'Demokratik' emperyalizme zamanlı bir tokat

29/12/2014 Pazartesi
'Demokratik' emperyalizme zamanlı bir tokat

Medyanın iki merkezinden, İstanbul ve Ankara, çok uzakta da iyi habercilik yapılacağını çalıştığı gazetede epeydir bizlere kanıtlayan soL yazarı arkadaşımız Ahmet Çınar, geçen yazısında bir dönemi kapatan kitabına yönelik olarak Merdan Yanardağ’ı gündeme getirdi. Basit ama gerçekten zekice bir sorunun önünü açtı Çınar: “Liberal İhanet” kitabında açıkça suçlanan isimler, Merdan Yanardağ’a yanıt vermiyordu. Resmen yok sayıyorlardı bu ağır suçlamaları. Belki birileri bir yerlerde biraz söylenmiş ve bir şeyler çiziktirmiştir, ama ortada henüz bir “yalanlama”, bir “tekzip”, etkili ve derinlemesine bir “itiraz”, açılmış bir tartışma yok gerçekten. Kaçıyorlar.

Neden?

Suçüstü yakalandıkları için mi, yoksa havanın döndüğünü gördükleri için mi?

Galiba şu: Bu kitap, bir hegemonya döneminin bittiğini gösteriyor, dolayısıyla Türkiye tarihinin faşist darbeleri aratmayacak ve hatta onlardan çok daha cüretkâr bir gericilik dönemini hazırlayan liberal çeteler, bavulları daha hızlı toplamaya başladı. Suçlananlar, açıkça isim ve adresleri verilerek yapılan, her biri diğerinden daha doğru ve utandırıcı suçlamaları bu kadar aleni görmezden ve duymazdan gelemezdi yoksa. Tıpkı geleneksel Türk gericiliğinin Kürt halkını ve tarihini inkar suçu gibi: Eğer sözü edilmezse, her konunun zaman içinde toprağın altında unutulacağına inanıyorlar. Susarak, suskunluğa gömerek ölüme mahkum edilebilecek bir mesele karşısında olduğumuzdan eminler. Sözünü etmezlerse, kendilerini doğrudan hedef alan ve hedef ilan eden bu çok hoş kitabın, etkisiz kalacağına inanıyorlar.

Bu güruhun hep olmayacak dualara amin dediğini, ama geniş yığınları da, en azından sola bulaşmış “kullanılmaya teşne ahmak uşaklar” üzerinden inandırabildiğini biliyoruz. İslamcı suç örgütlerinin (“AkParti”) Ankara’yı bu kadar kolay ele geçirmesinde, sadece AsParti, TÜSİAD ve büyük bürokrasinin doğrudan çabası yok, asıl önemlisi “Belge’li Birikim Gericiliği”nin 40 yıldır solumuzu felç eden çabaları da var. Bu acentanın sol içindeki mesaisi olmasaydı, çok daha acısı, solumuz bu cehalet çetesine kollarına açarak (“onlar da solcu, onlar da marksist”) hüsnü kabul göstermeseydi, Türkiye ve Türkiye devrimci hareketi bugün çok daha farklı noktalarda olabilirdi.

Merdan Yanardağ’ın kitabı (“Liberal İhanet”), bu niteliğiyle çok daha önemlidir: Solun açtığı kapılar, emperyalist demokrasiyi yücelten bu çöplere gösteremediği reddiye, Türkiye’nin bitirilişinde, böyle sözde entelektüel gerçekte ise kanlı “demokratik” acentaların nihai tahrip hizmetinde tayin edici bir rol oynamıştır. Yanardağ, bu öyküyü hatırlatıyor.

