinden yardım alan Erbakancı “Islamische Gemeinschaft Millî Görüş” (IGMG) STK’sı, web sitesinde dinler arası diyalog ve bir arada yaşama, Medeniyetler İttifakı hakkında pek çok makale ve hutbe barındırıyor.6 Bugünlerde BOP ve "Ilımlı İslam" projelerini Batı projesi olarak gören, başından beri bu projelere karşı çıktıklarını iddia eden Erbakancıların da kendi kardeşleri Gülenciler ve AKP gibi bu projelerde başrol oynadıklarını, sadece bunu Gülenciler ve AKP'den daha iyi gizlediklerini söyleyebiliriz.

Millî görüşçüler ve siyonistler el ele: Refahyol Hükümeti’nin antlaşmaları

Erbakancıların ideolojik iflasını ve takiyeciliğini, gerçek siyasetleriyle birleştirmek gerekir. O yüzden iktidardayken Erbakancıların İsrail ile kurdukları ilişkilere bakmamız lazım. 

Başlamadan önce Milliyet yazarı Sami Kohen’in 9 Nisan 1997 tarihli yazısından uzunca bir alıntı yapmak istiyorum: “Buluşmanın medyaya açık ilk bölümü, bu tür temaslarda alışılagelen sıcak görüntülerden çok farklı bir manzara yansıttı. Karşılıklı el sıkma dahi olmadı. Erbakan, konuya direkt girerek, İsrail'in barış süreci, Kudüs ve işgal edilmiş topraklarla ilgili politikasını kesin ifadelerle eleştirdi, barışın kurulması için bu tavrın değişmesi gereğini vurguladı. Bu sert sözler karşısında Levy de tekrar söz alıp hükümetinin siyasetini savundu. Ne var ki, basına kapalı bir saatlik toplantıda, başka bir hava esti. Görüş alışverişi daha samimi biçimde cereyan etti. Erbakan konuğuna ballı kuşburnu çayı ikram ederek, atmosferi ısıttı!.. Son söz olarak da Türk-İsrail ilişkilerinin geliştirilmesinin gerekli olduğunu vurguladı. Levy'ye kapıya kadar eşlik ettiğinde elini ‘sıcak bir şekilde’ sıktı...”7

İslamcılar için İsrail-Filistin meselesinin esasen Türkiye’nin iç siyasetine yönelik bir PR (halkla ilişkiler) çalışması olduğunu söylemek kimse için şaşırtıcı olmayacaktır. Erdoğan’ın meşhur “one minute” çıkışı da iç kamuoyuna yapılan bir şov olarak kalmıştı. 

Türkiye’deki İslamcı iktidarların İsrail’in ırkçı-vahşi politikalarına yaptığı itirazlar hep sözde kalıyor. Ancak hikayenin en ilginç tarafı, İsrail ile ticari ve siyasi işbirliğinin hep İslamcı iktidarlar döneminde zirve yapması. İsrail ve Türkiye arasındaki ilk kapsamlı ekonomik antlaşmanın Erbakan döneminde yapıldığını, antlaşmada gümrük vergilerinin aşamalı bir şekilde iki taraf tarafından kaldırıldığını ve bütün bu kararların AB emperyalistlerinin teşvikiyle yapıldığını belirtmek gerekir. 

Erbakan’ın imzaladığı İsrail-Türkiye Serbest Ticaret Antlaşması’nın amaçlarından biri “Türkiye'nin 1/95 sayılı Gümrük Birliği’ne Ortaklık Konseyi Kararı çerçevesinde ve AB'nin tercihli ticaret politikalarına uyum yükümlülüğü kapsamında AB ile İsrail arasındaki Anlaşma’ya uyumu ve Gümrük Birliği’nin ana unsurlarından birisi olan AB Ortak Dış Ticaret Politikasına Türkiye'nin adaptasyonunun” sağlanmasıdır.8 1995’te İsrail ve Türkiye arasındaki ticaret hacmi 400 milyon dolarken 1997’de bu antlaşma imzalandıktan sonra 600 milyon dolar olmuş, 2000’e gelindiğinde ise 1 milyar doları aşmıştır.9 

Ancak hikâye burada da bitmemektedir. ANAP Milletvekili Mehmet Keçeciler, Refahyol hükümetinin İsrail’le iki defa antlaşma imzaladığını ve ortak askeri harekata giriştiğini açıklamıştır. 1996 yılında imzalanan “Savunma Sanayii İşbirliği Antlaşması” ile F4 ve F5 savaş uçaklarının modernizasyonuna, 170 M60 “Patton” tankının M60T “Sabra” seviyesine yükseltilmesine ve Popeye seyir füzelerinin ortak üretimine karar verilmiştir.10 (Popeye seyir füzeleri ABD itirazları sayesinde ortak üretilmemiştir.) Görüldüğü gibi Erbakan dönemi İsrail ile gerek askeri gerek ekonomik ilişkiler açısından yeni bir çağı başlatmıştır.

