Sağlık Bakanlığı aktarlığa, kupacılığa, sülükçülüğe, arıcılığa başladı

AKP sağlıkta bilimi temel almak yerine aktarlığa, kupacılığa, sülükçülüğe, arıcılığa başladı...
İlker Belek
Cuma, 11 Kasım 2016 08:37

AKP 2017’de “tamamlayıcı tıp” poliklinikleri açacak.

Çalışmalar görece yeni. Bakanlık 2012’de kendi bünyesinde Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Uygulamaları Daire Başkanlığı açtı. Nisan 2013’de konuyla ilgili kapsamlı bir yönetmelik taslağı yayınladı. Ekim 2014’te ise Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği ismiyle taslağa son halini verdi.

Yönetmelikte geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları kapsamına alınanlar arasında neler yok ki, tam 15 prosedür: Sülük, kupa çekme, hacamat, akupunktur, müzik, ayak masajı, bitkisel tedaviler, ozon…

TEMEL SORUN, TIPTA KABUL EDİLMEYENİN BİLİMSEL OLARAK KODLANMASI

AKP hep bunu yapıyor: Modernlikle savaşmak, Osmanlı referansını güçlendirmek için değişik alanlardaki bilim dışı uygulamaları destekliyor.

Bu konuda da böyle. Hastanelerde poliklinikleri açılması düşünülen ve adına geleneksel, alternatif, tamamlayıcı tıp denilen uygulamaların, iyi geldiği iddia edilen hastalıklara iyi geldiğine ilişkin hemen hiçbir bilimsel kanıt bulunmuyor.

Bunun istisnası olarak çok az sayıdaki bazı sağlık sorunları için ozon ve akupunktur tedavileri gösterilebilir. Örneğin ozonun diyabete bağlı ayak ülserlerinin tedavisinde başarılı olduğu bilimsel araştırmalarla da ortaya konulmuş durumda.

Geleneksel ya da tamamlayıcı denilen diğer tedavi yöntemleri için ise durum tam tersi. Onlarla ilgili çok yaygın söylenceler var, ancak kanıt yok. Olmasın, Sağlık Bakanlığı için geleneksel olması yeterli oluyor.

Sağlık Bakanlığı poliklinik hizmetleri kapsamına soktuğu 15 geleneksel prosedürün neredeyse her hastalığı iyileştirdiğini iddia ediyor. Öyle ki bırakalım ilacı, tıbbı, tetkiki; yapıştıralım bacağımıza sülüğü, sırtımıza kupayı; kaynatalım ısırgan otlarını, yutalım ginsengleri, çiğneyelim sarımsakları, bitti bu iş diyesi geliyor insanın.

Örneğin apiterapi denilen ve arılarla tedavi anlamına gelen yöntem nelere iyi gelmiyor ki: Romatizmal hastalıklar (sınırlama yok), osteoartritler, multipleskleroz, uzuyor. Bunları okurken yönetmeliği hazırlayan arı yetiştiricisi, bal satıcısı mı diye düşünmeden edemiyor insan. Kurum, sanki Sağlık Bakanlığı değil, aktar. Dükkanın camekanına satacağı ürünün reklamını yapmak için aklına ne geldiyse sıralamış.

Bu işler kadar basit değil. Sağlık Bakanlığı böyle yaparak hasta haklarını açıkça ihlal etmiş oluyor. Bunun da ötesinde, kapitalist piyasada bu alandan para kazanmak isteyenler için çok bariz bir istismar alanının yaratılmasına da katkı sunuyor.

KAPİTALİZMDE ALTERNATİFİN DE PİYASASI VAR

Alternatif tıp denilen uydurma alanın bir sektör haline gelmesi 1980’lerden itibaren gerçekleşti. Kapitalizm ekonomik bir kriz içine düşmüştü. Hükümetler kamu fonlarıyla sağlık hizmetlerini finanse etmek istemiyordu. Dolayısıyla o dönemde Avrupa ülkelerinde tedavide doğal yöntemlerin kullanılması gerektiği propagandası üzerinden alternatif tıp desteklenmeye başlandı.

Plan, hastaların, kamu fonları tarafından karşılanmayan geleneksel yöntemlere yönlendirilmesiydi. Geleneksel tıpçılar bu propaganda ortamından yararlanmayı gayet iyi bildiler.

