ÇEVİRİ | Rusya’da gençliğin yitirilişi

Rot Front’ta yayımlanan Artur Bakulev imzalı bir makale, günümüz Rusya’sında gençliğin sorunlarını ayrıntılarıyla verirken, bu sorunların kapitalist düzen ve bireyci ideolojilerle ilişkisini ortaya koyuyor.
soL - Çeviri (Lütfiye Pehlivan - Yasin Çalış)
Pazartesi, 27 Ocak 2020 16:38

 

Rusya Birleşik Emek Cephesi yayını Rot Front’ta yayımlanan Artur Bakulev imzalı bir makale, günümüz Rusya’sında gençliğin sorunlarını ayrıntılarıyla verirken, bu sorunların kapitalist düzen ve bireyci ideolojilerle ilişkisini ortaya koyuyor. Makaleyi soL okurları için çevirdik:

Rusya’da Gençliğin Yitirilişi: Nedenleri ve Sonuçları

Zihin karmaşası neye yol açıyor

M. Yu. Lermontov zamanından beri, “… vardı zamanımızda öyle insanlar, şimdiki kuşağa benzemezlerdi…“(1) sözüne inanılır. Ve her yeni nesilde, bir önceki nesildeki gibi kahramanlarla karşılaşılmıyor. Ama eğer konumuz bugünün Rusya’sı ise, bu ‘kara talih’ hem yaşlılara hem de gençlere kısmet oldu.

İstatistiklere baktığımızda korkunç rakamlar görüyoruz. Dünya uyuşturucu ticaretinde yüzde 20 gibi bir orana sahip olan Rusya’da madde bağımlılığı yaşı, son on yılda oldukça küçük yaşlara kadar indi. Bu zaman zarfında yetişkin madde bağımlısı sayısı 8 kat; genç madde bağımlısı sayısı 18 kat; çocuk madde bağımlısı sayısı 24,3 kat arttı. Rusya Federal Narkotik Denetim Servisi’nin verilerine göre, 2019 yılında Rusya’da 6 milyon madde bağımlısının olduğu kabul edilmektedir. Bunların yüzde 20’sini 9-13 yaş arası ilkokul çağındaki çocuklar, yüzde 60’ını 16-30 yaş arası gençler, yaklaşık yüzde 20’sini de 30 yaş üstü insanlar oluşturmakta. Alkol bağımlılığına dair güvenilir bir istatistik olmasa da elimizdeki veriler, var olan vakaların yüzde 60’ında, ebeveynlerin 10 yaş altı çocuklarını alkole alıştırdığını göstermektedir. Rusya Federasyonu Soruşturma Komitesi 2018 yılında çocuk intiharlarının keskin bir oranda arttığını bildiriyor. Bu durum 2017 yılına oranla yüzde 14’lük bir artış göstererek 692’den 788 vakaya çıkmıştır.

Gençler tarafından işlenen suç sayısı azalıyor olsa da, yine de işlenen suçların yarıya yakını ağır suçlar sınıfına girmekte. Suçlar gittikçe daha çok gruplar halinde işleniyor, bu suçlara gün geçtikçe daha çok kadın katılıyor, gençler daha çok ateşli ve kesici silahlar, psikotrop maddeler kullanıyor. 

GENÇLİK HIZLI BİR ŞEKİLDE ALKOLE, UMUTSUZLUĞA VE SUÇA İTİLİYOR

Tüm bunlar gençliğin çok hızlı bir şekilde alkole, umutsuzluğa ve suça itildiğini gösteriyor. Bütün bunlar arasında parlak bir gelecekten söz etmek imkansız. Peki bu yıkıma ne yol açıyor? Baykal Devlet Üniversitesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji bölümünde hazırlanmış olan çalışmalardan birinin yazarı şöyle diyor:

Genç suçlu oranına etki eden nedenler arasında, ülkemizde son zamanlarda ortaya çıkan ve toplumun hukuksal düzenini ve ahlaki temellerini yıkıma uğratan sosyo-ekonomik, sosyo-politik dönüşümler ve bazı tarihsel koşulları sayabiliriz. Araştırmalara göre her gün daha çok çocuk; yetişkinlerin gereken kontrolü sağlamaması ve ilgisizliğinden, aile içi şiddet vakalarından; arkadaşları, öğretmenleri ve diğer yetişkinlerden oluşan yakın çevresindeki şiddet vakalarından etkilenerek suça itiliyor.

