Da Vinci için Mediciler bir şans mıydı?

18/03/2015 Çarşamba
Da Vinci için Mediciler bir şans mıydı?

Leonardo da Vinci tuhaf bir adamdı. Tuhaflığı yalnızca resim sanatıyla ilgilenmesinden kaynaklanmıyordu. Döneminde hemen her alanda buluşlar yapmış, günümüze kadar gelen bir çok mekanik sistemin ve tıp araştırmalarının öncüsü olmuştu. İşin bunlar en güzel yanlarıydı elbette, ama bir de da Vinci’nin karanlık bir tarafı, kimsenin bilmediği, hayatının kimse tarafından çözülemediği yönleri de vardı ki, bu yönüyle de çok ilginç bir kimlik sergiliyordu.

Dindar mıydı? Bu sorunun tam yanıtı yok. Dinle arasının pek iyi olmadığı biliniyor, ama en çok da Medici ailesinin en önemli adamı sayılan Büyük Lorenzo’nun hoşuna gidecek kadar kilise ile ilgileniyordu. Roma onun için çok önemli bir merkez değildi, ancak Toskana’dan, özellikle de Floransa’dan vazgeçmesi düşünülemezdi. Şu sözü din ile ilgisi konusunda fikir verebilir belki: “Yüce Tanrı’yı çocuk olarak gösterdiğimde beni hapse attınız; şimdi büyük haliyle resmedersem, daha kötüsünü yaparsınız.” (Bruno Nardini, Leonardo da Vinci, Bir Ustanın Portresi, Çev. Kemal Atakay, Can Yayınları, s.39.)

Dönemin bir çok insanı Leonardo da Vinci’yi, günümüzün kuantum yasalarıyla açıklıyordu, o zaman kuantumun “k”sı bile bilinmezken: “Leonardo hem herkesindir hem hiç kimsenin; her yerdedir ve yalnızca kendi kendisiyledir.” (age., s.42.)

Leonardo da Vinci’nin yaşadığı Floransa, Medici ailesinin kurucusu Cosme Medici tarafından ele geçirildikten sonra Medici ailesi tarafından yönetilen bir kentti. Cosme de Medici tefecilikle zengin olmuş, daha sonra da Floransa’nın en zengin ve güçlü ailesini oluşturmuştu. Leonardo da Vinci daha yirmili yaşlardayken Cosme de Medici ölmüş, yerine Büyük Lorenzo geçmişti. Kardeşi Julien ile birlikte Floransa’yı yönetiyordu, ama Büyük Lorenzo’nun sanata ve sanatçılara karşı büyük bir zaafı vardı. Leonardo da Vinci, Lorenzo’nun himayesindeki Boticelli, Michelangelo, Donatello, Brunelleschi gibi sanatçıların yanında çok daha büyük öneme sahipti.

Lorenzo’nun en önemli özelliği, Floransa’yı bir “şirket” yönetir gibi yönetmesiydi. Elindeki tüm olanakları kullanarak kent üzerinde büyük bir baskı oluşturmuştu ve bir yetişkin başka biriyle evlenmeye karar verdiğinde Lorenzo’nun izni olmadan evlenemezdi. Hayatın bütün akışına Medici ailesi hakimdi ve bu nedenle de gerçekten büyük bir şirket gibi çok zenginleşmişti. Bu sıralarda fakir durumdaki Roma ve Katolik Kilisesi Floransa’nın zenginliği karşısında büyük kıskançlık duyuyordu. Ancak Lorenzo’nun yönetiminde Floransa’nın zenginliği yavaş yavaş eridi. Ailenin kurduğu bankanın varlıkları savaş ve siyaset için harcandı ve bir süre sonra Lorenzo “despot” bir yönetim uygulamaya başladı. Döneminde kötü yönetim, komşularla kötü ilişkiler, rant, tehdit, stratejik evlilikler, kent konseyleri üzerine baskılar ve diktatörce yönetim ağır bastı. Komşularıyla iyi ilişkiler kuramayan Lornezo, Osmanlı İmparatorluğu ile Habsburg hükümdarlığı gibi büyük devletlerle ticareti geliştirdi ve bir süre daha idare etmeyi başardı.