İslamcıların bitmeyen takiyesi: Erdoğan’ın devam ettirdiği gelenek

Sami Kohen’in bahsettiği “kameralar önünde sert sözler, kapalı kapılar arkasında anlaşmalar” geleneği, AKP döneminde de devam etti. “One minute” çıkışı, koltuk krizi, Mavi Marmara olayı, Kudüs Büyükelçiliği krizi… Krizlerin başladığı 2009 yılından bu  yana her iki taraf da zaman zaman diplomatik temsilcilerini geri çağırdı. Ancak bu krizlerin hiçbiri Türkiye'nin İsrail’le ekonomik bağlarının sorgulanmasına ya da fiili stratejik ortaklığın askıya alınmasına yol açmadı. Aksine bütün bu krizler olurken İsrail-Türkiye ticaret hacmi büyümeye devam etti. “One Minute” krizinin olduğu yıllarda Türkiye ve İsrail arasındaki ticaret hacmi 4,58 milyar dolardan 7,24 milyar dolara sıçrayarak neredeyse iki kat arttı.11 TÜİK’in 2022 yılındaki verilerine göreyse ticaret hacmi neredeyse 10 milyar doları aşmak üzereydi.12

İsrail'in Gazze'ye yönelik soykırım saldırısına rağmen İsrail ile ticaretin artarak devam ettiğini her gün takip ediyoruz. Her gün bir başka sermaye grubunun veya devlet şirketinin tepkiler üzerine alınan ticareti kısıtlama kararlarını ihlal ettiğini, İslamcı hükümetlerin ne pahasına olursa olsun İsrail ile ticaret ve işbirliğinden vazgeçemeyeceğini bir kere daha görüyoruz. Anlaşılan Erbakan'dan süregelen takiye geleneği devam ediyor.

  • 1. Ertuğrul Meşe, Komünizmle Mücadele Dernekleri, 2016, sf. 118.
  • 2. Komünizmle Mücadele Yolları, Komünizme ve Komünistlere Karşı Türk Basını Özel Sayı 1, 1972, s. 98.
  • 3. THKO kurucularından Oktay Etiman, Filistin’e neden gittiklerini “Bizler enternasyonalist sosyalistleriz. Dünyanın neresinde emperyalist işgal, zulüm, baskı ve sömürü varsa oraya gitmeye hazırdık. Bu Vietnam, Kamboçya, Laos veya Filistin olabilirdi” diyerek özetler. O devrimcilerin hikayeleriyle ilgili daha fazla bilgi Faik Bulut’un Independent Türkçe’ye yazdığı “Filistin'e giden Türkiyeli devrimcilerin serencamı (1)” ve “Filistin serüveni üzerine devrimci edebiyat (2)” adlı iki yazıda ve Turhan Feyzioğlu’nun Denizler ve Filistin kitabında bulunabilir.
  • 4. Millî Görüş’ün bu düşüncesinin Samuel Huntington’un ortaya attığı ve ABD’li yeni muhafazakar (neo-con) hareketin benimsediği “Medeniyetler Savaşı” düşüncesine benzerliği ayrıca dikkat çekicidir.
  • 5. Buna bir örnek olarak Gülencilerin Kelime-i Tevhid’i ortadan ikiye bölerek Müslümanları ve Hristiyanları tektanrıcılık üzerinden birleştirme çabası gösterilebilir.
  • 6. “24 muslimische und katholische Frauen als “Kulturmittlerinnen” zertifiziert” (24 Müslüman ve Katolik kadın "kültürel arabulucu" olarak sertifikalandırıldı) (https://www.igmg.org/24-muslimische-und-katholische-frauen-als-kulturmi…)
  • 7. Sami Kohen: Erbakan'ın İsrail ile diyaloğu! (https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/sami-kohen/erbakanin-israil-ile-di…)
  • 8. T.B.M.M Tutanakları, Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Serbest Ticaret Alanı Anlaşması ve İlgili Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/570)
  • 9. 1995-2014 Döneminde Türkiye-İsrail Dış Ticareti, Miraç Yazıcı
  • 10. Türkiye & İsrail Savunma İş Birliği Anlaşması (1996) (https://mavivatan.net/turkiye-israil-savunma-is-birligi-anlasmasi-1996/)
  • 11. Türkiye İsrail İlişkilerinin Ekonomi Politik Analizi, Haluk Yergin, sf. 4 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/117318)
  • 12. https://tr.euronews.com/2023/10/11/turkiye-israil-ekonomik-iliskileri-n…