Bu durum genç alkol bağımlığı sayılarını da doğruluyor: alkol bağımlısı çocukların yüzde 91’i bir düzene sahip olmayan ve sosyal açıdan istikrarsız ailelerden geliyor. Alkol bağımlısı çocukların yüzde 53’ü de ebeveynlerinden gereken ilgiyi ve bakımı alamıyorlar. 

Rus kamuoyu araştırma merkezi Levada’nın sosyo-politik araştırmalar birimi şefi Natalya Zorkaya, ailelerdeki çatışmalar ve bunların nedenlerine dair şunları söylüyor:

“Elimizdeki verilere göre günümüz Rus ailesinde, otoriter ebeveynliğin oluştuğuna ve gençler üzerinde özellikle iletişim, para ve serbest zamanlar dahil olmak üzere tüm meselelerde sıkı bir denetim olduğuna dair bir saptama mevcut. Çocuklarla ilişkilerde, itaatsizliğe karşılık uygulanan fiziksel cezalara kadar varabilen çeşitli dikte tutumlar son zamanlarda toplumda artmakta ve güçlenmekte. Hatta ailedeki yetişkinler çocuklarıyla ilişkilerinde anlayış ve yardım odaklı değil, onları olabildiğince kontrol altında tutmak ve ‘kendi iyilikleri’ için kısıtlamak odaklı davranıyor.

İnsanoğlunun, meselelere tesir edebilecek imkanlarını oldukça düşük olarak değerlendirdiği, her şeyden önce kendi ailesine odaklanan, yalnızca ona etki edebileceğini ve sadece onun için çözüm üretebileceğine inandığı, kendi iş yerinden tutun da iktidarın tüm faaliyetlerine kadar geri kalan her şeyin onun sorumluluk alanından çıktığı bir zamanda yaşıyoruz. Bir sosyal kurum olarak aile, büyük bir gerilim içinde. Aile içi ilişkileri düzenleyen ve çeşitli uyuşmazlıkları bertaraf edenler ise geçmişe ait ve hatta arkaik kalıyor.”

GENÇLİKTE BİREYCİLİK BELİRGİN

Bu koşullarda gençler hangi düşüncelerle yetişiyor? Hayattan ne bekliyorlar ve hangi yollarla bunu başaracaklar? Bir grup psikolog tarafından farklı bölgelerde gençlerle bir grup çalışması gerçekleştirildi ve toplanan bilgilerin analizine dayanılarak şu sonuçlara varıldı. Günümüz gençliğinde en belirgin şey bireycilik. Dar bir planlama ufkuna sahipler ve önemli bir çaba sarf etmeden hayattan zevk almayı en büyük başarı olarak kabul ediyorlar. Ve aynı zamanda, eğer kabul görme ve popülerlik elde ediliyorsa amaca tamamen ulaşılmış olunuyor. Prestijli iş ve kariyer gelişimi kavramları değer kaybetti. İlk saydığımızı bağlantılar olmadan elde etmek, ikincisine de çaba harcamadan ulaşmanın günümüzde pratik olarak imkânsız olması şaşırtıcı değil, ancak herkes böylesi bağlantılara sahip değil; çaba gösterme gereksinimi ise hızlı ve kolay elde edilir başarı ilkesiyle çelişmekte.

