Siyasal partiler

27/11/2012 Salı
Siyasal partiler

Burjuva demokrasisi, halkı birinci sıraya yerleştirir ve egemenliği ona teslim ederken, oluşturduğu kurum ve kurallarla, bu soyut teslimiyeti halktan alarak somutlaştırır. Egemenlik, Anayasa’da halkın, ama uygulamada burjuvanındır. Materyalist olmayan yönetim teorileri de hep bu somut üzerinde döner.

Tıpkı halk gibi, siyasal partiler de demokrasinin vazgeçilmezleri, olmazsa olmazlarıdır. Radikal sağından radikal soluna toplumun tüm renklerini yansıtan örgütler olarak, kimi zaman yasaklansalar ya da kapatılsalar da var olurlar. Ancak onları egemenin istediği yönetim sistemine varlıkları değil, egemenin koyduğu kurallarla yapılan seçimler yerleştirir. Kurulan ve faaliyetine izin verilen her partinin, kural koyuculuğa ve yöneticiliğe soyunmasına izin verilmez. Seçimlerde başarılı olsa da olmasa da her siyasal partinin temsilcisi olduğu, sesi olduğu insanlar vardır. Bu sesin kumanda aleti ise kural koyucu egemenin elinde durur.

Türkiye, birçok alanda olduğu gibi, siyasal partiler alanında da ilginç ve çarpıcı görüntü veriyor. Konu birçok yönden incelenmeye araştırılmaya değer. Burjuva demokrasisi ile gerçek demokrasi arasındaki bu kimi ince kimi kalın farklılıkları görmek isteyen ve gerçek demokrasiyi yaşama geçirme uğraşında olanlar için Türkiye tablosu önemli ipuçları verecektir ve geniş bir çalışma alanıdır.

Peşinen söyleyelim ki, nicelik ve çoğunluk üzerine kurulu çalışmalar hem sınırlı kalacak hem de gerçekleri tam olarak yansıtmayacaktır. Bir de siyasal partiler üzerindeki çalışmaların, çok disiplinli yapılması, örgütsel sınırlardan ve çalışma alanlarından kurtarılması gerekir. Tüm üst yapı kurumlarında olduğu gibi siyaset kurumunda da üretim ilişkileri ve toplumsal ilişkilerden bakarak analize girmek gerekir.

Kimi güncel bilgileri anımsayalım:

tablo1_2.jpg

Görüldüğü gibi, Devlet organları içinde yer alabilen parti sayısı ile dışarıda faaliyet gösteren parti sayısı arasında uçurum var. Siyaset bilimciler, 69 parti ile yönetimdeki partiler arasındaki bu uçurumu -hukuksal, siyasal, sosyal ya da ekonomik- hangi nedenlere bağlarsa bağlasın, anayasal kurallar içinde faaliyet gösteren, tüzük, program, örgüt ve üye sahibi olan bu dışardaki partiler örgütsel olarak yok sayılamaz.

Bay lider ve partisinin, hukuksal ya da fiili, her türlü seçim oyunuyla birkaç partiden oluşan ve ulus adına yetki kullanan bir Meclis’e dahi dayanamayarak yeni arayışlara girmesi, siyasal partilerden, asıl olarak da gerçeklerin ortaya çıkmasına emek harcayan toplum-parti birlikteliğinden ve emek yanlı örgütlenmelerden korkmasının uzantısıdır. Hukuk, ekonomik güç, seçim barajı ve oyunu gibi yöntemlerle oluşturulan ve çoğunluğu elde tutulan bir Meclis’e dahi dayanamamak, niceliksel üstünlüğe karşın, ezilen ve sömürülen geniş kesimlerin gerçek seslerinden ve bu seslerin temsilcisi örgütlenmelerden, partilerden korkmanın sonucudur. Tüm ipleri elinde tutmak isteyen bir lider sevdası, asıl olarak gerçeklerden korkunun dışa vurumudur.

Temel sorun, örgütsel ve niceliksel olmaktan öte fikirseldir, dünyaya bakışla ilgilidir. Dışarıdaki partilerin aynı dünya görüşünde olmamaları bu sorunu değiştirmez. Sermayenin sınırsız isteklerine hayır demeyen, emperyalizmin politikalarından -kimilerini ayıklasa bile- rahatsızlık duymayan, ekonomik politikalarını sermaye sınıfının rahatını bozmadan, payını azaltmadan, hatta artırarak oluşturan, sınıfsal karşıtlıkla değil, yardım, bağış, zekat veya hukuksal bölüşüm yöntemleriyle sosyal olmaya çalışan, sermaye sınıfının isteklerini, onların selameti için düzene sokmaya çalışan partiler, içeride ya da dışarıda olmaktan fazlaca kaygı duymayabilirler. Halkın bir bölümü de küçük farklılıklara razı olarak, aynı yelpazenin Meclis içinde bulunmasıyla yetinebilir yönetimde istikrar için temsilde adaleti feda edebilir.

Her türlü sömürüye karşı çıkan, ezilmeyi reddeden, “eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık” savunuculuğu yerine “eşit, özgürleştirilmiş ve bağımsızlaştırılmış” toplumu hedef alan ve bu amaç için çalışan, hakları soyut olarak anayasa ya da yasalarda görmek yerine somut olarak yaşamda görmek isteyenler ise mevcut tablonun yalnızca “seçilmişler” bölümüyle yetinmezler. Kendileri yetinmediği gibi, tüm ezilenlerin de yetinmemesi için uğraş verirler. Sınıfsal bakan, sosyalizmi programının ve politikasının temeline koyan, siyaset, din, hukuk gibi üst yapı kurumlarıyla oyalanmak yerine emeğini ve enerjisini üretim ilişkilerine ve toplumsal ilişkilere yığan, dayatılan güncel politikaların rüzgarına kapılmadan etrafındaki gerçekleri görerek somut durumun somut analizini yapan siyasal partiler onlar için elzemdir. Onların yeri, sermayenin siyaset sahnesindeki tiyatrosunu izlemek değil, gerçeklerin yaşandığı alanlardır.

Başkanlık, yarı başkanlık, partili cumhurbaşkanlığı gibi “tek görüş-tek lider” dayatmalarının yapıldığı “bay lider” güdümlü önerilere kapılıp, şu yönüyle olumlu, şu yönüyle eleştirilebilir gibi gözü kapalı ve toplumun gerçeğinden uzak tartışmalara girmek yerine, halkın somut yaşamını gören, eşitsizliği ve adaletsizliği ortaya çıkaran, kimlerin sömürüp kimlerin sömürüldüğünü ve sömürünün nedenlerini gözler önüne seren, bu konularda halkın içine girip çalışan, üreten, gazetesiyle, dergisiyle, kitabıyla, toplantısıyla, eğitim programıyla halkı aydınlatan, toplumdan ve gerçeğinden kopmayan partilerle sıcak temasa girmek çok daha anlamlı ve yararlı olacaktır. Bu asıl olarak da yakınanların, sömürülenlerin ve ezilenlerin yapması gereken bir iş olmalıdır.