Komplo teorisyenlerine kulak asmayın

23/03/2020 Pazartesi
Komplo teorisyenlerine kulak asmayın

Amerika Birleşik Devletleri, devrimden sonra Küba’ya birden fazla kez biyolojik saldırıda bulundu. Küba tarımını ve hayvancılığını sabote etmek için türlü hastalıklar yaydılar. Kübalıların sağlığını doğrudan tehdit eden girişimleri de oldu.

Söz konusu saldırıların çoğu kanıtlandı, ABD yönetimi uluslararası alanda utanç verici duruma düştü. Her defasında Küba Devrimi bu kalleş girişimleri boşa çıkardı. Dahası ABD saldırganlığı farmakoloji, biyoteknoloji, biyogenetik gibi alanlarda Küba’nın bugünkü ileri konuma gelmesine dolaylı yoldan yardım etti. Küba halkı, devrimi savuna savuna öğrendi ve gelişti. 

Virüs ve bakteri yayarak “düşman”ı alt etmeye çalışmak teknik açıdan elbette mümkün. Biyolojik ajanları savaşta kullanmak için silahlar geliştirildiği gibi, örtülü ve sinsi bir biçimde kitlesel kırıma yol açmak için de laboratuvarlarda çalışma yürütüldüğü biliniyor. 

Emperyalizmin hele hele ABD emperyalizminin fıtratına fazlasıyla uygun bu yöntemler.

Uluslararası ilaç tekellerinin kimi örneklerde panik yaratarak ilaç ve aşı pazarlamaya çalıştığı, gereksiz ilaç kullanımını teşvik ettiği, bu anlamda bilerek ve isteyerek insan sağlığı ile oynadığı da bir gerçek.

Aklı başında kimse “yok yahu, bunlar uydurma” diyemez.

Ancak buradan hastalıkların önemli bölümünün laboratuvarlarda üretildiği sonucunu çıkarmak tam anlamıyla uydurmak oluyor. Burada aşı düşmanlığına hiç girmiyorum, bu tutuma bilim cephesinden oldukça güçlü yanıtlar verildi.

Ama bu zihniyet sürekli bir şeyler buluyor kendine. 

Son salgına, KOVİD-19 hastalığına neden olan virüsle ilgili iki komplocu teze değinmek istiyorum. 

Bunlardan ilki, virüsün Çin, İran gibi ülkeleri ekonomik ve sosyal açıdan çökertmek için üretildiği iddiası. Salgının çıkışından sonra ABD’nin bunu Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı bütün alanlarda bir koz olarak kullanmak istediği doğru. Peki, Çin’deki bir salgının en fazla ABD ekonomisini vuracağı ortadayken, Çin yönetimi defalarca böyle bir bulguya rastlanmadığını açıklarken, bilimsel araştırmalar virüsün “doğal” olduğu sonucunu verirken hâlâ bu iddiayı dillendirmenin ne anlamı olabilir ki? Başkaları da çıkıp, “bu işten Çin avantajlı çıkıyor, hem erken toparlandı hem de büyük prestij elde etti, onlar salgını bilerek yaydı” dese, sizce hangi komplo kurgusu daha inandırıcı olur?

İkinci iddia ise şöyle: “Ortada abartılacak bir durum yok, ilaç tekelleri tehdidi büyüterek üretmekte oldukları aşı ve ilaçlar için pazar yaratıyor”. Evet uluslararası tekeller salgını bir fırsat olarak görüyor. Daha şimdiden milyonlarca kişiye salgın nedeniyle destekleyici ürün sattılar. Tedavi edici ilaç ve önleyici aşı geliştirildiğinde muazzam paralar kazanacaklar. İyi ama salgın hastalıklar, uluslararası ilaç tekelleri henüz ortaya çıkmamışken de vardı ve büyük kitleler bu hastalıklar yüzünden kırılıyordu. Dolayısıyla ilaç ve aşı değil burada suçlu olan. Bunların ticaret konusu olması asıl dert. Büyük firmalar su işinden çok para kazanıyor diye su içmeyecek miyiz? “Günde bir bardak su yeter, gerisi su şirketlerinin uydurması” mı diyeceğiz!

Mevcut pandeminin neden özellikle tehlikeli olduğunu bilim insanları farklı yönlerden ortaya koyuyor ancak bugün gelinen noktada ortaya çıkan tehdidin boyutlarını algılamak için bilim insanı olmak gerekmiyor. Evet, kapitalizm paniği de paraya çevirir, hatta bazen durup dururken panik yaratır ama bugün birilerinin “önemli bir şey yok” demesiyle rahatlayan varsa gerçekten yazık! Böyle diyenlerin arasında hekimlerin, uzmanların olması da başka bir yazık!

Komplo teorisyenleri neye hizmet ediyor? Bunu soralım ve yanıtlayalım.

Komplo teorisyenleri insanlığa karşı komplo kurma yeteneğine sahip güç ve odaklara hizmet etmekte.

Her şeyden önce komplo teorisyenleri ya bilinmedik aktörlere işaret eder ya da az sayıda dev şirketin her tür kötülüğün kaynağı olduğu tezini işler. Bu yaklaşım yanlıştır ve bir sistem olarak kapitalizmi aklamaktan başka bir şeye yaramaz. Nitekim Türkiye’de komplo teorilerine düşkün olanların sistemi bir bütün olarak sorguladığı görülmemiştir; hatta yerli sömürücülere karşı bayağı zaafiyet içinde oldukları söylenebilir.

