Peki ÖSO kimin müttefiki?

24/12/2018 Pazartesi
Peki ÖSO kimin müttefiki?

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan pazartesi röportajlarında bu hafta emperyalist sistemde biriken gerilim başlıklarını ve bunların 2019'a neler devredebileceğini değerlendirdi. Okuyan ayrıca ABD'nin Suriye'den asker çekme kararı ve bu karara karşı başlatılan "çekilme" kampanyasıyla ilgili soruları da yanıtladı. Okuyan'ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Türkiye'yi de ilgilendiren birçok konuda çeşitli belirsizlikler var, bu belirsizlikler büyüyor. Emperyalizmin krizinden ve dünya kapitalizminin çıkışsızlığından bahsediyoruz. Peki 2019 yılında, dünyada yeni dengelerin mi oluşmasını yoksa kaotik durumun derinleşmesini mi beklemeliyiz?

Adı üzerinde kaotik durum. Öngörüde bulunmanın zorlaştığı, öngörülere fazla bel bağlamanın yanlışa sürükleyeceği bir durum. Burada sadece eğilimlerden söz etmek gerekiyor. Önümüzdeki yılın emperyalist sistem için daha istikrarlı olması için hiçbir neden bulunmuyor. Birincisi sistem içi rekabet ve mücadelede muazzam bir enerji birikti, bu enerjinin kontrolü çok zor. İkincisi bu gerilimlerin aynı zamanda tek tek bütün önemli emperyalist ülkelerin içinde de gözlendiğini unutmayalım. Şu anda ABD’de, Fransa’da, İngiltere’de, Almanya’da olağanın ötesine geçen iç mücadeleler ya da yönetim krizi var. Emeklilik yasası ile birlikte Putin’in de işi Rusya'da zorlaştı, her zaman sürprizlere gebe. Şu anda içeride “sakin” gözüken bir tek Çin. Buna 2019 yılında dünyada sonuçları her tarafı etkileyecek birçok ekonomik durgunluk beklentisini ekleyebiliriz. İstikrar çıkmaz buradan. Ancak 2019’un en önemli sonuçlarından biri saydığım ülkelerin iç dinamiklerinde uluslararası alandaki kilitlenmeyi de kısmen açacak gelişmelerin yaşanması olabilir. 

Fransa’dakine benzer toplumsal hareketlenmeler mi yoksa yönetim değişiklikleri mi öngördüğünüz?

Bunları birbirinden ayrıştıramazsınız. Büyük toplumsal hareketler istikrarlı, güçlü yönetimler varsa pek mümkün değildir zaten. Buradaki sorun şu: Uluslararası sistemde büyük bir kriz var. ABD hegemonyasını sürdürmekte uzun süredir zorlanıyor, bunun da sonucu olarak ittifak sistemi de dağıldı. Ancak bugünkü çelişkilerin bir yere evrilmesi için -ki bunun araçlarından biri ne yazık ki kapsamlı bir savaştır, uluslararası alanda belli bir stratejiyle hareket eden ittifakların ortaya çıkması gerek. Şu anda özellikle NATO üyesi ülkelerde yaşanan siyasal dağınıklık stratejik davranışı da köreltiyor. Şu anda belirsizliğin yarattığı tehditle karşı karşıya olan insanlık, yarın ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere stratejik davranış geliştirme yeteneği kazandığında güvende olmayacak. Tersine bugünkü kilitlenmeyi aşmak için daha kararlı bir biçimde savaşa sürüklenmeleri beklenebilir.

Her durumda karamsar bir tablodan mı söz ediyorsunuz?

Bugünkü sistemde evet. Ancak bu tabloda 20. yüzyılın ikinci yarısını az çok istikrarla atlatan batılı emperyalist ülkelerin emekçi halklarının devreye girebileceği koşullar olgunlaşıyor. Kilidi insanlık yararına açacak, çözecek tek gelişme yeni bir devrimci dönemdir. Diğer türlü bugün kapitalizmin yönelimi her yerde militarizm, ırkçılık ve faşizan yönetimlerdir. Söz gelimi, ABD’de Trump’ın görevden alınması, Fransa’da Macron’un düşmesi, İngiltere’de Brexit krizinin sükunetle atlatılması bu uğursuz yönelimi değiştirmeyecektir. Birileri hâlâ dünyayı döviz kurları ya da borsalar üzerinden takip ediyor olabilir ama kapitalizm uluslararası alanda tarihsel bir tıkanma yaşıyor.

Trump'ın ABD'nin Suriye'den çıkması açıklamasından sonra geçen hafta yazınızda yaptığınız saptamaları da bu çerçevede değerlendirebilir miyiz? Yazıda ardı ardına çekilme hamlesinin arkasındaki olası hesapla ilgili iddiaları yazmış ve bunların hepsinde bir gerçeklik var demiştiniz. 