Ahmet Çınar’ın dikkati çerçevesinde düşünürsek, hiçbiri hayatında tek bir satır yeni ve sol bir tez geliştirememiş entel sürünün, Yanardağ’ı muhatap alabilecek cürete sahip olmadığını söylememiz gerekiyor. Mehmet Baransu ile Murat Belge-Tanıl Bora, T24’ün gericilikte birbiriyle yarışan “arslanları” ve Aydın Engin’li Cumhuriyet gazetesi arasında temel bir fark bulunmuyor. Dolayısıyla Baransu’nun şu andaki durumu neyse, Yanardağ’ın, her satırı ayrı bir kavga nedeni olması gereken kitabı karşısındaki suskunlukları da ondandır. Karşıdevrim ortamının bir patlamaya dönüşmesinden korkuyor olmalılar. Ortalığın daha da karışmasından ne kadar korktuklarını, Hasan Cemal, Ruşen Çakır, Nuray Mert gibi en ucuz kalemlerin haline bakarak anlayabiliriz. Bu korkaklığın bir başka nedeni de, maalesef devrimci solumuzun severek yuttuğu zokanın sonucu olarak yaratabildikleri entel havanın tam bir balon olduğunun ortaya çıkmasıdır. Ömürleri boyunca, ciddiye alınabilecek bir entelektüel kapasiteye sahip olmadılar. Ama aldatabildiler ve bir “entel yanılsamayı” solumuza yutturabildiler.

Asıl önemlisi, bütün bunları birleştirerek düşündüğümüzde, acentalığını yaptıkları Avrupa’nın pek demokratik gerici kurumlarından ve “entellerinden” almayı umdukları yardımdır. Batı’dan destek bekliyorlar. Bunun, şimdilik gelmediği görünüyor ve bu nedenle şaşkınlar... Bunların hiçbir şeye, hiçbir yanıtı yok. Aydın niteliğini hak edecek hiçbir donanımları olmadığı, sadece piyasanın ve piyasa gericiliğinin demokrasi adını verdiği sosyal düzenin vidaları, yani birer sıradan “teknokrat” oldukları ortaya çıkmış bulunuyor. Tek bildikleri, sosyalizmin bu coğrafyanın tek şansı olduğunu ileri süren devrimci yurtseverleri milliyetçilikle damgalayıp yok saymak.

Bu, var. Avrupa’nın, bu teknokrat sürüye yardımcı olamayacak kadar çürüdüğü gerçeği de var. Reel sosyalizm döneminde savaş yaşamamış Avrupa’nın korkunç bir kapanma tuzağı, katıksız milliyetçi iktidarlar ve savaş dönemine açıldığı gerçeği de var. Bir felaket hızla yaklaşıyor. Bu felakete neden olan “teknokratsia”, bizim solun nedense aydın saydığı “Avrupalı demokratlar”, acaba patlayan sorunlara yanıt bulabilir mi? Avrupa’nın üzerinde korkunç bir felaket dolaşıyor ve bu felaketi hazırlayanlar, Avrupa aydını diye etiketlenen emperyal teknokratlardır. İsteyen Frankfurt Okulu’ndan veya daha önceki reel sosyalizm düşmanı “solculuklardan” başlayabilir. İyi..

İyi ve Merdan Yanardağ, bunları bütün bayağılıkları ve çıplaklıklarıyla sahneye itmiş bulunuyor. Böyle bir tartışmaya girecek ne yüzleri ne donanımları var; bu açık. Tayyip Erdoğan, Murat Belge’nin başbakanı ve cumhurbaşkanıdır. Bunlar birbirine yakışır. Ama Berlin’deki Merkel-Gabriel koalisyonu da Almanya’nın sözde sol tüm entellerine, başta da ahı gitmiş vahı kalmış, ne dediğini kendisinin de anlamadığı Jürgen Habermas tipolojisine yakışmaz mı? Aydının öldüğü, teknokratsianın ise 1989’da nihai egemenliğini ilan ettiği Avrupa’da saatler böyle çalışıyor: Fransa, İtalya ve diğer Orta Avrupa ülkelerindeki iktidar-muhalefet oyunları ve oyuncuları da birbirinin izdüşümüdürler. Türkiye’de ise, buna paralel olarak, Birikim gericiliği 12 yıldır iktidardadır. Tayyip’in asıl entel ve paralel çetesi bunlardır. Merdan Yanardağ yeni kitabıyla bunu en son ve en etkili bir biçimde ilan etmiş oldu. Elbette görmezlikten gelecek, suskunluğa gömecekler.

