Profesör Aziz Konukman: Yeni ve dayanışma merkezli birliktelikler oluşturulmalı

Profesör Aziz Konukman: Çözüm, huruç etmeye dayalı bir kalkınma stratejisidir. Kalkınma -ki sanayileşmeden olmaz- konusunda ciddi olmak isteniyorsa, küresel ekonominin kurumsal ve yapısal dinamiklerinden ülke ekonomisini kurtarmanın, yeni ve dayanışma merkezli birliktelikler oluşturmanın olanakları yaratılmak zorundadır.
soL - Haber Merkezi
Pazartesi, 23 Mart 2020 09:41

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koronavirüs önlemler paketini açıkladığı günün sabahında Türkiye Komünist Partisi de emekçi halk için atılması gereken adımlarla ilgili bir deklarasyon yayımlamıştı. “Bütün kaynaklar halka!” başlığını taşıyan deklarasyondaki “kararlar” hakkında farklı meslek ve uzmanlık alanlarından aydınlara, işçi temsilcilerine sorular sorduk.

İktisatçı Profesör Aziz Konukman, deklarasyondaki ilgili maddeler üzerinden salgın sürecinde devletin üretim, planlama gibi başlıklarda oynaması gereken rolü yorumladı.  

"Halkın insani ihtiyaçlarının karşılanması, sosyal hayatın sürekliliğinin sekteye uğramaması için gerekli üretim ve hizmet tanımları merkezi olarak belirlenmeli ve planlanmalıdır. Üretim ve hizmet sunumunun bu tanım ve planlara uygun şekilde yapılması merkezi olarak denetlenmelidir." Uygulanabilecek bir şey midir bu?        

Önce ilk sorudan başlayalım. İçinden geçtiğimiz bizi de içinde sürükleyen mevcut dünya krizi, talep yönlü; çünkü belirsizlik ve moralsizlik insanların satın alma isteklerini aşağı çekiyor. Üstelik evden çıkmama kararıyla bu süreç yönetilemez bir noktaya doğru gidiyor. Bu kriz aynı zamanda arz yönlü; tedarik zincirleri belli halkalarda darboğazlarla karşılaşıyor, stoklardaki hammadde ve ara mallar tükendikçe üretimin daha da fazla aksaması olasılığı artıyor. Bu iki kanaldaki tıkanmalar finans kanalından gelecek riskleri katmerli hale getiriyor. Özetle üç boyutlu bir kriz söz konusu. Böyle bir dünya konjoktürü, tam da A.G.Frank’ın ve S.Amin’in deyimiyle sistemden huruç etmek (delinking) için uygun bir zaman ve olanak sunuyor. Çözüm, huruç etmeye dayalı bir kalkınma stratejisidir. Kalkınma -ki sanayileşmeden olmaz- konusunda ciddi olmak isteniyorsa, küresel ekonominin kurumsal ve yapısal dinamiklerinden ülke ekonomisini kurtarmanın, yeni ve dayanışma merkezli birliktelikler oluşturmanın olanakları yaratılmak zorundadır.

Oğuz Oyan’nın doğru tespitiyle, bu konjonktürde aynı zamanda kamunun ekonomide yeni roller üstleneceği, iç pazarı koruyucu önlemlerin yaygınlaşacağı, kısaca "yeni devletçi/korumacı" modellerin revaçta olabileceği yeni uluslararası rekabet ilişkileri tanımlanabilecektir. Bu tür bir modelin inşası ise hiç kuşkusuz ancak merkezi bir planla mümkündür. Planı yapacak bu merkezin ilk işi kısa dönemde üretimin ithal bağımlılığı nedeniyle yoğun ara malı ithal eden sektörlerde üretimin devamlılığını sağlayacak alternatif tedarikçilere erişimi sağlamak olmalı. Uzun dönemde ise bunların yerel düzeyde üretimini sağlayacak kamu işletmelerinin yeniden oluşturulması gerekiyor. Dolayısıyla TKP tarafından kısa bir süre önce yayımlanan Koronavirüs salgın önlemleri konulu deklarasyonda yer alan "Halkın insani ihtiyaçlarının karşılanması, sosyal hayatın sürekliliğinin sekteye uğramaması için gerekli üretim ve hizmet tanımları merkezi olarak belirlenmeli ve planlanmalıdır. Üretim ve hizmet sunumunun bu tanım ve planlara uygun şekilde yapılması merkezi olarak denetlenmelidir" önerisi yerinde ve uygulanabilir bir öneridir.

"Tüm banka ve finans kuruluşları derhal bedelsiz olarak kamulaştırılmalıdır. Tüm mali kaynakların halkın ihtiyaçları doğrultusunda merkezi olarak kullanımı sağlanmalıdır." Bu öneri hakkında ne düşünüyorsunuz? Uygulanabilir mi? Ya da finans sermayesi ülkemiz için özellikle de bu koşulda ne ifade ediyor?  

Bu sorunun yanıtı ilkiyle yakından ilişkilidir. Türkiye’nin risk primi (CDS), Ocak ortasında 267 iken 10 Mart itibariyle 420 düzeyine ulaşmıştır. Bu sert çıkışta hiç şüphesiz Türkiye’nin iç ekonomik kırılganlıkları kadar dış politika geriliminin( İdlib krizinin ) de önemli bir rolü vardır. Bunların yanı sıra, korona virüs riskinin de bu genel risk katsayısının yükselmesine katkı verdiği muhakkaktır. Korona virüsün etkisiyle küresel daralma sürdüğünde, bu genel risk katsayısındaki yükselme eğilimi devam edecek ve katsayı daha da yüksek bir düzeye ulaşacaktır. Bu dış borçlanmanın maliyetinin daha da artacağı anlamına gelmektedir. Ayrıca, risk iştahının azaldığı ve yabancı sermayenin Türkiye dâhil çevre ülkelerinden çıkışta oluğu bu ortam dış borçlanmayı daha da olanaksız hale getiriyor. İlk soruyu yanıtlarken de ifade edildiği üzere, dünya ekonomisindeki talep ve arz tıkanmaları finans kanalından gelecek riskleri daha da katmerli hale getirecektir. Dolayısıyla Türkiye önümüzdeki kısa dönemde kendisini ciddi bir finans kıskacı içinde bulacaktır. Buradan kurtuluşun yolu, içe dönerek bu finans sıkışıklığını halk yığınları lehine çözmektir. Yukarıda sözü edilen planlı kalkınma stratejisi çerçevesinde Koronavirüs salgın önlemleri konulu deklarasyonda yer alan "Tüm banka ve finans kuruluşları derhal bedelsiz olarak kamulaştırılmalıdır. Tüm mali kaynakların halkın ihtiyaçları doğrultusunda merkezi olarak kullanımı sağlanmalıdır" önerisi rahatlıkla uygulamaya konulabilecektir.