Şaşırtıcı olan, tüm bu diktatör tutumuna ve kötü hükümet yönetimine karşın Lorenzo, sanatçılara ve kültüre düşkünlüğüyle müthiş puan topluyordu. Kütüphaneleri zenginleştirmek ve kütüphane sayısını artırmak yaptığı en önemli işler arasındaydı. Himayesine aldığı sanatçıların hemen her türlü ihtiyacını karşılıyor, onların kenti süsleyen parmaklarına, üreten ellerine avuç dolusu para yatırıyordu. Platon felsefesi ile Hıristiyanlık düşüncesini birleştirmede büyük çabalar harcıyordu.

Bu hengame içinde Leonardo da Vinci bilimin her alanıyla yakından ilgilenir oldu. Resim sanatı onun için artık doğanın bir parçasını hayata geçirmek olarak yaşamında yer almaya başlamıştı. Doğada gezintiler yapıyor, çevresiyle ilgili notlar tutuyor ve bunları günlük yaşama uygulamaya çalışıyordu.

Bir şehir efsanesini anmakla, Leonardo da Vinci ile Medici ailesi arasındaki bağlantıyı ve yakınlığı aktarmak mümkün. Mediciler, ailelerinden Catherina de Medici için Leonardo’ya topuklu bir ayakkabı yapmasını önerirler o da hemen işe koyulur ve bir ayakkabı tasarlar. Topuklu ayakkabının yaratıcısının Leonardo da Vinci olduğu neredeyse kesindir, ama bunu Catherina için yapmış olması, tarih açısından mümkün değildir. Zira Leonardo öldüğünde, Catherina daha henüz doğmuş olmalıydı.

Elbette, Leonardo da Vinci gibi bir dahinin Medici ailesinin kızlarından birine topuklu ayakkabı tasarlaması, herhalde yarattığı binlerce buluş ve eser içinde çok küçük bir ayrıntı kalır, ancak Medici ailesi ile olan dostluğunu ve yakınlığını anlatması açısından önemlidir.

Peki ama, böylesine despot, baskıcı ve bütün yönetimi tek elinde toplayan bir diktatörün sanata olan yakınlığı neyle açıklanabilir? O sıralarda Leonardo ve diğer resim sanatıyla ilgilenen ressamlar, fotoğraf sanatının olmadığı ortamda ünlü ailelerin tablolarını yaparak, tarihe mal etmekle yükümlülerdi. Onları yaptıkları bir çeşit fotoğraf çekmekti ve paralarını da böyle kazanıyorlardı. Ama Lorenzo ve ondan sonra gelen Medici sülalesi Leonardo da Vinci’nin yalnızca bir ressam olarak değil, bir bilim adamı olarak da gelişmesi konusunda çok büyük destek sağlamıştı. Bunu dönemin yönetimiyle açıklamak mümkün görünmüyor.

Lorenzo, görkeme ve gösterişe çok düşkündü. Milano dükü Floransa’ya geldiğinde, onu muhteşem sarayında ağırladı ve Boticelli’nin süslediği duvarlar arasında dolaştırdı. Bu, gösterişin en üst noktası sayılırdı.

Yıllar sonra da Vinci, Lorenzo’dan şikayetçi olacak ve önce kendisini var eden bu adamın daha sonra da yok ettiğini söyleyecekti, ama tarih her zaman Leonardo da Vinci’yi Lorenzo’nun var ettiğini yazacaktı. Çünkü Lorenzo, da Vinci’yi önce yanına danışman aldı, daha sonra dostu ilan etti ve ona San Marco bahçelerini süsleme görevi verdi. Müzik, felsefe, şiir, heykel ve anatomi üzerine tartışmalara girişti, bu konudaki düşüncelerini aldı ve destekledi. Lorenzo’yu en çok ilgilendiren nokta, da Vinci’nin muhteşem mekanik fizik bilgisiydi. Bu konuda yaptığı her yeni buluşu hayranlıkla kabul ediyor ve dostlarıyla paylaşıyordu.

Bir despot nasıl böyle bir sanat düşkünü olabilirdi? Çözümlenmesi gereken en önemli nokta belki de buydu. Halkını inim inim inleten, kendi lüks yaşamı için hiçbir şeyden vazgeçmeyen ve kentteki en ufak hareketi bile adamları aracılığıyla adım adım izleyen bir diktatör, başta da Vinci olmak üzere, tüm sanatçılara kol kanat geriyordu.

Dönem Rönesans dönemiydi ve bir süre sonra dünya Orta Çağ karanlığına gömülecek, Aydınlanma Çağı’na kadar da Katolik Kilisesi tüm baskısını bilim ve sanat adamları üzerinde hissettirecekti. Bu anlamda belki Leonardo da Vinci ve çağdaşları için Medici ailesi bir şanstı.