Muğlaklık

24/03/2016 Perşembe
Muğlaklık

Türkiye muğlaklıklar ülkesi haline geldi. İktidar muğlak. Muhalefet muğlak. Sığınmacılar politikası muğlak. Terör muğlaklığa alan açıyor. Çok şey muğlak.

Eski ortaklar kavga etti. Fırsat bulsa biri diğerinin çanına ot tıkayacak, fakat biri diğerini yenemiyor. Bakiye muğlak. Muğlaklık iki tarafın da işine geliyor olmasın!

Liberaller başbakanın arkasına güç yığarak cumhurbaşkanının gücünü sınırlayacaklarını umuyorlar. Beklenti muğlak.

Aynı dünya görüşü içinde liderliğin değişmesi demokratikleşmeyi getirmez, esas olan politikanın değişmesidir. Epistemolojileri aynı olan farklı kişilerin tarzları farklı olsa da politikaları benzerdir. Umutları muğlaklaştırır.

Muhalefet partilerinin duruşları muğlak. Muhalefet edilmesi gerekenin kapitalist sistem olduğu ortada, etnik ve/veya dini kimliğe dayalı alternatif öneriler muhalifliği muğlaklaştırıp, sistemi besliyor.

Muğlaklık muhalefeti tüketiyor. İktidar muğlaklıktan besleniyor.

Türkiye-AB ilişkisi muğlak. Sığınmacılar konusunda Davutoğlu AB ile bir ‘anlaşmaya’ vardı; durum iki taraf için de muğlak.

AB muğlaklığa katkı sunuyor. İktidar muğlaklığı seviyor.

18 Mart 2016 da iki taraf uzlaştılar. Bu bir antlaşma değil. Hukuken bağlayıcılığı yok, fakat siyaseten etkili. Kısa keselim; bu bir mutabakat metni. Tarafların (AB ve Türkiye) sığınmacılar konusunda neyi nasıl yapacaklarını konuşup, kayıt altına aldıkları bir mutabakat metni. 9 maddeden oluşuyor.

Uygulama karşılıklı güvene dayanacak; ancak iki tarafın da birbirine güveni muğlak. İki taraftan biri diğerini ödevini yerine getirmemekle itham edebilir.

İki taraf da kendi yurttaşlarına diplomatik zafer kazandığını söylüyorlar. Metin muğlak, politika muğlak, zafer de muğlak.

Peki, kaybeden kim? Uğurlarında meydan muharebesi yapılan sığınmacıların bazıları net kaybedenler, çünkü bazı sığınmacıların statüleri muğlaklaşacak.

Türkiye’de ‘misafirken’ Yunanistan’a geçip iltica başvurusunda bulunan Suriyeli bir sığınmacı Yunanistan’da iken mülteci, Türkiye’ye iade edilince tekrar ‘misafir’ mi olacak? Mutabakat zaptı bunu tanımlamıyor. Yalnızca iade edilecek diyor. İstatistiki bilgi veriyor: bire bir. Bir Suriyeli gelecek bir Suriyeli gidecek.

Niçin böyle? AB’ye illegal sığınmacı geçişini önlemek adına böyle yaptıklarını söylüyorlar. Ne kadar insanî bir tutum! Yüreğine dokunuyor insanın…   

Avrupa kapitalizmi asildir, herkesi kabul etmez içine. Karpuz seçer gibi...

Mutabakat zaptının muğlaklığı Avrupa kapitalizmine dilediği gibi seçme imkânı sunuyor. Yunanistan’da kimin Türkiye’ye iade edileceğine kendileri karar verecek, Türkiye’den AB’ye sevk edilecek olanlara da birlikte karar verecekler. Sığınmacıların söz hakları yok. Taşınma maliyetini AB karşılayacak.

