Tüm yönleriyle infaz düzenlemesi: Bu fırsatçılık şaşırtıcı değil...

‘İktidarı eleştiren TIR şöförünü bile gözaltına alan, adli kontrol kararı ile serbest bırakan bir düzende, iktidarı eleştiren gazetecilerin, yazarların, siyasi kişilerin siyasi iktidar tarafından tahliye edilmesini beklemek anlamsız…'
soL - Haber Merkezi
Perşembe, 02 Nisan 2020 12:22

Yeni koronavirüs salgını sonrası AKP’nin hazırladığı yeni infaz düzenlemesinin tüm yönlerini Avukat Özge Demir’le konuştuk. Demir, gazetecilerin, yazarların, siyasi tutukluların haksız yere cezaevinde tutulduğunu belirtirken, “Diğer yandan bu kişiler aynı zamanda Türkiye'de tanınmış kişiler, haksız yere cezaevinde tutacaksanız, koronavirüsü kapmalarını da göze alıyorsunuz demektir. Kadına yönelik şiddet uygulayanları, cinsel saldırı suçunun basit halini işleyenleri serbest bırakacaksınız ama koronavirüsü kapmalarını göze aldığınız gazetecileri, yazarları, siyasi kişileri içeride tutacaksınız. Bu infaz yasası bunu getiriyor. Siyasi iktidar herkesin adalet duygusunu temelden sarsan bu durumu göze alabilecek mi, göreceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

‘CEZAEVİNE YAYILIRSA DURDURMAK ÇOK ZOR’

Uzun süredir gündemde olan infaz düzenlemesine ilişkin hazırlıklar koronavirüs salgını sonrası bir anda hız kazandı ve şimdi Meclis gündeminde. Düzenlemenin içeriğine ilişkin genel değerlendirmenizle başlasak?

Öncelikle şu soruyla başlamak lazım, “Pandemi karşısında böyle bir düzenlenmeye ihtiyaç var mı?” Kuşkusuz var... Özellikle AKP döneminde hapishane sayısı 2 katına çıktı ve 300.000’e yakın insan da hapiste. 30 kişilik koğuşlarda 45 kişinin kaldığı söyleniyor. Hal böyle olunca da sosyal izolasyon, birileri ile arana 1 metre mesafe koymak imkansız. Üstelik bilindiği üzere ateş ölçmek dışında henüz yaygın bir test uygulaması da yok. Hastalığı tespit etme konusunda oldukça geride kaldığımız düşünülürse cezaevinde herhangi bir kişi virüs kaptığında bunun yayılmasını önlemek çok zor. Adalet Bakanlığı 3 haftadır mahkumların aileleri ile görüşmelerini kaldırdı, telefon görüşmelerinin süresini artırdı. Şimdi görüntülü konuşma düzenine geçmeye çalışıyor. Üstelik infaz memurlarının da cezaevinin misafirhanelerinde kalması gibi bir uygulamaya geçiyor. İnfaz memurlarının da dışarı ile teması en aza indirilmeye çalışıyor çünkü cezaevinde bulunan bir kişi ortalama 2 defa üst aramasından geçiyor, eğer avukatı ile görüşecekse 4 defa aranıyor ve yemeklerini, ihtiyaçlarını infaz memuru iletiyor. Herhangi bir infaz memurunda olan bir virüsün tüm cezaevine yayılmasını engellemek imkansız. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve daha pek çok örgüt özellikle gazeteci, yazar ve siyasi nedenlerle tutuklu bulunanların derhal tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

‘CEZAEVLERİNDE POZİTİF VAKA YOK DEMEK GERÇEKÇİ DEĞİL’

Adalet Bakanı henüz cezaevlerinde pozitif bir vakaya rastlanılmadığını söyledi. Gerçekte test yapılmadı aslında. Bu açıdan cezaevlerinde negatif vaka yok demek de, pozitif vaka yok demek kadar gerçekçi. Bence bir infaz düzenlemesi ve cezaevlerinden birilerinin çıkması gerekli. Bu bir zorunluluk.

Ancak bu birilerinin kim olacağı sorusunun cevabı, "Dervişin fikri ne ise zikri odur" deyişi ile açıklanabilir. Birileri uyuşturucu ticareti yapanların dışarı çıkmasını istiyor, birileri çocukları istismar edenlerin dışarı çıkmasını istiyor, birileri ise siyasi nedenlerle içeride olanların, gazetecilerin içeriden çıkmasını istiyor... 

