Sağlık yanılsaması

03/10/2012 Çarşamba
Sağlık yanılsaması

“AKP”nin yaptığı her şey kötü mü? Hiç iyisi yok mu?” gibi sözleri çok işitiriz. Bu sözlerin arkasından genellikle “sağlık sorununu çözdü arkadaş!” gelir.

Bu sözler ilk bakışta doğru gibi görünür. Öyle ya, sağlık hizmetlerine bugün eskiye göre daha kolay ulaşılabiliyor. Sıra beklemeden mahallemizdeki aile hekimine istediğimiz ilacı yazdırıyor, karşıdaki eczaneden alıp evimize dönüyoruz. Hastanelere gitmek de çok kolaylaştı. Kamu ya da özel sağlık kuruluşu hiç fark etmiyor, hepsinden yararlanabiliyoruz. Hemen MR’ler, tomografiler çekiliyor, chek-up’lar, tetkikler yapılıyor. Teşhis ve tedavide çok önemli gelişmeler sağlandı. Özellikle kanser, kalp ve organ nakillerinde her gün başarı öyküleri dinliyoruz.

Tababeti, yalnızca hastalarla ve hastalıklarla ilgilenen bir bilim dalı olarak düşünenler, sağlık sorununun çözümlendiğini sanabilirler. Ama yine de ihtiyatı elden bırakmasalar iyi olur. Hekime, hastaneye, MR ve BT gibi görüntülü aygıtlara erişimin kolaylaşması sağlık sorununun çözümlendiği anlamına gelmiyor.

AKP sağlık sorununu çözmedi. Sağlık pazarına daha çok müşterinin (tıp terminolojisinde buna hasta deniliyor) girebilmesi için gereken yasal ve yönetsel ortamı hazırladı. Başbakanlığa bağlı Yatırım, Destek ve Tanıtım Ajansının 2010 yılı Sağlık Sektörü Raporundaki deyişle “sağlık harcamalarında iyileşmeyi tetiklemek” sürecinde üzerine düşeni yaptı.

Sağlık Bakanlığı’nın 2011 Sağlık İstatistikleri Yıllığında yayımlanan verilere göre, sağlık harcamalarının GSYİH içindeki payı 2002 yılında %4,8 iken 2011 yılında %6,1’e yükseldi MR ve BT görüntüleme sayısı iki kat, ameliyat sayısı ise yaklaşık üç kat arttı Doğumların %21’i sezaryenle yapılmakta iken %47’ye yükseldi 2002 yılında 700 milyon kutu ilaç tüketilirken 2011 yılında 1.7 milyar kutu tüketildi Başbakan AKP Kongresinde sağlık teknoloji aygıtlarının 2002 yılına göre dört kat arttığını, ayrıca 14 ambulans helikopter alındığını övünerek söyledi.

Daha çok sağlık araç gereci var şimdi. Peki, gerçekte bunların ne kadarına gerek var? Ne kadarı Dünya sağlık pazarına hizmet için? Bunları biliyor muyuz? Gereksiz yapılan tetkiklerle ne kadar radyasyon aldığımızı, gelecekte ne tür olumsuzluklar yaşayacağımızı, İngiltere’nin bu aygıtların gereksiz kullanılmasına karşı savaş açtığını biliyor muyuz?

Strateji planlarında, resmi raporlarda, gelişmiş ülkelerden örnekler verilerek, daha iyi sağlık hizmeti için daha çok teknoloji satın alınması gerektiği belirtiliyor. Oysa örnek verilen ülkeler de kapitalist sistemle yönetiliyor. Halklarını sağlık tekellerinin kar güdülerine karşı koruma gibi bir kaygıları onların da yok.

Sağlık alanında teknoloji aygıtlarının artması ilk bakışta olumlu gibi görünüyor. Ancak tıp çevrelerinde bu durum, hekim – hasta ilişkisinin, hekim – makine ilişkisine dönüşmesine yol açtığı için eleştiriliyor.

Hastalık hastaları yaratılıyor. TV’lerde saatler süren sağlık programları yayımlanıyor. Kampanya hastalıklar üretiliyor. Bu yayınlar, sağlık kuruluşlarına başvuruların artmasında reklam işlevi görüyor.

Devlet, sağlığı hak olmaktan çıkardı. Devlet hastaneleri birer işletmeye dönüştürülerek ticarileştirildi. Özel hastanelere de önemli olanaklar sunuluyor. Hekimler, performansa dayalı ücret dayatmalarıyla çalıştıkları işletmelere daha çok kâr sağlamaları için zorlanıyor. Çalıştığı işletmeye kazanç sağlayamayan hekimlerin zaman içinde tasfiyesi öngörülüyor.

Sağlığın finansman yükü de halka yükleniyor. Herkes sigortalı olmaya zorlanıyor. Genel Sağlık Sigortası yetmiyor, tamamlayıcı sigortalı da olmanız isteniyor. Sigortanızı istemiyorum, sağlık giderlerimi cebimden karşılayacağım bile diyemiyorsunuz. Sigorta şirketlerinde ve SGK’da milyarlara ulaşacak fonlarla, Dünya sağlık şirketlerinin daha çok beslenmeleri amaçlanıyor.

Sağlık denilince akıllara hastalar ile teşhis ve tedavi süreçlerinde kullanılan ileri teknoloji aygıtları geliyor. Oysa insanların sağlıklı yaşama ve hastalanmama haklarının da tıbbın ilgi ve görev alanında olduğu, koruyucu hekimliğe öncelik vermeyen önlemlerle sağlık sorununun çözülemeyeceği dikkatlerden kaçırılıyor. Çünkü sistem sağlıklı yaşayanlardan değil, hastalardan besleniyor.

“Kimin kazandığı beni ilgilendirmez, ben tedavi edildiğime bakarım.” diyenler için söylüyorum: Kapitalizm “senin kazanman için benim kazanmam gerek” yalanına inananların çokluğu sayesinde yaşıyor.

Hepinize geçmiş olsun.