Muğlak mutabakat sığınmacıları istatistiki veriye dönüştürüyor. Sığınmacının adı yok; sınıfları belli; varlıklı olanlar, eğitimli olanlar beri gelsin. Diğerleri ne olacak? Hak getire…

Mutabakat metnine göre, AB 54 bin sığınmacıya kapısını açacak. Diğer veriler birleştirerek değerlendirilirse AB azami 72 bin kişiyi üç yıllık süreçte AB ülkelerine yerleştirecek, fazlası yok, mutabakat burada sona erer diyor.

NATO sığınmacı avında. Ege denizinde tuttuğunu Türkiye’ye iade edecek, kaçırdıkları bu mutabakat zaptında tanımlanan biçimiyle Türkiye’ye iade edilecek.

İltica talebinde bulunmayan veya başvurusu Yunanistan’da geçersiz bulunan sığınmacılar Türkiye’ye iade edilecek. Hepsi mi? 54 bin ile mi sınırlı? Muğlak bir durum.

Bu pazarlıktan (Başbakan ifadesini sonra değiştirdi ve insanî bir mesele olduğunu söyledi), ‘insanî politikadan’ Türkiye ne alacak?

AB ile üyelik müzakerelerine hız vereceğiz, yeni fasıl açacağız ve yenilerinin açılması için hazırlıkları hızlandıracağız diyorlar. 33. Fasıl açılacak. Peki, bu faslın içeriği ne? Lütfen açıp kendiniz okuyun; kalemim isyan halinde, yazmıyor.

2005 yılı Ekim ayı başında müzakereye başlanacağına karar verilip, kısa süre içinde 8 fasıla açılamaz ve kapanamaz blokajı konulmuştu. Rum tarafı kuyruğu dik tutuyor. Rum tarafı ikna edilemeyince Fransa’nın bloke ettiği fasıllardan ‘en manalısını’, ‘en elzemini’ serbest bırakıyorlar. Büyük bir zafer!

Davutoğlu psikolojik eşiği aştık, tarihi bir an derken, tarihçi AB Konsey başkanı Polonyalı Tusk, tarihi şaşırtacak bu açıklamayı şaşkınlıkla karşıladı; ‘tarihi bir an mı bunu bilemiyorum ama sonuçtan memnunum’ demekle yetindi. Başka ne diyebilirdi ki? Her şeyi klişeleştiren Davutoğlu nihayetinde bu anı da klişeleştirdi: ‘psikolojik eşiği aşmak için bir adım attık’.

Gümrük Birliği anlaşması nihayetlendirildiğinde Çiller’in AB’ye tam üye olacağız demesinden bugüne 21 yıl geçti. Büyükşehir belediyesinin Ankara’nın göbeğinde müzakereye başladık diye güpegündüz havai fişekli kutlama yapmasının üzerinden 10 yıl geçti. Fasılların bazıları açılamaz-kapanamaz, hepsi açılsa-kapansa dahi her daim yeniden açılabilir kuralını bilen de yazdı, bilmeyen de konuştu.

Zaman kısıtlaması yok. İki taraf da şu tarihe kadar müzakereler sonuçlandırılır, aksi halde herkes yoluna demedi. İki taraf da muğlaklığı seviyor.

Bu mutabakat zaptı 3 milyar Avro artı iki yıllığına 3 milyar daha formülünü öngördü ve paranın nasıl harcanacağını tanımladı, kayıt altına aldı. İlk 3 milyar Avro on gün içinde projelendirilip AB komisyonunun onayıyla sığınmacıların eğitimi, sağlık hizmetleri ve altyapı giderleri için kullanılacak. Diğer 3 milyar Avro ise yine AB komisyonunun onayı ile 2 yıllığına gerekli görülürse tahsis edilecek. Türkiye bu kaynağı daha önce yaptığı harcamaları tazmin etmek için kullanamayacak, ilerisi için kullanabilecek.