Aslında AKP hem birilerini serbest bırakıyor hem de düzenlemenin içeriğine her zaman yaptığı gibi kendi istediği pek çok şeyi de ekliyor. Olumlu bir şey yapıyormuş gibi gözükürken, kendi istediği pek çok uygulamayı da yürürlüğe sokuyor. 

‘KADINA YÖNELİK ŞİDDET SUÇUNDAN TAHLİYELER YAŞANACAK’

Siz de değindiniz. Düzenlemenin ilk taslağı cinsel suçlar ve uyuşturucu suçu gibi başlıkları da kapsıyor, serbest bırakılmalarının önünü açıyordu. Tepkiler sonrası bu iki başlığın kapsam dışında bırakıldığı belirtiliyor. Son durum nedir?

İnfaz yasasında çeşitli düzenlemeler yapmak aslında AKP'nin 2 yıldır gündeminde. Hatta ocak ayından itibaren cinsel istismara uğrayan kişilerin kendinden 10 yaş büyük istismarcısı ile evlenmesi halinde cezasının indirileceğini konuşuyorduk. AKP geçtiğimiz günlerde tekrar böyle bir tabloyla karşımıza çıktı aslında. Koşullu salıverilme hali için cezanın yarısının çekilmesini yeterli gördü. Eskiden bu oradan genel itibari ile 2/3 tü, şimdi 1/2 oldu. Terörle Mücadele Kapsamındaki suçlarını ve kasten öldürme suçunu işleyen hükümlüler indirimden yararlanamayacaktı.

Şimdi geçtiğimiz günlerde yeni bir taslak hazırladılar ve özellikle tepkiler sonucunda "cinsel istismar, cinsel saldırının nitelikli hali ve uyuşturucu" ile ilgili suçlardan içeride olan kişiler hakkında bir infaz indirimi uygulanmamasını öngördüler. AKP’nin özellikle 2016’daki gibi cinsel istismarcının, istismar ettiği çocukla evlenmesi hallinde suçunun infazında indirime gitmek için ek düzenleme getirmek istediğini ayrıca duyduk. Cinsel istismar suçuna indirim uygulanması konusunda ısrarcılar. Ancak hala gazeteciler, siyasi nedenlerle tutuklu bulunanlar hakkında derhal tahliyelerini ifade eden bir düzenleme yok. Bunu özellikle vurgulamak lazım. 

Bununla birlikte kadınlara yönelik şiddet uygulayanların ve cinsel saldırının basit halini gerçekleştirenlerin, kadınları taciz edenler, kadınları öldürmekle tehdit edenler de bu infaz indiriminden yararlanacaklar. Bu da cezasızlık demek, cezasızlık ise bu suçu işleyenleri cesaretlendirir. Bu da düzenlemede tepki gösterilmesi gereken bir diğer konu.

DÜZENLEME TUTUKLU YARGILANANLARI KAPSAMIYOR AMA…

Cezaevlerinde çok sayıda gazeteci, yazar, belediye başkanı ve siyasi parti üyesi de bulunuyor. Düzenleme bu isimleri de kapsayacak mı, yoksa bu isimlerin tahliyesinin önünü kesecek hukuki adımlar atıldı mı?

Bu düzenleme öncelikle cezası kesinleşmiş olanları, yani hükümlü olanları etkileyecek. Henüz davası devam eden yani tutuklu yargılananları kapsamıyor. Ancak onlar için şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Biri hakkında tutuklama kararı verirken, o kişinin bu suçu işlediğine dair somut olgulara dayanan kuvvetli suç şüphesine veya katalog suçlardan birinin olmasına bakılır. Bunlar olsa bile o kişinin olası cezası ile tutuklu yargılandığı sürenin orantılı olması aranır. 

Bu halde, 1 yıl hapiste kalacak olan bir gazetecinin, şimdi yeni infaz yasası ile birlikte 1 ay hapiste kalacak olması halinde, gazetecinin derhal tahliyesi için Savcılığın re'sen karar verme yetkisi var. Kaldı ki gazetecilerin, yazarların, siyasi tutukluların avukatları sürekli tahliye talebinde bulunuyor. Sulh Ceza Hakimliği ilgili kişilerin tutukluluğunu değerlendirirken, bu süreleri esas alarak tahliyesine karar verebilir. Çok suçlu olduklarını düşünüyorlarsa konutta infaz dediğimiz adli kontrol kararını uygulayabilirler şu anda.. Kaldı ki biz zaten özellikle gazetecilerin, yazarların, siyasi sebeplerle tutuklu bulunanların çoğunluğunun tek suçunun AKP'ye muhalefet etmek olduğunu biliyoruz. İfade özgürlüğünü baskı altına almak değil, kaldırmak için yapılan tutuklamalar bunlar. Büyük bir çoğunluğunun en ufak suçu yok. 

