'Hayır' Trump'a karşı 1459 günlük direniş çağrısının neresinde?

'Hayır' Trump'a karşı 1459 günlük direniş çağrısının neresinde?

Feride E. Tetik
24/01/2017 Salı

2017 Küresel Kadın Yürüyüşü kapsamında yapılan dünya çapındaki 673 yürüyüşten en dikkat çekeni, ABD’de gerçekleşti.

Merkezinde seçim döneminde de aktif olan “Trump'a karşı kadınlar”ın (Women against Trump) olduğu yürüyüşe Madonna, Scarlett Johansson gibi ünlülerin yanı sıra toplamda yaklaşık 500 bin kişi katıldı.

Kadınların öfke ve tepkilerinin öne çıktığı miting, "68 rüzgarlarını kadınlar getirecek" diye selamlanadursun, kadınların bu karşıtlık halinin fazlasıyla Hillary’ci bir tona sahip olması yürüyüşün samimiyetinden çok niyetini sorgulamamız için yeterli. 

TRUMP'A HAYIR AMA BU HAYIR NASIL GERÇEKLEŞECEK? 

Yüzbinlerce kadını sokağa döken bir tepki nerede olursa olsun, kayda değerdir. Trump’ın sahip olduğu kadın düşmanı repertuarın, Madonna’nın "Trump seçilirken rahat davrandık iyilik kazanacak zannettik ama hikayemizin başladığı gün bugündür, iyilik kazanacak" diyerek cinsiyetçi bir küfürle noktaladığı, Scarlett Johansson’un Trump’tan “Sizi desteklemedim ama kızkardeşlerim için sizden destek istiyorum”; Alicia Keys’in katılımcılara seslenirken “Cesaretiniz, kadınlığınız ve gücünüz için teşekkür ederim” dediği konuşmaların sunduğu geniş yelpazede karşılık bulması da önemli bir gösterge.

Kısaca, en ağır erkek egemen ilişkilerin ortağı ve üreticisi olmasına rağmen sırf biyolojik olarak kadın olduğundan dolayı Hillary Clinton lehine çalışmalar yapan kadın grupları, tüm toplumsal kesimlerin sözcülüğünü üstlenme gösterisinde bulunuyor. En iyi niyetli yorumla aksettirilmeye çalışılan “Kadınların öncülüğünde her kesimden ezilenlerin Trump’a karşı birliği.” Trump’a hayır; ama yeter mi?   

Konuşmacılardan ırkçılık karşıtı, kadın ve LGBTİ aktivisti akademisyen Angela Davis’in konuşması da bir o kadar dikkate değer.

"Ölmekte olan ırkçı hetero patriyarkal kültürün yeniden yükselmesini engellemek için bir araya gelindiğini” söyleyen Davis; Kızılderililerden, Latinlere, siyahlardan, iklim değişikliğine geniş bir ezilenler yelpazesine değinerek, Michigan’dan Gazze’ye küresel bir hattan bahsetti ve söz konusu kadın yürüyüşünün devlet şiddetinin ölümcül gücüne karşın, feminizmin vaadini temsil ettiğini söyledi.  Bir sonraki başkanlık seçimine kadar 1459 günlük bir direnişe davet eden Davis neye ve kime direnileceğine dair bol sıfatlı bir egemen tanımına ve özne olarak da feminizme sahip. 

Davis; “kapsayıcı ve mücadeleleri kesiştiren feminizmin ırkçılığa, islamofobiye, anti seminizme, kadın düşmanlığına ve kapitalist sömürüye karşı kavgaya davet ettiğini, beyaz erkek hetero patriyarkanın (ataerki) üstünlüğünü savunanların kendisine dikkat etmesi gerektiğini” belirttiği konuşmasında tabanda direniş, okullarda direniş, sanatta ve müzikte direnişe çağırdı.

Kadın yahut herhangi bir ezilen toplumsal kesimin mensubu olmayı yeter-koşul görürseniz, kadın olmayı politikleşmenin ilk adımına koyarsanız Trump’a karşı “tüm ezilenlerin sosyal adalet arayışını temsilen feminizm”i göreve çağırırsınız. Olan budur. Amacını 1459 gün direnerek Trump’ı devirmek olarak açıklayan ve gününü bekleyen bir muhalefetten hayır gelir mi bilinmez. Trump’ın kadın düşmanlığı şüphe götürmez olsa da, Hillary’nin de onu aratmayacağı ortadadır. Trump’a direnmek Hillary’i başa geçirmek içinse, isteyen yine “hobi” olarak direnebilir.

