200. yılında Peterloo Katliamı bize ne anlatıyor?

10/08/2019 Cumartesi
200. yılında Peterloo Katliamı bize ne anlatıyor?

Bir tane iyi haber gelmiyor, her yerde çürümenin, işsizliğin, doğa katliamının, cinayetlerin, devletlerarası haydutluğun, savaş tehdidinin altında dünya geriliyor. En temel mesele olarak, insanlığın bu bunalımı nasıl aşacağı, bu çürüme ve tehditlerden uzak bir geleceğin nasıl kurulacağı sorusu yükseliyor.

16 Ağustos’ta 200. yılı dolacak Peterloo Katliamı’nı hatırlamak bu soruya yanıt vermemizi kolaylaştıracak.

1800’lerin başında İngiltere dünyanın ilk sanayileşmiş ülkesi olarak belirmişti. Tarımdaki geleneksel ilişkiler ve el dokumacılığı çözülürken, tekstil sektöründe çalışmak üzere işçiler o çağ için devasa hale gelen kentleri doldurmuştu.

Burjuva devrimini yüz yıl kadar önce büyük ölçüde tamamlayan İngiltere’nin yeni egemenleri Fransız Devrimi’nin şiddetinden şimdi ürkmüş gözüküyorlardı. Kentlerin işçi kitleleri ile dolduğu İngiltere’de sermaye halkın tarihi yapmak üzere radikalleşmesinden ileri derecede rahatsız olmuştu. Ayrıca Fransa bir kapitalist ülke olarak kendisine bir kez daha rakip olarak yükseliyordu.

1815 Waterloo Savaşı’nda Napolyon kesinkes yenilince Avrupalı muhafazakârlar ile birlikte İngiliz sermayesi de sevinmişti.

Ancak İngiliz sermaye sınıfının çıkarları işçilerin yaşamını zorlaştırıyor, dayanılmaz hale getiriyordu. İktisadi krizler ücretlerin düşmesiyle sonlanıyor, yurtdışından tahıl ithal edilmesinin yasaklanması gıda fiyatlarını artırıyor ve işçi ailelerini açlığa mahkûm ediyordu.

İşçilerin önündeki tek örnek, sermaye sınıfının daha önce feodallere karşı verdiği mücadeledir. Parlamentoya seçilerek yasaların çıkarılmasında söz sahibi olmak istiyorlardı.

Buna karşılık sadece erkeklerin oy kullanabildiği seçimlerde oy kullanabilmek için arazi sahibi olmak gerekiyordu. Ayrıca oy gizli değildi, sözlü olarak beyan ediliyordu. Birdenbire büyüyen kentler ise oransız sayıda az vekil çıkarabiliyordu.

Manchester işçileri oy hakkı için örgütlendiler ve 1819 yazında bir miting kararı aldılar. Mitinge konuşmacı olarak radikal muhalif Henry Hunt davet edildi. 

Bu son derece haklı reform isteğini bir ayaklanma olarak gören sermaye sınıfı mitingi yasaklar, Waterloo savaşına katılmış süvari birliklerini miting alanına yönlendirir. Süvari birlikleri zengin sınıfların çocuklarından oluşmakta, işçilerden ve mücadelelerinden nefret etmektedir.

Oysa mitingi örgütleyenler son derece barışçıl bir toplantı planlamışlardı. Sermayeye ait basın sürekli işçilerin yoksulluğu, kötü giysileri ve örgütsüz davranışları ile alay etmektedir. Bu yüzden mitinge katılanlar en iyi giysilerini giymişti. Kadınlar hele, beyaz elbiseleri ile ön plandaydı, çocukları ile mitinge katılmışlardı. Bir düzensizlik olmasın diye provalar yapılmış, her mahallenin işçilerinin hangi noktada toplanacağı kararlaştırılmıştı.

16 Ağustos 1819’da Manchester’ın Aziz Peter meydanında 60 binden fazla işçi vardı. Hunt’ın alana girmesini büyük bir coşkuyla karşıladılar.

Bu esnada sermaye adına yöneticilik yapanların korkusu tepeye ulaşır ve süvari birlikleri konuşmacıyı tutuklamak üzere alana girerler.

Katliamın yapıldığı yıllarda George Cruikshank tarafından çizilen karikatür.

Çıkan kargaşada atlı askerler kadın çocuk dinlemeden kılıçla işçilere saldırır. Kadınların bayramlık elbiseleri kan içinde kalır. 700 civarında işçi kılıç darbeleri ile yaralanır, 15 kadarı yaşamını yitirir. Yaralılardan 168’i kadın işçilerdir. Bu katliam Waterloo savaşına benzetilerek Peterloo Katliamı olarak tarihe geçer.

Sınıfın kini bunla bitmez, saldırıda süvari birliğini yöneten Yüzbaşı Hugh Birley bir fabrika sahibidir, mitinge katılan bir işçinin fabrikasında çalışan çocuklarını işten çıkarır. Mitingi düzenleyenler tutuklanır ve yıllarca hapse mahkûm olurlar. Saldırıyı düzenleyen askerler ise aklanır.

Şimdi sınıfımızın tarihindeki bu acı olaydan öğrendiklerimize bakabiliriz:

Birincisi, sermaye sınıfının dokusu kötülük ve alçaklıkla dokunmuştur, hiçbir zaman güvenilmez.

İkincisi, emekçi sınıflar sermaye sınıfı gibi yaşamaya yeltenmemeli, sermayenin telkinlerine, yönlendirmelerine kapalı olmalıdır.

Üçüncüsü, hak mücadeleleri önemlidir ama işçi sınıfı iktidarı almak için mücadele etmelidir.

***

Peterloo Katliamı’ndan bir yıl önce Marx, bir yıl sonra Engels doğar. Engels 20 yıl kadar sonra Manchester’da işçi sınıfının durumunu gözleme şansı bulur. İşçi sınıfının sermayeden bağımsız siyasi hattı İngiliz işçi sınıfıyla temas eden bu iki öncünün elinde şekillenecektir. 

Yazının başında değindiğimiz çağımızın temel sorununun nasıl aşılacağı o günden beri şöyle formüle edilir:

Eğer insanlığın bir geleceği olacaksa toplumun içeriğinden sermaye sınıfı eksiltilmelidir.