Üstelik sadece tutuklama halini düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre bir değerlendirme dahi yapsanız, aynı kişiler için somut olgulara dayanan kuvvetli suç şüphesinin hiç oluşmadığını, kaçmalarının, delil karartmalarının mümkün olmadığını aksine her gün adliyelerde olan kimseler olduğunu görüyoruz ve kendilerine yüklenen suç da katalog suçlardan biri olmamasına rağmen içeride tutulduklarını görüyoruz. 

‘HÜKÜMETİN GAZETECİLERİ İÇERDEN ÇIKARMA NİYETİ YOK’

Hükumetin siyasi tutukluları, gazetecileri, yazarları içerinden çıkarmak gibi bir niyeti yok. Bunu açıkça söylemek gerekir. Hatta iki konu var ki, aslında hükumetin iradesinin tam tersi olduğuna işaret ediyor.

Birincisi, İnfaz Hakimliği’nin yetkileri genişletiliyor. İnfaz hakimleri, kimin koşullu salıverilip, kimin verilmeyeceğine, kimin denetimli serbestlikten yararlanıp yararlanamayacağına ve yararlanacaksa hangi koşullarda yararlanacağına karar verecek.  Yargılama faaliyetine en son Sulh Ceza Hakimliği diye bir kurum eklenmişti. Bilindiği üzere Sulh Ceza Hakimlikleri insanları tutuklamaya ve özel olarak ifade özgürlüğünü kısıtlamaya eğilimli yerler... Ben özellikle bu nedenle, zaten AKP'nin tasarısı ile hukuk sistemine eklenen, yetkileri genişletilen bu kurumun insanların lehine değil siyasi iktidarın lehine yorum yapacağını ve kimin içeride kalıp kimin çıkacağını iyiden iyiye siyasi iktidarın iki dudağının arasına bakacağını düşünüyorum. Şimdi ki durum farklı mı, değil elbette, ancak her yeni kurum bu hali kimi zaman ağırlaştırıyor kimi zaman ise resmileştiriyor.

‘YENİ YÖNETMELİK SİYASİ TUTUKLULARIN DURUMUNU AĞIRLAŞTIRIYOR’

Bir diğer önemli mesele ise hayatımıza 29.03.2020 tarihinde, infaz yasası yürürlüğe girmeden resmi gazetede yayımlanan "Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik” Bu yönetmelik tutukluların, ancak özellikle siyasi tutukluların durumunu ağırlaştırıyor.

Şu anda artık koronavirüs nedeniyle tüm tutuklular ama özellikle gazeteciler, yazarlar, siyasi tutuklular avukatları ile kapalı görüş yoluyla görüşebiliyor. Eskinden tutuklular kapalı görüşü sadece aileleri ile yapabilirlerdi ve bu görüşmeler o telefonla kayıt altına alınırdı. Şimdi aynı telefondan avukat ile tutuklu görüşüyor. Avukat ile müvekkili arasındaki görüşmenin resmi olarak dinlenmesi mümkün değil evet ama bu konuşmaların resmi olmayan yollardan dinlenilmediğini nereden bileceğiz? Bilemeyiz. Ayrıca yönetmelikle birlikte avukatlar yanındaki evrakların savunma ile ilgili olduğuna dair evrak imzalıyor. Peki, bundan kime ne? Avukata nasıl bir güvensizliktir ki bu her koşulda avukat "tehlikeli" olarak ele alınabiliyor. Bu uygulamada böyleydi, resmen de böyle oldu. Üstelik aynı tutukluların örneğin koğuşlarında 10’dan fazla kitap bulundurmalarına izin vermiyorlar. Zaten dışarıya yazdıkları her şey veya onlara verilen her şey denetimden geçiriliyor. Avukatlarla görüşürken dahi yanlarına kalem alınmasına izin verilmiyor. Bu fiilen bu kişilerin dışarı ile bağlarının koparılması için çabadır.

Aynı yönetmelikte siyasi nedenlerle hükümlü olan yani cezası kesinleşmiş bulunanların, savunma hakkını ellerinden alan çok önemli düzenlemeler var. Eğer ilgili kişi Terörle Mücadele Kanunu kapsamında bir suçtan,  devletin güvenliğine karşı suçlardan,  anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan,  milli savunmaya karşı suçlardan,  devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçundan dolayı "mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisinde avukatın savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyalar fiziki olarak aranabilir. Avukatların hükümlü ile kurumda yapmış olduğu görüşme sırasında konuşmaları yansıtan ve bizzat avukat tarafından elle tutulan kayıtlar hakkında da bu bent hükümleri uygulanır” deniyor. 