Buradan beslenen kapitalizmdir. Biz almayalım, kalsın. 

Almayacağız da.   

KADIN OLMAYI İLK ADIM SAYMAK

Biz bunu türban tartışmaları döneminde yaşamıştık. Türban ile kadının “aslında eve kapatılıyor” olduğunu söylediğimiz vakit; türbanı bir seçim, bir özgürlük olarak sunanlar, türbanı politikleştirirken bunu özgürlük addedenler bu yaklaşımın, erkek egemen ideolojiyi de beslediğini göremediler. "Kadının adına başkasının karar vermesi”, “kadınların tercihlerine saygı duyulması gerektiği” savını ileri sürüp, kadın olmayı politikleşmenin ilk adımı varsaydılar. 

O mütereddit evetlerle, muğlak hayırların toplamı AKP’nin kadını aileye ve patronuna zincirleme reçetesi oldu. İstihdam büroları, yarı zamanlı çalışma, kayıt dışı işler ve işsizlik derken kadına yoksulluğu, sosyal güvencesizliği, “itin kopuğun eline kalmayı” toplumda sadece anne olarak istenen, bu şekilde var olabilen kadının hayatın hiçbir alanında hayır diyememesini getirdi. Ne okula giderken, ne evde otururken, ne evlenirken,  ne boşanırken ne çocuk doğururken kendi kararlarını verebilen, kendi adına alınan kararlara ‘hayır’ diyemeyen ‘makbul’ kadınlar tablosu böyle tamamlandı. Meclise yansıması da, "beni seç" diye ortalığa dökülen, kürsüyle "erkek gibi dövüşen" bir makbul-kadın milletvekili toplamı oldu. Yanında da,  bütün kadınlar adına karar veren bir başkan baba. 

YOBAZA BAKIP PENİS GÖRMEK

Aile kurumunun varlığı gericiliğin ve ataerkinin elinde,  yarı zamanlı istihdamı kayıtsız çalışmayı destekler hale geldi, sosyal güvenlik sisteminin çöküşü önce kadınları vurdu, evden çıkabilenler bol bol erkek tacizine maruz kaldı. Gelen öneri 'öyleyse pembe otobüse binsinler, öyleyse kız erkek ayrı okullarda okusunlar’dı. Türbanın kamuda önünün açılmasının kadınları özgürleştireceğini savunanlar günü gelip türbanlı bacılarının mecliste aslanlar gibi çocuk istismarcılarını akladığını görünce şaşakaldılar mı bilmiyorum. Sonu şortlu sağlık emekçisi kadın arkadaşımızın yediği tekmelere “şeriat kanunlarını” uygulamakla cevap verdiğini söyleyen yobaza bakıp, penis sahibi bir canlı görmek oldu.

Kadınları karanlığa mahkum etmeye çalışan bu düzene karşı, toplumun tüm ezilen kesimlerinin bir aradalığı için etnik, cinsel kimliklerden Angela Davis kadar bol sıfatlı bir ‘anti faşizm’ şemsiye altında buluşmaya çağrıldı.

Özgürlük, barış ve demokrasi ezilenlerin vicdani ve ahlaki talebi olarak ‘öldürmeyeceksin’i aşamayan bir çerçevede anlamlandırılmaya çalışıldı.

Tek tanrılı dinlerin dahi üzerine inşa edildiği mülkiyet düzeni, dinselleşmenin temelidir.

“Çalmayacaksın komşunun malına göz dikmeyeceksin” diye sayılan on emirin çerçevesini oluşturan özel mülkiyet, ahlak ve adalet algısının temelini oluşturursa, ezilmek ahlaki bir problem olarak ele alınır ve iyilerle kötülerin savaşında, sadece kahramanlar ve kahramanca dövüşler izleriz.

En basit burjuva kazanımları, hukuku ve temel insan haklarını dahi savunmanın sosyalistlere düşmesi bundandır.

Ahlak algısının temelini “Sömürmeyeceksin” olarak koyduğumuz zaman, kadının emeği, bedeni yahut bunların belirlediği duygusal ilişkiler ağı dahi bir direnişe dönüşür.

Böylece en sağlam "hayır" kime, neye, nasıl sorularını aşar ve metal işçisi kadınların patron sömürüsüne karşı grevle ortaya koydukları ‘hayır’ olur. 

Direniş de zafer de kendi ellerimizdedir. 

Kadınların en 'hayır'lısı, kapitalizme karşı direnendir.