Terzilik - Semih*

Terzilik - Semih*

Serap Emir
30/09/2019 Pazartesi

Kurulu düzen, bir süredir tüm boyutlarıyla içinde debelendiği krizi artık adeta bağırıyor. Geçenlerde İstanbul'da yaşanan sarsıntı karşısında devletin yaşadığı dağınıklık ve hazırlıksızlık, bunun sadece bir örneği; siyaset ve ekonomi cephesinden daha pek çok kriz işareti bulabiliriz. Son zamanlarda gündemin sabitlerinden oluveren kadın sorunu da, krizin derinleştiğinin göstergelerinden biri. Geçtiğimiz günlerde açıklanan resmi veriler, kadınların işçi sınıfının en örgütsüz ve dolayısıyla sömürüye, kayıtdışılığa ve işsizliğe en açık kesimi olduğunu gösterdi. Öte yandan kadın meselesi, AKP'nin 17 yıldır bu ülkeye giydirmeye çalıştığı gömleğin, en dar ama en işlevli parçasını oluşturuyor. İşlevli çünkü, sermaye sınıfı ve dinci gericiliğin çok geniş alanda karşılıklı paslaşabileceği bir başlık. Kadınların anneliği, emeği, mesleği, bedeni, kıyafetleri, kahkahası ve daha nice şeyi üzerinden AKP Türkiyesi'nin ideolojik kodları güzelce işlenebilir, işlenmeye çalışılıyor. Ancak, Türkiye'nin ilerici birikimi sayesinde bu parça Türkiye'ye dar geliyor; bir türlü kola girmiyor. Girmedikçe daha da zorlanıyor; her gün okuduğumuz, işittiğimiz kadın haberleri bu zorlamaların ürünü. Öte yandan AKP koalisyonu yalnızca yobaz köşe yazarlarından, tarikat liderlerinden, gerici siyasetçilerden ve sermayeden ibaret değil; bu koalisyonun içinde sanatçılar da var. Ve onlar da kendilerine ayrılan alandan gömleği kesip biçiyorlar. İşte o sanatçılardan biri de Semih Kaplanoğlu. 

Kaplanoğlu’nun yeni filmi Bağlılık – Aslı, bu ay vizyona girdi ve bütünüyle AKP Türkiyesi gömleğinin dar parçasını uydurma çabası. Film, başroldeki Aslı’nın biyolojik anneliğinden, "gerçek" anneliğine giden sürecini konu alıyor. Bu gerçek annelik, tümüyle "evinin kadını, çocuklarının anası" olma hali; filmin sonunda Aslı ‘gerçek bir anne’ye dönüşüyor. Kadına baktığında ya çıplaklık ya da "kutsal anne" gören bir zihniyetin sanatçısından da bu beklenirdi; muhteşem bir final! Gelin şimdi filmi biraz başa saralım.

Aslı, İstanbul'da bir bankada çalışan yüzlerce beyaz yakalıdan biri. Hamileliği nedeniyle kullandığı doğum izni bitmek üzere ve kanuni haklarını kaybetmek istemediğinden bir an önce çocuğunu sütten kesip işine dönmeye bakıyor. Aslında 135 dakika boyunca didik didik edilmesinin sebebi de bu. Öyle ya, bir kadın, hem de kocasının açıkça çalışmama "imkanı"nı sunduğu geçim derdi olmayan bir kadın; nasıl olur da evde oturup bebeğine bakmak yerine işe dönüp kariyerine devam etmek ister? AKP Türkiyesi'ne hiç de uygun değil. İşte bu yüzden Kaplanoğlu tarafından film boyunca Aslı, çocuğuna bakıcılık yapan Gülnihal örneğine baka baka ince ince yontulup "ideal" bir "anne" haline getiriliyor. 

Dediğimiz gibi esasında bir beyaz yakalı olan Aslı, pek çok beyaz yakalı gibi sınıfının farkında değil. İnşaat sektöründe çalışan eşinin muhtemelen iyi kazanması sayesinde, geçim dertleri bulunmuyor. Dolayısıyla bir orta sınıf aileye konuk olmuş oluyoruz. Yönetmenin belki de en büyük kurnazlığı, orta sınıflara ait tüm itici özellikleri Aslı'ya yedirmeyi başarması. Bunu yaparken bir tercihte bulunduğu açık; kocasının değil, Aslı'nın itici görünmesini istemiş. Filmde şöyle zıtlıklar kurmuş: Kocası tüm gün çalışıp eve aç geliyor; ancak Aslı mutfakta her başı sıkıştığında bilmem ne soslu salatalara başvuruyor, üstelik kitaba bakarak. Kocası akşam çok yorgun ve uykusuz; ancak Aslı gecenin bir vakti bebeğini babasıyla bırakıp evin bahçesine hava almaya çıkabilecek kadar özgür ve bunu yaparken bebeğin ağlayıp kocasını rahatsız edebileceğini düşünmüyor bile (!). Kocasının film boyunca çalışmaktan ve bir kez filtre kahve içmekten başka yaptığı özel bir aktivite yok; ancak Aslı'nın içtiği kahveler saymakla bitmiyor, bebeği evde bakıcıylayken o ormanda bisiklete biniyor, bir kafeye oturup pasta yiyor, bebeğini de yanına alıp spora gidiyor. İşte alın size çalışan, üniversite mezunu, kentli kadın demiş Kaplanoğlu; ne iyi bir anne, ne de iyi bir eş. Çünkü iyi bir anne ve eş olmak için, bir kere çocuğunu iyi yetiştirmek adına işi derhal bırakıp evde oturmak, sonra zamanının büyük bölümünü ‘kitaba bakmadan’ enfes yemekler yaparak öldürmek, geri kalanını da sürekli evi, çocuğu ve kocasıyla geçirmek yani özetle kendine zaman ayırmadan kullanmak gerek… Tam da AKP Türkiyesi’nde istenen kadın; evin içine hapsolmuş fedakar bir anne. Tüm bu itici karşıtlıklarda yönetmenin gözümüze sokmak istediği şu: kentli bir kadın olan Aslı'nın kendine ait zamanları, planları, alışkanlıkları var ve ne ayıp ki, anneyken bile (!).  