Vize serbestliği nisan ayının sonuna kadar Türkiye’nin atacağı adımlara bağlanmış gözüküyor. Nisan sonunda daha önce karar verilen 72 konudaki eksikliklerin tamamının tamamlanması bekleniyor. Bu konu Nisan ayı sonunda AB Komisyonuna sunulacak, AB parlamentosu ve AB Konseyi konuyu değerlendirecek ve karara bağlayacak. Eksiklik olursa Türkiye’den yeni taleplerde bulunacaklar. Muhtemelen buna göre vize serbestliği konusu ötelenebilecek. Haziran sonuna kadar bütün bu süreçlerin tamamlanması bekleniyor. Beklenti muğlak.

Geri kabul antlaşması fiilen yürürlüğe girmiş oluyor. Uygulama nasıl olacak muğlak. Vize serbestliği ötelenirse geri kabul antlaşması uygulaması ötelenecek mi bu durum muğlak.

Gümrük Birliği Antlaşmasının bir üst seviyeye yükseltileceği (upgrade) not edilmiş, bu ne anlama geliyor?

Güncelleme değil, bir üst seviyeye çıkarma kast ediliyor. İnsanın aklına şu soru geliyor: Tam üyelik dışı bir girişimin başlangıcı mı yapılıyor? Eğer böyle ise, içi doldurulmamış yeni bir imtiyazlı ortaklık ile vize serbestliği, geri kabul antlaşması ve sığınmacılar konuları arasında Kayseri pazarlığı mı yapılıyor? Hepsi muğlak.

Son tahlilde net olan bir şey var: Davutoğlu AB ile nikâh tazelemek istiyor. Psikolojik eşiği aşmak için bir adım atıldığını ileri sürüyor. Bakalım Nişan olacak mı? Nisan sonunda AB Parlamentosu ve Konseyi nihai kararını verdiği zaman ipucunu görmek mümkün olacak.

Mutabakatın son maddesinde geçen ‘güvende hissedebilecekleri yer’ ifadesi basında adeta güvenli bölge oluşturulması doğrultusunda bir adım gibi sunuldu. Maddenin doğru çevirisi ve anlamı şudur:

9. madde: ‘AB ve üye devletleri, Türkiye ile birlikte Suriye içinde insani koşulları iyileştirmek için her türlü gayreti gösterecek, bu alanlar özellikle Türkiye sınırına yakın, yerel nüfus ve mültecilerin kendilerini daha güvenli hissedebilecekleri yerlerde olmalı.’

Bu ifadeden güvenli bölge oluşturulmasına karar verildi sonucu çıkarmak mümkün değildir. Erdoğan’ın böyle bir talebi olmasına, Merkel’in de buna cevaz veren ifadelerde bulunmasına rağmen Suriye’de güvenli bölge oluşturulması BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan mümkün olamaz. Zaten Srebrenica kıyımı göz önüne alındığında güvenli bölge oluşturmanın yanlışlığı ortadadır.

Son olarak, muğlak olmayan iki nokta şunlardır: İlk olarak, deniz yoluyla Yunanistan’a ulaşan sığınmacıların büyük çoğunluğunun Türkiye üzerinden gittiği doğrultusunda bir kanı oluşmuştur. Türkiye’den kendi sınırlarını kontrol etme becerisi göstermesi beklenmektedir. İkinci olarak, Türkiye’nin Suriye’den kabul ettiği 2.7 milyon ‘misafir’ Türkiye’de kalacak, bunların Avrupa’ya gidişini önlemek Türkiye’nin üzerine yüklenen bir sorumluluk haline gelmiştir. Kayseri pazarlığı yapmak için kullandığı malzeme zaman içinde elde patlayabilir.

ÖNCEKİ YAZILARI

NATO zirvesinin önemi 04/12/2019 Çarşamba
Suriye üzerinden 27/11/2019 Çarşamba
Görüşme! 20/11/2019 Çarşamba
Macron, NATO, beyin ölümü! 13/11/2019 Çarşamba
Gençler… 06/11/2019 Çarşamba
Kim kazandı? 23/10/2019 Çarşamba
Maksimalistler... 16/10/2019 Çarşamba
ABD ve Türkiye’de tuhaflıklar 09/10/2019 Çarşamba