Şu anda dış politika hemen bütün ülkeler için birbirini belli bir tutarlılıkla takip eden adımlarla değil, başkalarının oyununu bozucu hamlelerle sürdürülüyor. Dolayısıyla kimse belirgin bir inisiyatif alabilecek durumda değil. Atılan bir adımdan sonra diğerlerinin hamleleri bekleniyor ve başka bir adım atılıyor. Bu adımın bir önceki adımla tutarlı olması gerekmiyor. Böyle bir dünyada en etkili adımlar sonrasındaki bütün gelişmelere uyarlanabilecek adımlardır. Trump’ın Suriye’den çekilme kararı için bunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Benzer bir adım aşağı yukarı aynı sıralarda Erdoğan’dan geldi. Trabzon’da yeni bir üs inşa edileceği söyleniyor. Bu üs Türkiye’nin NATO’dan “bağımsız”, kendi bölgesel iddiaları içinde bir yere oturabilir ama aynı zamanda yakında gerilimin tırmanmasını bekleyebileceğimiz Karadeniz’de NATO’ya büyük fırsatlar sunabilir. Erdoğan’ın kesin bir planla hareket etmediği, el yükselttiği açık. Suriye için herkes bir şey söylüyor ancak Trump’ın bir adım sonrasına ilişkin dört-beş seçeneği var, kendisinin olmasa bile ekibinin. ABD içindeki karşıtları açısından da böyle. 

Suriye’deki son gelişmelerin hemen arkasından Beyaz Saray'ın internet sitesindeki imza kampanyası tartışma yarattı. Kampanyada kamuoyunda tartışıldığı üzere "ABD'ye Suriye'den çıkmaması" çağrısının yanı sıra ABD'nin Türkiye'ye yeni bir "çözüm süreci" başlatılması konusunda baskı yapması da isteniyor...

Burada şaşırtıcı bir şey yok. Türkiye ile Kürt oluşumları arasında ABD ile ilişkilerde yıllardır rekabet sürüyor. ABD ekseninde bir “çözüm” de şu ana kadar becerilemedi. Ancak bu üç aktörün birbirlerinden tamamen kopması da mümkün değil. Dolayısıyla imza kampanyaları filan, eğer emperyalist dünyayı veri alıyorsanız, bunlar doğal. Bir gün Erdoğan için imza toplarsınız, bir gün ona karşı. Bir gün ABD gitsin dersiniz, ertesi gün gitme-kal! Burada ahlaki bir eşik vardı, bizim ülkemizde bırakın solcuları, sağcılar bile açıktan Amerikancılık yapmaya çekinirdi, bu da son yıllarda aşıldı. Solda ilke filan kalmayıp her tür manevra sineye çekilir hale gelince kapaklar açıldı, fren patladı. Yalnız benim anlamadığım, NATO üyesi, düne kadar ABD ile stratejik ortak olmakla övünen ve belki yarın da ilişkilerimiz tarihteki en iyi dönemine girdi diye böbürlenecek olanların bu imza kampanyasını ihanetle suçlaması. Türkiye geçenlerde BM’de ABD’nin nükleer silah anlaşmasından çekilmemesini talep eden bir tasarısına bile red oyu verecek kadar Amerikancı bir hükümete sahip. Tarihimizde şu ya da bu emperyalist ülkenin himayesini açıkça isteyen bir sürü siyasetçi, siyasi parti var. Öncesinde padişahlar var, gazeteciler var. İlk kez olmuyor yani… İlk kez olmaması elbette vehameti ve de rezaleti ortadan kaldırmıyor. Ancak şunu bilmek gerekiyor, bugünkü düzenin ulusal, bölgesel, uluslararası düzeyde değişmesini, kapitalizmin yıkılmasını istemiyorsan, bunu hedeflemiyorsan sürekli olarak bu düzenin egemenleri içerisinde “dost” ararsın. İmza kampanyaları düzenlersin. Bunun istisnası olamaz. Mesele tam da buradadır.

“Suriye’de ABD planları çöktü” görüşüne katılıyor musunuz?

Suriye’de ABD’nin ana planı yıllar önce çöktü. Kafalarında Arap Baharı adı verilen süreci Suriye’de taçlandırmak vardı, olmadı, başaramadılar. Bu başarısızlıkta Erdoğan’la ortaklar. Şimdi o başarısızlıktan herkes çıkmak için uğraşıyor ancak 2000 askerini çekince ABD Suriye’den çıkmış olmuyor. Bütün bölge emperyalizm içi rekabet alanı. Bakın Amerikanın müttefiki PYD’nin etkisi kırılacak deniyor. Peki Türkiye tarafından Suriye’ye yeniden sokulan ÖSO kimin müttefiki? ÖSO’nun kuruluşunda ABD var, bir ara önemini yitirdi ABD nezdinde ama şu anda ÖSO Suriye’de çözümü zorlaştıran ve ABD’nin ekmeğine yağ süren temel güçlerden biri haline geldi yeniden. Bu bir. İkincisi emperyalizm olgusunu ABD askerinden ibaret görmek kadar saçma bir şey olamaz. Irak ve Suriye uluslararası tekellerin rekabet alanı. Doğu Akdeniz… Buralardaki enerji yataklarıyla ilgili kavganın kaderini 2 bin emperyalist askerin varlığı-yokluğu belirlemiyor. Ancak daha önce de söyledim. Bölgedeki her bir ABD askerinin defolup gitmesinin büyük bir anlamı, değeri var.

ÖNCEKİ YAZILARI