‘BU DÜZENLEMENİN KORONAVİRÜSLE NE İLGİSİ VAR?’

Ayrıca avukatın bu görüşme yoluyla, ilgili hükümlünün “terör örgütüne mesaj gönderdiği veya ceza evinin güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne ilişkin bilgi, belge veya bulgu elde edilirse” avukatın hükümlü ile görüşmesi 3 ay boyunca engellenebiliyor veya bu görüşmeler sesli ve görüntülü kayda alınıyor. Bu imkan yoksa bir görevli görüşme esnasında hazır bulunuyor. Avukatın hükümlüye verdiği belgelere el konulabiliyor vs.

Şimdi bu düzenlemenin koronavirüsü ile ne ilgisi var? İlgisi yok elbette. OHAL döneminde, OHAL KHK'ları ile benzer bir düzenlemeyi getirdiler ve Anayasa Mahkemesi o düzenlemeyi iptal etti. 

Şimdi koronavirüsü sebebiyle yaptığı düzenlemenin aslında kendisine düşman ilan ettiği kişileri iyice tecrit ettiğini ve savunma hakkını elinden aldığını görüyoruz. Bu fırsatçılık şaşırtıcı değil...

İstanbul Barosu, belirli suçlarda avukatla hükümlü arasında cezaevinde gerçekleştirilen görüşmelerin kayda alınması, belge ve dosyaların aranarak el konulmasına olanak tanıyan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin iptali için Danıştay'da dava açtı. Davanın olumlu sonuçlanmasını bekliyorum elbette ama önemli olan dava sonuçlanıncaya kadar savunma hakkını ortadan kaldıran bu yönetmeliği yürütmesinin durdurulmasıdır.

‘ÖNCELİKLE SİYASİ NEDENLERLE TUTUKLU OLANLAR BIRAKILMALIDIR'

İnfaz yasası ile birileri koronavirüs ile serbest bırakılacaksa öncelikle siyasi nedenlerle tutuklu, hükümlü bulunan kişiler, gazeteciler, yazarlar, ifade özgürlüğünü kısıtlayan suçlardan içeride bulunanların serbest bırakılması gerekirdi. Tüm ülkeler böyle yaptı. 

Tabi, iktidarı eleştiren TIR şoförünü bile gözaltına alan, adli kontrol kararı ile serbest bırakan bir düzende, iktidarı eleştiren gazetecilerin, yazarların, siyasi kişilerin tahliye edilmesini beklemek anlamsız... 

Hatta açıkça söylemek gerekir: Uzun tutukluluk süreleri artık yok dendi. İlk kim çıktı? Hizbullah sanıkları çıktı. 3. Yargı Paketi ile yargıda reform getirdiler, kimler serbest kaldı? Bahçelievlerde katledilen 7 TİP’linin katilleri serbest bırakıldı. Şimdi aynı hatalar tekrarlanacak mı göreceğiz.

Diğer yandan bu kişiler aynı zamanda Türkiye'de tanınmış kişiler, haksız yere cezaevinde tutucaksanız, koronavirüsü kapmalarını da göze alıyorsunuz demektir. Kadına yönelik şiddet uygulayanları, cinsel saldırı suçunun basit halini işleyenleri serbest bırakacaksınız ama koronavirüsü kapmalarını göze aldığınız gazetecileri, yazarları, belediye başkanlarını içeride tutacaksınız. Bu infaz yasası bunu getiriyor. Siyasi iktidar herkesin adalet duygusunu temelden sarsan bu durumu göze alabilecek mi, göreceğiz.

Bizim talebimiz ise net ve yüksek sesle söylemek gerekli: Önce gazetecileri, yazarları, siyasi nedenlerle tutuklu bulunanlar serbest bırakılmalıdır. Kuşkusuz çıkacaklar ama bunun için mücadele etmek gerekli.

Düzenlemeden yararlanacaklara ilişkin son tarih de tartışma konusu. 30 Mart’tan sonra tutuklanacakların durumu ne olacak, buna ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Aksi bir hüküm yoksa infaz yasaları yürürlüğe girdiği anda derhal uygulanır. Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar için ise eski kanunla yeni kanun karşılaştırılır ve ilgili kişinin lehine olan hüküm uygulanır.