Günümüz gençliğinin çizdiği tablo aşağıda bir anketin sonucu olarak verilen cümleler ile tanımlanabilir:

Anket boyunca genç kızlar ve erkekler hayata dair net bir planlarının olmadığını, ülkedeki politik duruma dair karmakarışık görüşlerini ve belirli bir meslek ile ilgili eğitime veya uzmanlığa odaklanamadıklarını dile getiriyorlar.”

Natalya Zorkaya, başarıya ulaşma konusundaki tutumla birlikte, eğitim ve mesleklere dair şunları söylüyor:

YÜKSEKÖĞRENİMDE MOTİVASYON MAAŞ

“Verilerimize göre, yükseköğrenim görenlerin en az %40’ı, ana motivasyon yüksek başlangıçlı bir maaş olduğu için, kendi uzmanlık alanlarında çalışmıyorlar, bu durum eğitimlerini ve iş kaynaklarını yetersiz bulmalarının bir sonucudur. Gençlerin çoğu hangi kalitede olursa olsun yüksek eğitim almayı arzuluyor, çünkü bu maddi refah için bir tür statü garantisi. Bu gençlerin kendileri de, arzuladıkları başarılı bir hayata ulaşma hakkında son derece basit ve ilkel bir fikir olarak sunulan ana problemi görüyorlar.”

EĞİTİMDE ÖZELLERİN ORANI ARTIYOR

Gençlerin eğitim ve istihdam konusundaki bu tutumları tamamen somut nedenlere dayanmaktadır: Eğitimin her seviyesi daha az ulaşılabilir hale geliyor ve alınan eğitimi hayata uygulamak daha da zorlaşıyor. 2001’den 2019’a kadar Rusya’da yapılan araştırma sonucunda Rusya Federasyonu Sayıştayı anaokulu sayısının 51 binden 48 bine, köy ilkokullarının 46 binden 24 bine, şehirdeki ilkokullarının 23 binden 18 bine gerilediğini bildirdi. Bütçede yükseköğretime ayrılan pay hızla azalıyor, her yıl ücretli eğitim fiyatları artıyor. 2019’da bu fiyatlar dönem başına 70 bin ruble ortalamayla %15-19 arttı. Aynı zamanda, Rus mezunların dörtte birinin uzmanlık alanlarına göre iş bulamadıklarını zaten yazmıştık. 

Gençlerin başarıya olan tutkusu, tıpkı Külkedisi masalındaki gibi bir Peri annenin çıkıp onları bir anda Forbes listesinin zirvesine çıkartacağı sanrısına dayanan ve Rus toplumunda da çoktandır kök salmış olan “Amerikan Rüyası” tarafından destekleniyor. Ancak acımasız gerçek şu: Rusya’da kendini güvence altına almaya çalışan yaklaşık 16 milyon serbest meslek sahibi yurttaş var. Bunlardan henüz hiçbiri zengin Ruslar arasında olmaya yaklaşabilmiş değil. Aynı zamanda, 2019 yılında 700 bin küçük işletme kapatıldı. Yani, tüm girişimler, Forbes dergisi yerine, klasiklerde de anlatıldığı üzere proletarya ordusuna katılarak emek borsasına düşüyor.

SBERBANK CEO’SU GREF: HERKES BİLGİ SAHİBİ OLURSA NASIL MANİPÜLE EDECEĞİZ?

Hem yüksek hem de orta öğretimle ilgili konuşacaksak, ülkedeki büyük eğitim programlarının başlıca ideologlarından ve sponsorlarından biri olan Rusya Sberbank Yönetim Kurulu Başkanı Herman Gref, 2012'deki ekonomi forumlarından birinde bu sürece dair vizyonunu mükemmel bir şekilde özetlemişti:

