Tamer Korkmaz’a

Pazartesi, 01 Aralık 2008 11:00

Türk dış politikası ile ilgili olarak AKP-cemaat medyasının yarattığı bir politik efsane var. Buna göre AKP iktidarı döneminde Türk dış politikası ABD yörüngesinden çıktı, çok yönlü bir niteliğe kavuştu ve bağımsız bir karakter kazandı.

Bu efsanenin kaynağını bilmek bile efsaneyi çürütmeye yeterli aslında: Eski CIA görevlisi ve Gülen Cemaati'nin ABD'deki sıkı dostlarından biri olan Graham Fuller.

Fuller'in "Yeni Türkiye Cumhuriyeti" ismiyle Türkçeye çevrilen ve rapor şeklindeki üslubuyla, emekli de olsa bir ajanın her zaman ajan kalacağının ispatı olan kitabının temel tezi tam da bu aslında: AKP döneminde ABD'den bağımsızlığını ilan eden Türk dış politikası.

Fuller'e göre Ahmet Davutoğlu'nun öncülüğünde Türk dış politikası, geleneksel karakterinden sıyrılarak, Osmanlı bakiyesi topraklarda yeniden söz sahibi olmayı hedefliyor ve bunun için de klasik Amerikancı-statükocu tavrından vazgeçiyor, bu yönelim ise ABD'nin zararına değil, aksine bölgedeki çıkarları ile gayet uyumlu.

Tezin kaynağının bir ABD'li, hele hele Türkiye masası şefliği de yapmış bir CIA ajanı olması dahi, durup mevzu üzerine uzun uzun düşünmeyi gerektirirken, muhafazakâr köşe sahiplerinin tezi hiçbir şekilde sorgulamaksızın allayıp pullamayı ve muhafazakâr kitlelere servis etmeyi bir görev addetmiş olmaları ise trajikomik elbette.

Bu görevlilerden biri Yeni Şafak köşe yazarı Tamer Korkmaz. Şu sıralar liberal-muhafazakâr ittifakın çoğu önemli ismi gibi TRT kapısı kendisine açılan ve bir programı bulunan Korkmaz, bir süre önce Zaman'dan ayrılmış ve Yeni Şafak'a geçmişti. İddialara göre Korkmaz'ın yazdığı anti-Amerikan yazılar cemaati rahatsız etmiş ve Korkmaz gazeteden ayrılmak zorunda kalmıştı. Biz Amerikancılıkta Zaman ile Yeni Şafak arasında nasıl bir fark olduğunu bilemediğimizden iddialar hususunda bir söz edebilecek durumda olmasak da Korkmaz'ın "anti-Amerikancılığı" ile ilgili birkaç şey söylemeyi gerekli buluyoruz.

Korkmaz, başlangıcından beri Ergenekon Operasyonu'nun ABD karşıtı bir operasyon olduğunu ileri sürüyor. Buna göre 15 Mayıs 2006'da "Cumhuriyet tarihimizin en önemli kırılması" yaşandı ve Türkiye sembolik olarak bu tarihten itibaren Amerikan yörüngesinden çıkıp "tam bağımsızlık" yolunda önemli bir adım attı.

Korkmaz, 15 Mayıs günü ne olduğunu ifade etmekten kaçındığı, bizim de entelektüel ve siyasi algımız Korkmaz'ınkine yetişemediği için tam bağımsızlığı idrak edebilmiş değiliz henüz. Tıpkı, buradan hareketle Ergenekon Operasyonu'nun tam bağımsız Türkiye yolunda atılmış en önemli adım olduğunu idrak edemeyişimiz gibi.

Korkmaz'ın Ergenekon üzerine yazdıklarından anladığımız kadarıyla, "Ergenekon Terör Örgütü" neo-conların kontrolünde olan bir yapılanma ve bizim "milli" hükümetimiz bu pro-Amerikan örgütü çökerterek ABD'nin Türkiye üzerindeki kontrolünü ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Yazdığı gazetedeki başka bir isim, Fehmi Koru daha ilk andan itibaren "Ergenekon Operasyonu'na 5 Kasım 2007 tarihli Tayyip Erdoğan-George Bush görüşmesinde karar verildi" demiş olsa da bunun bir önemi bulunmuyor, tam bağımsızlık yanlıları Amerikancıları tasfiye ediyor.

Korkmaz dünkü yazısında da bizim idraksizliğimize inat, Tuncay Güney'in MİT ajanı olduğunun ortaya çıkmasının "gizli Washington portakalı" dediği İlhan Selçuk'u ve ulusalcıları nasıl rahatsız ettiğini anlatmış.

Bu rahatsızlığı idrak edebilmemiz elbette mümkün ama bunun için Güney'in MİT'te Mehmet Eymür kontrolündeki kontr-terör dairesinde görev yapmasını, 2001 yılında deşifre olduğunda MİT görevlileri tarafından ABD'ye gönderilmesini, kimi Arap ülkelerinin istihbarat birimlerince MOSSAD ajanı olduğuna ilişkin iddiaların dile getirilmiş olmasını sorgulamamamız gerekiyor.

Aynı şekilde Güney'in başbakanlığa bağlı bir kurum olan MİT'e çalıştığına ilişkin belgenin Ergenekon soruşturmasının başsavcısı Zekeriya Öz tarafından başbakanın damadının yöneticilik yaptığı Çalık Grubu'nun gazetesi Sabah'a servis edildiğine ilişkin iddiayı sorgulamamamız gerektiği gibi. Oysa geçtiğimiz günlerde Ergenekon sanıklarının MİT'te bulunan ve gizlenen Ergenekon Şeması'nın mahkemeye getirilmesi talebinin karşılanması ve yine geçtiğimiz günlerde sanık avukatların Güney ile MİT arasındaki bağlantının açığa çıkarılmasını mahkeme heyetinden talep etmiş olmaları göz önüne alındığında söz konusu belgenin savcı tarafından gazeteye sızdırılmış olması ve böylelikle bir yerlere mesaj gönderilmek istendiği hiç de boşlanacak bir iddia gibi görünmüyor.

"F Tipi Gladyo"nun CIA ile işbirliği içerisinde gerçekleştirdiği ve yandaş medyanın büyük bir iştiyakla sahiplendiği Ergenekon Operasyonu'ndan anti-Amerikancı ve tam bağımsızlıkçı bir niyet çıkarmak ancak Korkmaz gibi derin entelektüel birikime sahip siyasal analistlerin başarabileceği bir meziyet olsa gerek.

Oysa bizim de bir meziyetimiz var: Ne Ergenekon sanıklarından anti-emperyalist, tam bağımsız Türkiye için mücadele eden kahramanlar yaratacak, ne de Ergenekon Operasyonu'ndan tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye'nin çıkacağını umacak kadar akli melekelerimizi yitirmemiş olmamız.

F.Y