Tepelere cami

Tepelere cami

Mustafa Aktepe
19/11/2014 Çarşamba

''Bazı aşağılamalara maruz kalmış bir kişi kendisinin İngiltere Kralı olduğu yolunda bir kuram benimser ve kendisine bu yüce konumunun gerektirdiği saygı ile davranılmamasını mazur göstermek için de zekice işlenmiş birsürü açıklama icadeder. Bu örnekte, komşuları onun bu hayallerine sıcak bakmazlar ve kendisini bir tımarhaneye kapatırlar. Fakat o kendi büyüklüğünü değil de ulusunun veya sınıfının veya mezhebinin büyüklüğünü ileri sürerse, görüşleri, dışarıdan bakan tarafsız bir kişiye tımarhanede karşılaşılanlar kadar abes gelse bile, birçok yandaş kazanır; bir siyasal veya dinsel önderolur. Bu yolla, kişisel delilikle benzer kuralları izleyen bir toplumsal delilik gelişir. Kendini İngiltere Kralı sanan bir deli ile tartışmanın tehlikeli olduğunu herkes bilir; fakat tek başına olduğu için onun hakkından gelinebilir. Bütün bir ulus bir kuruntuya kapıldığı zaman, savlarına karşı gelindiğinde kapıldıkları öfke tek bir delininkiyle aynıdır; fakat o ulusun aklını başına getirecek tek şey savaştır.''[i]                 

Sınırların ve yerel koruma engellerinin kalkmasını isteyen, dünyayı yeniden bölüşen uluslararası şirketler ile onların emrindeki liberal siyasetin gözden düşürmeye çalıştığı milliyetçilik ve milli hezeyanlar yerine ikame edilen türlü inanç guruplarının tasallutlarını dikkate alarak; Russell’ın yukardaki saptamasında iki değişiklik yapalım.

''Bazı aşağılamalara maruz kalmış kişi kendisinin İngiltere kralı olduğu yolunda bir kuram benimser”in yerine; Çocukluğunda ebeveynlerinden travmatik sonuçları olan aşağılama ve eziyet gören kişi kendisinin halife olduğu yönünde bir kuram benimser diyebiliriz.

''Fakat o kendi büyüklüğünü değil de ulusunun, sınıfının, mezhebinin büyüklüğünü ileri sürerse” ile devam eden yeri; “fakat o kendi büyüklüğünü değil de mezhebinin büyüklüğünü öne sürerse, görüşleri dışardan bakan tarafsız kişilere tımarhanede karşılananlar kadar abes gelse bile birçok yandaş kazanır, bir siyasal veya dinsel önder olur” ‘diye okuduğumuzda bugün Latin Amerika Müslüman cemaati temsilcilerine, cehaletinin tüm avadanlığı ile ahkâm kesen bir paranoyağın psiko-sosyal tablosunu çizmiş oluruz.

Elindeki siyasal gücü kendi ve çevresinin zenginleşmesi yolunda doludizgin kullanan bu psikopatın ve en yakınlarının, örneğin zeytin ağacı katliamına karşı ileri sürdükleri; ''Bir ağaç tek başına ne ifade eder. Elektrik mi üretir, ısıtır mı? Ekonomik olarak ne ifade eder'' benzeri savunmaları ise bunların kıblelerinin kapitalizmin kar düzenine dönük olduğunu, kazanma hırslarını bütün değerlerin üzerinde tuttuklarını gösterir.

Bu psiko-sosyal girişin üzerine, Küba’nın tepesine cami dikmek yakışır diyen söylemin,(arkaik kökenlerindeki) Katolik gelenekle birlikte dünyayı monarklar, krallar, derebeylerinin gücüne sığınarak, birlikte soyup soğana çevirdikleri suç ortaklığına olan özlemleri ise, Vatikan’daki papalık kurumu karşısındaki vıcık vıcık alçalmaları ile kendini göstermektedir.

Bu kez haçlı seferlerinden söz etmeyeceğiz. Ve de Siyon krallığının saldırgan politikalarından… Beş yüz yıllık aydınlanma geleneğinin ellerinden aldığı imtiyazlara kavuşma hayalleri ile nesiller boyu kötülük sürmeye devam eden bu din adamları güruhu, kapitalizmin ömrünü biraz daha uzatmak için kendilerine duyulan ihtiyacı kaşımakta ve eski günlerin hayalini ellerini ovuşturarak beklemektedir.

Yalnız, kapitalizmin tecrit politikaları nedeni ile aylık kişi başı şu kadar süt, et, sabun vb. istihkakla geçinmek zorunda kalan Küba halkının ve önderliğinin, aydınlanma savaşımının gerçek bir güç ve güvenle sürdürücüsü olduğunu unutmuş görünüyorlar.

Che’nin kıta Amerika’sında Latin halkların enternasyonal birliği hayali, Anglosakson politika tezgâhlarının korkulu rüyası olmaya devam ediyor hala. Büyük bir inatçılık, canlılık ve yaşam tutkusu ile sürdürülen bu kavgada Latin halklarının direnci, bağnaz, cahil, psikopat, yetersizlik sendromları ile kıvranan hasta kişiliklerin anlayabileceği bir şey değildir.

Arjantin devlet başkanı Christine Fernandez’in, ABD yetkililerinin, Latin Amerika da yeni bir islamofobi yaratmaya yönelik uyarılarına verdiği yanıtla:  'Tehlike Latin Amerika ya sıçramaya çalıştığı ileri sürülen İslamcı terör değildir. Tehlike, İslamcı terör umacısı ile halkları provoke etmeye çalışan ABD’yi yönetenlerdir.'' Bu bilinç açıklığı ve uyanıklık, kendine halifeliği vehmeden bir şarlatanlığın anlayabileceği bir şey de değildir.


[i] Bertrant Russell (Sorgulayan Denemeler)