Oysa yaşanan bütün sistemi içine alan bir çürümedir. ABD, Fransa ya da Almanya’daki dev ilaç firmaları ile Türkiye’deki bir özel hastane aynı güdülerle faaliyet gösterir. Hastanenin hastaya, üstelik gerekli-gereksiz çok harcayacak “müşteri hasta”ya ihtiyacı vardır. Roche ya da başka bir şirketle falanca hastane arasında özde hiçbir ayrım bulamazsınız. Yerli ilaç firmalarının güçleri yetse aynen uluslararası alanda öne çıkan şirketler gibi hinoğlu hinlikler düşüneceklerinden emin olabilirsiniz. Bu iyilik-kötülük konusu değildir; kapitalizmin biricik ahlakı kârdır!

Aynı şey gıda sektörü için de geçerli… 

Ve bütün sektörler… 

Kapitalizm insan sağlığının, aklının, ihtiyaçlarının, eğlencesinin, toplumsal ilişkilerin, kısacası her şeyin metalaşmasıdır ve karşılaştığımız tehdit bir komplo değil apaçık bir gerçekliktir. Her komplo teorisi bu gerçeği örtmektedir. Emperyalist dünyada komplo elbette vardır ancak onlara da soğukkanlılık ve bütünlükle bakmak gerekir.

Yaşadığımız salgını ve salgının yol açtığı yıkımı komplolara sığdıramazsınız. 

Sağlık sistemi özelleştirme uygulamaları nedeniyle her yerde çökertildi. Sovyetler Birliği varken, kapitalist ülkeler hiç değilse sosyal devlet uygulamalarına mecbur kalıyordu. İki sistem arasında amansız rekabet sürerken bütün topluma parasız eğitim ve sağlık hizmeti götüren sosyalizm karşısında kapitalist ülkeler ekonomik güçleri oranında halk yararına uygulamalara mahkum oluyordu. SSCB yıkıldı, kapitalizmin freni patladı. Sağlıkta planlama yok, yatak az, eğitilmiş personel sınırlı, bütçe kısıtlı! Suçlu kapitalizm.

Dünyada resmi rakamlarla 150 milyon kişi evsiz, 2 milyara yakın kişinin ise yaşadığı konut sağlıklı değil. Resmi rakamların yanıltıcı olduğunu bilsek bile bu tablo yeterince ürkütücü. Ev sorunu varsa, salgın hastalık da vardır ve evsizlik kapitalizmin marifetidir.

Tarih salgın hastalıkların savaşlarla birlikte patladığını gösterir. Silahlı çatışmaların yıkıcı taraflarından biri, cephede ve cephe gerisindeki savaş ekonomisi koşullarında insan sağlığının hiçe sayılmasıdır. Yemen’deki kırımı hatırlayalım. Bugün bölgesel savaşların tamamı salgın hastalıkları davet etmektedir. Kullanılan silahların yarattığı kimyasal kirlilikle ilgili devasa sorunları da ekleyelim. Militarizm öldürür, militarizm hasta eder. Unutmayalım, savaşlar komploların değil emperyalist rekabet ve saldırganlığın ürünüdür.

Çalışma koşulları giderek kötüleşmektedir. Mesai saatlerinin uzamasının da yardımıyla bu olumsuz koşullar emekçilerin direncini düşürmekte ve onları her tür hastalığa açık hale getirmektedir. Günde 12 saat kapalı bir ortamda aralıksız çalışan yüz milyonların olduğu bir dünyada virüs üretmeye ne gerek var?

Devam edelim… Bugün salgını dehşet verici hale getiren olgulardan biri her yerde sosyal güvenlik sisteminin çökertilmesidir. Emekliler, yaşlı nüfus bir yük olarak görülmektedir. Komplo teorisyenlerinin bir bölümü salgının yaşlı nüfustan kurtulmak için tezgahlandığını da ileri sürdüler. Ama kapitalist ülkelerin yaşlı nüfustan zaten büyük ölçüde kurtulduğu gerçeğini hiç dile getirmiyorlar! Bütün gelişmiş kapitalist ülkelerde emeklilerin durumu radikal bir biçimde kötüleşti. Virüs, büyük bölümü sağlıksız beslenen, düzgün tedavi görmeyen, ağır psikolojik sorunlarla boğuşan, dolayısıyla korumasız olan ve kendisini korumasız hisseden ihtiyarları vuruyor. Bunun için komploya gereksinim yok; kapitalizm onları sarstı, hastalık düşürüyor!

Göçmen sorunu… İşsizlik… Kentlerin plansızlığı… Trafik… Örgütsüzlük… Bencillik… Cehalet… Dinsel bağnazlık…

Devam edeyim mi? Bu dertlerle boğuşmayan bir dünyada yayılmayacak, belki de hiç ortaya çıkmayacak bir virüs insanlığı tehdit ediyor.

Evet bütün bu sorunlar var ve birer komplonun ürünü değiller. Bunlar kapitalizmin gerçekliği. Bu gerçeklikle mücadele edersen, insanlığı komplolara karşı da korursun. Bu kadar basit.

Paniğe gerek yok. Ancak eğer geleceğimizi kapitalizmin insafına terk edeceksek paniklemek için çok neden var demektir. 

Bugünkü dünya sistemi çökme eşiğindedir. Çökecek bina için tek uygun işlem onu yıkmaktır. Bilinçli insan eylemi ile çökertilmezse bu sistem, kesin olarak insanlığın üzerine çökecektir.

Ve bu bir komplo filan değil, fazlasıyla aleni, açık bir kıyamet olacaktır.

Komplo düşkünlerine kulak asmayın. Virüse karşı önlem, insanlığı yok etmeye kararlı bu toplumsal düzene karşı tavır alın!