Suriye hakkında anlatılan en büyük yalan – III: Ne özgür ne de ordu

Militanların çatı örgütü olarak kabul edilen “Özgür Suriye Ordusu” birbirinden farklı ve tek merkezden emir almayan, onlarca gruptan oluşuyor. Birçok savaş suçuna imza atan bu gruplar, kendilerini finanse eden ülkelerin çıkarlarına göre hareket ediyor.
Çarşamba, 02 Ekim 2013 20:22

Ali Örnek - soL
Suriye’de 30’uncu ayını geride bırakmaya hazırlanan savaş hakkında yapılan yaygın hatalardan biri de kendilerine Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adını veren grubu, homojen bir yapı olarak algılamak. Gerçekte ÖSO, kendi yerel komutanlarının liderliği altında hareket eden, destekçi ülkelerin çıkarlarına göre önceliklerini belirleyen farklı gruplardan oluşuyor. Ayrıca örgüt, destekçi ülkelerin sözcülerine dönüşmüş ve birbirleriyle mücadele altındaki çok sayıda komutana sahip.

ABD, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar, şu an için tek bir isim üzerinde anlaşmış görünüyor. Bu da ÖSO’nun genelkurmayı olması hedefiyle Antalya’da aralık ayında oluşturulan Yüksek Askeri Konsey’in (YAK) lideri Salim İdris... Eski bir Suriye ordusu mensubu olan İdris, silah akışının anahtarını elinde bulundursa da sahada herhangi bir etkinliği yok.

ÖSO kimlerden oluşuyor?
Suriye’de olayların başladığı 2011 yılının Mart ayının sonuna doğru ilk silahlı gruplar ortaya çıkmaya başladı. Özellikle Lübnan’daki Selefi gruplardan destek alan silahlı militanlar, Suriye güvenlik güçlerine, Humus’a bağlı Tel Kelah ve Tartus’a bağlı Banyas’ta saldırılara giriştiler. Ancak en büyük saldırı ve Suriye’deki savaşın dönüm noktası olan 6 Haziran 2011’de İdlib’e bağlı Cisr eş Şuğur’da meydana geldi. 120 asker ve polisin öldürüldüğü bu saldırı, başta “isyan eden kasabada Suriye ordusunun kıyımı” olarak duyurulmuştu. Bölgeye giden gazeteciler ise kasaba halkının Türkiye’den sızan militanları suçladığını aktardı.

Artırılan saldırılarla Haziran ayı boyunca Suriye ordusundan kopuşlar hızlandı. Bunların bir kısmı yeraltında faaliyetlerini yürüten Müslüman Kardeşler’e yakın isimlerdi, bir kısmı ise Suudi Arabistan ve Katar’ın cömert “yardımları”ndan yararlanmıştı. Haziran’ın 29’unda Suriye ordusu mensubu Riyad el Esad, Hatay’a kaçarak taraf değiştirdiğini açıkladı. Ardından gelen başka bazı ordu mensuplarıyla birlikte, Temmuz ayında bu kentte ÖSO’nun kuruluşunu açıkladı.

ÖSO’nun ilk militanları Selefi gruplar, Müslüman Kardeşler’in tabanı, özellikle Türkiye ve Lübnan sınırındaki kaçakçılıkla uğraşan aşiretler oldu.

2012’nin yaz aylarına girilirken ordunun başarılı operasyonları sonucunda silahlı militanların kalesi olan Humus’a bağlı Bab-ı Amro’dan çıkarılmasıyla, bu kez bu grupların destekçisi ülkelerin finansmanı ile yabancı savaşçı akışı başladı.

Tunus, Libya, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Kuveyt ve hatta Afganistan’dan getirilen cihadcılar, kısa süre içinde ÖSO çatısı altındaki grupları güçlendirdi. Ancak bu yabancı savaşçılar daha sonra El Kaide bağlantılı gruplara ya da ÖSO çatısı altında yer almayan diğer radikal İslamcı tugaylara katılmaya başladı.