"Tüm insanlar, benliklerinin temelini anladıklarında, kendilerini tanımlar ve yönetirler, yani artık onları manipüle etmek oldukça zor olacaktır. İnsanlar bilgi sahibi olduklarında manipüle olmak istemezler. Onları nasıl yönetmeli? Herhangi bir kitle kontrolü, bir manipülasyon unsuru anlamına gelir. Nasıl yaşanacak? Herkesin bilgiye eşit imkanlarla erişebildiği böyle bir toplum nasıl yönetilir? Herkes, hükümetler tarafından eğitilen analistler ve siyaset bilimciler, ve güya bağımsız olan medya aracılığıyla bilgiyi olduğu gibi alma olanağına sahip; işin aslına bakacak olursak tüm medya organlarının hala sosyal katmanların korunmasıyla meşgul olduğunu anlıyoruz. Böyle bir toplumda nasıl yaşanır?”

Pervasız vatanseverlik, patronu için sadakatle çalışmaya hazır olma, krediler içinde bir yaşam; işte tüm bunlar, Herman Gref vizyonuyla donatılmış kurumlar tarafından korunan “sosyal katmanlar”. Birinci Dünya Savaşı’nda binlerce gönüllünün, kapitalistlerin "İnanç, Çar ve Anavatan" sloganlarıyla Alman cephesine savaşmaya gitmesi, şahsi çıkarlar uğruna aşırı milliyetçiliğin pratik bir örneğidir.

KİMSE “EMPERYALİST” NE DEMEKTİ HATIRLAMIYOR

Bu arada günümüzde, böylesi savaşların karakterini anlama yeteneği, bütün dünya savaşlarının emperyalist çıkarlar doğrultusunda gerçekleştiğine inanan gençlerin zihinlerinden siliniyor. Çünkü bu savaşlar imparatorluklar tarafından yürütülüyor ve aynı zamanda bu savaşların sonucunda, dünyanın yeniden paylaşımı için verilen mücadeleler sırasında bazı imparatorluklar çökerken yenileri de kuruluyor. Hiç kimse "emperyalist" kavramının gerçek manasını hatırlamıyor:

“Silahlanmanın artması, ileri ülkelerde kapitalizmin en yeni çağında, emperyalist gelişme aşamasında pazarlar uğruna mücadelenin şiddetlenmesi, en geri Avrupa monarşilerinin hanedanlık çıkarları, kaçınılmaz olarak bu savaşa yol açacaktı ve açtı.” (Savaş ve Rus Sosyal Demokrasisi – V. İ. Lenin)

Bugün de, tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi, egemen sınıfın yararına olan fikirlerin propagandası adına büyük fonlar tahsis edilmekte. Böylece Rusya’da 2020’den başlayarak önümüzdeki 3 yıl boyunca, gençlerin vatansever eğitim programı için  26 milyar ruble harcanmış olacak. Kapitalistler, çıkarlarını dış düşmanlardan korumak adına gençleri orduya; içerideki düşmanlarından korumak adına da polisliğe almak için daha fazla harcama yapacak. 

ZİHİN KARMAŞASI NEREDEN GELİYOR?

Böylece, dünya görüşü, siyaset, toplumsal düzen, ekonomik süreçlerin karakteri ile ilgili konulardaki zihin karmaşası, genç Ruslarda hayata dair hayal kırıklığı yaşamalarına ve ona odaklanamamalarına neden oluyor. Sonuçları ise; madde bağımlılığı, alkolizm, suç işleme, göç etme arzusu. Peki, milyonlarca genç erkeğin ve kadının bir zamanlar çözmüş olduğu bu karmaşayı oluşturan kim? Ağır sonuçlara yol açan bu fikir karmaşası nereden geliyor? 