Oysa çocuğuna bakıcılık yapan Gülnihal öyle mi? Gencecik yaşta anne olmuş, görücü usulü evlenmiş, şimdi de kocası askerdeyken o geçim derdi yüzünden kendi çocuğunu kayınvalidesine bırakıp, gelip burada Aslı'nın çocuğuna bakıyor; üstelik yoğurt mayalayacak kadar maharetli. İşte filmin ikinci yarısında Gülnihal'i devreye sokarak son kozunu çıkarıyor Kaplanoğlu, ki Aslı'dan iyice nefret edelim: Aslı'nın türlü zalimliklerle örülü patron yüzünü gösteriyor. Bunun en uç noktası ise şu: Zavallı kocası ne kadar "ayıp olur" dediyse de Aslı'ya dinletemiyor; ve Gülnihal'i gözlemlemek üzere eve kamera yerleştiriyorlar. Kendisinin de çalıştığı bankada bir kamerayla izlendiğinden habersiz olan Aslı, o andan itibaren her boş zamanını Gülnihal ve bebeğini kameradan izlemekle geçiriyor. Kamera, hem Gülnihal'e türlü Ali Cengiz oyunları yapıp onu patron olarak sürekli sınamasının bir aracı; hem de Gülhinal'den insanlığı ve anneliği öğrenmesinin. Bu noktada annelik üzerinden kurduğu denklemde iki kadını karşı karşıya getirerek "hangisi" diyor? Emekçi, hayatı zorluklarla dolu, ama yine de iyiliğini korumayı bilmiş, başkasının çocuğuna bile annelik yapabilen Gülnihal mi, yoksa kariyerinden başka bir şey düşünmeyen, bencil, kötücül, şüpheci, ne iyi bir eş ne de iyi bir anne olabilmiş Aslı mı? Zaten film boyunca çizilen Aslı ile, cevabı baştan belli bir soru bu ve şaşırtmacalı. Seyirci ister emekçi karakterinden ister karşılıksız iyiliğinden etkilenmiş olsun, Gülnihal'i seçtiği anda; "annelik" bonusu da yanında gidiveriyor; çünkü filmdeki karakterlerin iyiliği ve kötülüğü tümüyle ‘annelik, ideal kadınlık hali’ üzerinden kurulmuş. Bu noktada bir çözümleme yapmak ve taraflaşmayı şaşırtmacadan arındırıp baştan kurmak gerek. Öncelikle ne kutsal annelik, ne de orta sınıf kariyerizmiyle örülmüş küçük burjuvalık; ikisi de değil. Ve illa bir seçim yapılacaksa, Kaplanoğlu’nun projesine bağlı olarak önümüze koyduğu karakterlerden karakter beğenecek değiliz. Bir seçim, ancak bu karakterleri harmanlayarak yapılabilir. Gülnihal, belki bizim caddede Boyun Eğme Gazetesi uzattığımız, belki dolmuşta yanımıza oturan, belki de kimilerinin evlerinde karşılaştığı, ayın sonunu zor getiren, hayatın hep fedakarlık beklediği onlarca emekçi kadından biri. Ve eşit bir düzen için mücadele edenler için Gülnihal'lerin değeri, Kaplanoğlu'nun önümüze koyduğu gibi anneliklerinden değil, emeklerinden ve dik duruşlarından, filmin diliyle söyleyecek olursak Aslı'lara boyun eğmemelerinden gelir. Ancak yine belirtmeliyiz ki Aslı'ların iticiliği de, ne iyi anne veya eş olamayışlarındandır, ne de çocukluklarındaki "annesizlik" travmasından; Aslı'ların iticiliği sınıf atlama telaşlarından, sınıflarını saflarını bilmeyişlerindendir. Kendileri evlerindeki Gülnihal'leri kamerayla izlerken; çalıştıkları 20 metrekarelik ofiste tepeden birinin de aynısını onlara yapıyor olduğunun farkında olmayışlarıdır, insanı öfkelendiren. Yoksa Aslı'ların kendine ait odaları, zamanları, kararları, planları elbette savunulmayı hak eder ve bunlardan geri adım atılamaz. Atılamaz çünkü bunların ardında kentlilik, modernite ve bugüne dek getirilmiş sınıf mücadeleleriyle kazanılmış haklar vardır. Atılamaz çünkü bir adım gerisi AKP Türkiyesi’dir. Ve Aslı’lar tam da bu kazanımlarına sahip çıktıklarında değerlidirler, yanlarında durulmayı ancak o zaman hak ederler. 

Kaplanoğlu filmiyle Oscar alır mı bilinmez ama; yaratmaya çalıştığı modern kentli kadın - annelik ikileminde bu ülkenin aydınlık ve boyun eğmeyen kadınlarına taraf tutturamayacağı açıktır. Hem kentli, hem emekçi hem de boyun eğmeyen kadınlar ne Kaplanoğlu’nun bir ucundan tuttuğu gömleğe sığar; ne de projeci filmlerine!    

* Semih Kaplanoğlu’nun bu ay vizyona giren Bağlılık – Aslı filmine atfen.