Lafta kalan unvanlar
ÖSO’nun hızla büyümesi Riyad el Esad’ın komutasının yetersiz kalmasıyla sonuçlandı. 2012 sonuna kadar birkaç savaşçıdan oluşan yüzlerce tugay oluştu. Bu gruplar, çoğu zaman silah ve para akışını garantilemek için ÖSO’ya bağlı olduklarını açıkladılar. Ancak çoğu zaman başlarına buyruk hareket etmeye devam ettiler. ÖSO’nun Türkiye’deki komutası da bu dönemde çatırdamaya başladı. Yakın oldukları ülkelere göre konum alan ÖSO’nun üst düzey komutası, kendi aralarında güç mücadelesine girişti.

Şu anda ÖSO içinde Riyad el Esad, Ahmet el Hicazi ve Malik el Kürdi ekibi, Salim İdris’i tanımıyor. Müslüman Kardeşler’e yakın duran bu grubun yanı sıra, sahadaki en büyük tugaylardan biri olan Sukur’uş Şam’ın komutanı Mustafa el Şeyh de hem İdris’e hem de Riyad el Esad’a mesafeli.

Ayrıca, Suudi Arabistan’da yaşayan Selefi Şeyh Adnan el Arur’un etrafında birleşen ve kendilerini Devrimci Askeri Konsey Ortak Komutanlığı olarak adlandıran bir grup daha bulunuyor.

Farklı stratejiler
Komutanlık kademesindeki bu rekabetin sahadaki yansıması, zaman zaman gruplar arasında kanlı bir rekabete dönüşüyor. Ayrıca koordinasyonsuzluk nedeniyle de ÖSO’ya bağlı tugaylar, ortak bir saldırı esnasında Suriye ordusundan ağır darbeler alabiliyorlar. Suriye’nin özellikle kuzeyinde ÖSO’dan bahsetmek bütünüyle imkansızlaşıyor. Nitekim burada daha çok, kendi başına hareket eden ancak ÖSO’ya bağlı olduklarını açıklayan büyük tugaylar bulunuyor. Bu tugayların çoğu El Kaide bağlantılı gruplar veya diğer radikal İslamcı tugaylarla ortak operasyonlarda bulunuyorlar. El Tevhid ve Sukur’uş Şam yaklaşık 15 bin militanlık güçleriyle El Kaide bağlantılı Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ile özellikle Kürtlere ve Alevilere yönelik saldırılara iştirak etti.

Dahası, bu tugaylar IŞİD’in diğer ÖSO tugaylarına şiddet uygulamasına da sessiz kalabiliyorlar. Halep’e bağlı Azaz’da Eylül ayında ÖSO’ya bağlı, eski kaçakçılardan oluşan Kuzey Fırtınası Tugayı, IŞİD’in saldırısına uğradığında bölgedeki tek büyük güç olan Tevhid Tugayı “tarafsızlığını” açıklamış ve iki grup arasında ateşkes için arabuluculuk faaliyetlerine soyunmuştu. Bu saldırıya maruz kaldığı için “ılımlı” olarak gösterilen Kuzey Fırtınası ise Eylül sonunda kuruluşunu duyuran, El Kaide bağlantılı bir diğer grup olan El Nusra Cephesi’nin de aralarında yer aldığı şeriat koalisyonuna katıldı. Şeriat için savaşacaklarını açıklayan ve Suriye Ulusal Koalisyonu’nun iradesini tanımayan yeni koalisyon aynı zamanda ÖSO’nun da en büyük tugaylarını kapsıyor. Bu da ÖSO’nun bütünüyle El Kaide’nin zıttı bir çizgiye sahip olduğuna yönelik yorumları yalanlıyor.

Suriye’nin güneyindeki Dera’da da ABD’nin yoğun faaliyetleriyle oluşturulan YAK’a bağlı tugaylardan da yüzlerce militan daha iyi silahlara ve paraya sahip oldukları için el Nusra Cephesi’ne geçti. Oysa ki, Ürdün’de CIA ajanları tarafından eğitilen bu grupların “El Kaide ile mesafeli aşiretlerden” oluşturulduğu iddia edilmişti.