“Egemen sınıfın düşünceleri, her çağda egemen düşüncelerdir: … Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, bu sayede aynı zamanda zihinsel üretim araçlarının da üzerinde denetim kurar; böylelikle zihinsel üretim araçlarından yoksun olanların düşüncelerini de, genel olarak, kendine tabi kılar. Egemen düşünceler, egemen maddi ilişkilerin fikrî ifadesinden başka bir şey değildir…” şeklinde ifade etmiştir Karl Marks ve Friedrich Engels. (Alman İdeolojisi, çev. Tonguç Ok, Olcay Geridönmez, Evrensel, 2013)

GREF’İN İDEALİZMİ İŞÇİ SINIFININ MATERYALİZMİ

Verilen istatistiklere baktığımızda bu sözlerin ne kadar doğru olduğunu anlıyoruz. Piyasa ekonomisi tarafından belirlenen nesnel yaşam koşulları gençlerin bilincini şekillendiriyor. Rus kapitalistlerin gerektiğinde kendilerini savunmak için beslediği şovenist milliyetçilik; kolay başarı hayalleri; kendisini asla gerçekleştiremeyeceği bir ülkeye göç isteği, gençlerin zaman zaman birbiriyle çelişen  tüm bu düşünceleri, kendini çeşitli şekillerde gösteren burjuva propagandası tarafından yansıtılan gerçekliğin sonuçlarıdır. Günümüz ideolojik akımları ne kadar güzel ve moda sözcüklerle adlandırırsa adlandırsın “Her seferinde, yeni terminolojinin çarpıtmaları gerisinde, bir yığın skolastik bilgilerin gerisinde, felsefe sorunlarını çözümleyiş tarzlarında kendilerini doğru gösteren iki temel eğilim, iki belli başlı akım bulduk.”(2) idealizm ve materyalizm. İşçi sınıfı felsefesi materyalizmken burjuvazinin felsefesi idealizmdir. Günümüz gençliğinin kafa karışıklığı ve bunun sonuçları ikincisinin ürünüdür.

Toplumun ekonomik esaslarını değiştirmeksizin, onun bilincini değiştirmek imkansızdır. Kapitalist devletin gençlerin uyumu ve uzlaşması için olan eğitimde aldığı önlemler ne olursa olsun, insanlarla kurduğu ilişkiyi maskelemesi olanaksızdır. Bunun için her insan diğerinden izole edilmeli. Marksizm olmasa, emekçiler çalışmalarının beyhudeliğini görürler, çalışmalarının sonuçlarına yabancılaşırlar, kişisel gelişimlerinin imkansız olduğuna ve çeşitli borçlar altında bir köle olduklarına inanırlar. Gerçek hayat ve onun “Gref ideologları” tarafından empoze edilen yansıması arasındaki çelişkiler, insanların kafalarında kuşkusuz ki bir uyumsuzluk yaratıyor. Ancak işçi sınıfının dünya görüşü bununla başa çıkacaktır.

DİYALEKTİK MATERYALİZM VE CESARET

Toplumsal süreçleri inceleyen ya da dünyanın bir resmini oluşturan diyalektik materyalizm, bu dünyanın kendisine dayanır, en başa doğayı, maddeyi, fiziği yani tek bir kelimeyle dış dünyayı koyar ve bilincimizin ikinci sırada geldiğini ve onu yansıttığını söyler. Bu yüzden materyalist dünya görüşü içlerindeki en objektif olanıdır. Bununla donanmış olan bir insan, kafasını bulandıran herhangi bir yaklaşıma ve idealist karalamalar arasında kaybolmaya karşı kararlı bir yanıt verir. Diyalektik materyalizm üzerine çalışmak ve onu anlamak, her yaştan insanın kafa karışıklığını gidermesi için atacağı ilk adımdır. Eğer bu adım bir genç tarafından atılırsa “zamanımızda var olacak o insanlar, en güçlü cesur kuşak: Kahramanlar ise; siz değilsiniz.” Adaletli bir toplum için mücadele uzak değil.


(1) Mihail Yuryeviç Lermontov’un 1837 yılında yazdığı Borodino şiirinden bir alıntı

(2)  V. İ. Lenin – Materyalizm ve Ampiryokritisizm, Sol Yayınları Çev. Sevim Belli