Mesele başka yerde: Emperyalist demokrasilerden, Batı’dan, bizim topraklarımızdaki gerçek devrimcilere, sosyalist bir hükümetle kaderimizi değiştirmeye kararlı devrimcilere köklü saldırıların gelmesi yakındır. Almanya, sadece Türkiye egemenlerinin kaderini elinde tutmuyor, Türk gericiliğinin sol içindeki şubeleriyle de etkisini sürdürüyor. SPD, Yeşiller, büyük bölümüyle Sol Parti ve hatta bazı komünistler, sendikalar, sol ve demokratik vakıflar, özellikle de Rosa Luxemburg Vakfı denilen “ocak”, korkunç hesaplar içinde yeni dönemin gereklerine hazırlanıyor. Emperyalist demokrasilerin teknokratları, Türkiye’deki sosyalist bir yükselişe karşı “intikam tugayları” halinde yeni görevler eşiğindedir.

Birleşik Haziran umudumuzun daha da güç kazandığı dünden beri bir nokta çok açık: Türkiye’de devrim yapmak isteyen solculara asıl saldırılar, bizimkilerin büyük bir hatayla solcu saydığı partilerden, kurum, sendika ve sanat çevrelerinden gelecek. Ama bunların bile Yanardağ’ın kitabına verecek bir yanıtları yok. Thomas Piketty’nin ortaya saçılan kitabına bir göz atıldığında hemen anlaşılır. Batı’nın en cüretli çıkışı, böyle “sosyal demokrat istatistik romanları” (Georg Fülberth) olabiliyor.

Kapitalizme uşaklığı demokratlık sayan, bunda da pek haksız görülemeyecek olan Thomas Piketty türü teknotratsia, bizim Merdan Yanardağ’a ne yanıt verecek o istatistik çöplerinden başını kaldırıp. “Biz kapitalizme karşı değilik ki, kardeşim!” mi diyecek ve Yanardağ ile Ahmet Çınar’ı sosyalist yönelimleri nedeniyle eleştirecek? Aydın düşmanı Batı teknokratsiası, merkezi planlama yoksa sosyalizmin de olamayacağı doğrusunu, bakalım bu yeni dönemde hangi entel şapkalarından hangi entel tavşanları çıkarıp pazarlayarak göğüslemeye çalışacak?

Yepyeni bir dönem açılmış bulunuyor ve bu dönemin ağır entelektüel görevlerinin altından kalkabilecek 98’lilerin de art arda sahnedeki yerlerini aldıklarını görüyoruz. Dünya gericiliğinin, Türk ve Avrupa gericiliğinin işinin çok zor olduğu anlaşılıyor. Yalçın Küçük’ten başlayarak çok geniş bir “halledilmesi gereken kafalar” listesi önünde kara kara düşünüyorlar.

Bir rakipsizliği kabul etmiş durumdalar. Sözleri bitti. Daha doğrusu o gerici sözlerini solumuzun içindeki bazı eski dostlarına bile sosyalizm çerçevesinde kabul ettirmeleri mümkün değil; olmuyor artık. Yalçın Küçük nefretlerinde yerden göğe haklıdırlar: Gerici ilericiden nefret etmeyecek de ne yapacak?

40 yıldır süren kıran kırana bir mücadelenin son metrelerindeyiz. Patlama veya fırtına öncesi sessizliği yaşıyoruz. Bir şeyi biliyoruz: Türkiye çöker ve tarihten silinirken, sözü geçen o 40 yılda genç ve çok deneyimli bir sosyalist aydın kuşağı da yetişti. Merdan Yanardağ bu kuşağın seçkin isimlerindendir ve son kitabıyla Birleşik Haziran Hareketi’ni birçok açıdan yeniden zırhlamış bulunuyor. 1980 öncesinde Direniş Komiteleri ve Demokrat gazetesinden beri varlığını bir biçimde sürdüren korkunç bir gediğin, yeni dönemde ve Birleşik Haziran sürecinde etkili olmasının önünü önemli ölçüde kesmiş bulunuyor. Yalanlanamamasının, tekzipsizliğinin, itirazsız kalmasının bir nedeni de burada aranabilir: Emperyalist demokrasinin uşakları (“teknokratsia”) çok korkuyor.

Sonuçta, dikkatle bakınca, sadece bizdeki uşakların değil, asıl emperyalizmin veya Batı’nın merkezi çaresizliğini/yanıtsızlığını görüyoruz. İyi. Çok iyi.