Bugün sırf bitkisel ürünlerin dünyadaki toplam pazar payının 60-100 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir. Bu miktar yıllık ilaç pazarının %15-20’sine denk gelmektedir.

Bir ara bitkisel ürünleri sosyal güvenlik sistemi kapsamında ödeme listelerine dahil eden İngiltere, bu kalemdeki harcamaları finanse edemez duruma düşünce kararından vazgeçmek zorunda kaldı.

YAĞMURDAN KAÇARKEN DOLUYA TUTULMAK

Alternatif tedavi yöntemleri güya, ilaçların toksik etkilerinden kaçınmak için önerilir. Ancak hiç söylenmeyen şey bunların zararlarının çok daha fazla oranda olabildiği gerçeğidir.

Örneğin kanserde çokça ve kanserin tedavisini yürütmekte olan hekime de söylenmeden kullanılan sarımsak, gingho, soya, ginseng, sarı kantaron, kedi otu, kaya koruğu, üzüm çekirdeği gibi bitkiler kanser tedavisinde kullanılan ilaçların etkisini azaltıcı ya da artırıcı etkiler gösterirler.

Ayrıca kendileri pek çok yan etkiye de sahiptirler. Örneğin kantaron otu bulantı ve aşırı duyarlılık, kaya koruğu aşırı duyarlılık, ginseng baş ağrısı, ishal, hipertansiyon etkileri gösterirler.

Dolayısıyla alternatif tedavi yöntemleri içinde en güvenilir olarak görünen bitkiler tam tersi etkiler gösterebilirler. Bunun bir nedeni sözü edilen bitkilerin yine sözü edilen türden iyileştirici etkilerinin bulunmamasıdır. Bir nedeni ise bu bitkilerin içerdiği kimyasal bileşenlerin bilinmemesi, bilinse bile tabi tutuldukları işlem sonucunda elde edilen ürünün içerdiği kimyasal bileşen dozunun hiç bilinmemesidir.

Dolayısıyla burada bilimin gereği ortaya çıkar. Her bitkisel ürün aslında bir ilaçtır. İlaç molekülleri tedavi amacıyla kullanıma sokulmadan önce nasıl yıllarca (hatta on yıllarca) süren araştırmalardan geçiriliyor ise; bitkisel ürünlerin de aynı işlemlere tabi tutulmaları şarttır. Ancak gericinin aklı böyle işlemez, sırf doğada bulunuyor diye bitkinin bilimden muaf tutulabileceğini zanneder, bilimin elde ettiği ürünü ise toksik olarak niteler.

Tedavi amacıyla kullanılanın bitkisel ürün olması, o ürünün ilaçların geçmek zorunda olduğu güvenirlik ve etkinlik araştırmalarından geçme zorunluluğunun bulunmadığı anlamına gelmez.

Durum gerçekten de vahim. Bu alanın temel kaynaklarından sayılan The Desktop Guide to Complementary and Alternative Medicine isimli kitapta sayılan 685 geleneksel ve tamamlayıcı tıp yönteminin incelendiği bir araştırmada bu yöntemlerin yalnızca 51’i (%7.4’ü) hakkında bir dereceye kadar güvenilir bilgi olduğu sonucuna varılmış. Bir dereceye kadar güvenilir denilen 51 yöntemin arasında ise egzersiz, diyet, lifli gıda türünden klasik yöntemler de yer alıyor.

Homeopati üzerine yapılan bir başka araştırma, homeopatinin etkilerinin plasebodan daha farklı olmadığını göstermiş.

HÜKÜMET NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?

Ortada gerçekten bilimle açıklanamayacak bir sağlık politikası tercihi var. Etkinliği kanıtlanmamış yöntemleri, onlarca hastalık durumu için etkili olarak kabul edip, bunun üzerine hastanelerde poliklinikler açmak ?

Olacak iş değil.

Yapılanın kısa süre içinde şişen bu sektörü daha da büyütmeye yarayacağı ve bu alana özel patron sınıfını yaratmak bakımından etki göstereceği kesin.

Ancak bunun dışında bir şey daha söylemek gerekir: AKP Türkiye’yi kendi muhafazakar, gerici dünya görüşü doğrultusunda yoğurmak istiyor. Doğurganlık, sezaryen, kürtaj, aşı konularında olduğu gibi alternatif tıp başlığını da bu bakımdan özel olarak kullandığı çok açık.