Rektörlük Seçimleri ve Toplum

27/08/2008 Çarşamba
Rektörlük Seçimleri ve Toplum

Ergenekon soruşturması sürerken, rektörlük seçimleri darbesi yaşıyoruz. Kısacası Ergenekon devam ediyor. Akademisyenlerin seçtikleri rektörler YÖK'te tırpan yiyor, Cumhurbaşkanında başka bir tırpan daha yiyor. Bu ne demek oluyor? YÖK ve Cumhurbaşkanı öğretim üyelerinin oylarını dikkate almayıp kendi bildikleri adayı seçtirtiyorlar. Bunun adı darbe değil de ne? Bundan önce de böyleydi diyeceksiniz, evet böyleydi ve kimse de bunu savunmuyordu. Bugün niye savunalım? Doğrudur ama hızlı demokratlar bu konuda da çok hızlılar. Hemen Hızır gibi AKP'nin yanına yetişip YÖK'ün yaptıklarına tam gaz onayı yapıştırıyorlar. Üstelik en çok oyu almış olan iki kadın rektörün YÖK tarafından üstünün çizilmesini, daha önceki rektörlerin eşi oldukları dolayısıyla doğru buluyorlar. Eski rektörlerin eşleri de olsa kendi üniversitelerinde ki öğretim üyelerinden en fazla oyu almış olmaları bu katıksız demokratları hiç ilgilendirmiyor. Ergenekon davası sürerken, YÖK ve Cumhurbaşkanının rektör seçimlerini biraz mırın kırın ile geçiştirseler de onaylıyorlar.

Sol'da YÖK sistemini savunmanın imkânı var mı? 12 Eylül cuntasının üniversiteleri ve gençliği apolitize etmek için kurduğu tezgâh olan YÖK sistemi, seneler sonra meyvesini vermiş. Bu tezgâhtan en fazla yararlanan şimdi ki AKP hükümetidir, tarikatlardır vs... Bunu, AKP hükümeti zamanında pıtrak gibi biten özel üniversitelerden ve ilanla rektörleri aranan, her mahalleye bir tane, anahtar teslim devlet üniversitelerinden anlıyoruz. Basından duyduğumuz kadarıyla yeni kurulan üniversitelere YÖK tarafından seçilen rektör adaylarının birçoğu türbana özgürlük bildirisine imza atmış akademisyenlerden oluşuyormuş. Dolayısıyla YÖK'ün yaptığı seçimler kimlere, hangi kesimlere hizmet ettiğini de göstermektedir.

YÖK, AKP çizgisinde siyaset yapmaktadır. Bu süreç, demokratların özerk üniversite talepleriyle taban tabana zıt bir gelişmeyi göstermektedir. Buna rağmen bazı hızlı demokratların YÖK'ün seçimlerini, "ama diğerleri de öyle seçiyordu tarzında" savunmaları insanı hayrete düşürmektedir. Aslında istenen, üniversitelerin "piyasa yanlısı tarikatçılara" bağlanmasıdır. Hatta Belge'nin devlet okullarında "mütevelli heyeti kurulsun" önerisi bu savı güçlendirmektedir. Bugün YÖK'ün rektör seçimleri ve Belge'nin "mütevelli heyeti" önerisi, AKP Genel Başkan Yardımcısı Sözen'in okullarda ibadethaneler açılsın önerisini destekler niteliktedir. İşadamlarından kurulu mütevelli heyetleri, öğrencilerden gelen ibadethane, toplu Cuma namazı önerilerini geri mi çevirecektir? Tabii ki hayır. Dolayısıyla YÖK üniversiteleri hem piyasalaşmaya hem türbana, çarşafa, takke'ye açmaktadır. Bu sürecin sonu okulların tarikatlaşmasıdır.

AKP'nin okulları ve üniversiteleri ılımlı İslam'a göre yeniden yapılandırmasında toplumdaki en önemli desteği, ne köylü ne kentli olabilmiş lümpen proletarya ile bir kesim muhafazakarlaşmış gençlikten almaktadır. Söylediklerimizi açmaya çalışalım:

İlk olarak Türkiye'de 80 sonrası bir kasabalaşma süreci yaşanmaktadır. Ne tam olarak köylü ne de tam olarak kentli olan, çoğu geldikleri şehirde yaptıkları kaçak inşaatların hükümet tarafından meşru sayılıp belediyelerce tapusunun tahsis edilmesini bekleyen toplumsal bir kesim gelişmiştir. Köylü sınıfsal özelliklerini yitirmiş, şehirli işçi sınıfına dahil olmayan kentsel rantlardan (toprak rantı, değnekçilik, durak rantı vs...) yararlanmayı düşünen, bu lümpen kesim, Türkiye'de özellikle 80 sonrası diğer sınıflara nazaran hem gelişmiş hem de güçlenmiştir. Korkut hoca 1980 sonrası sosyal sınıflar adlı kitabında çok güzel açıklar bu süreci. Bu emek yerine rantı kutsayan kafa yapısına sahip kişi ve ailelerin Akp'nin iktidara gelmesinde, tarikatların pozitif bilimlerin önüne geçmesinde büyük payı vardır. TUİK'in nüfus verilerine göre kent nüfusu köy nüfusunu geçmiştir ama bu durum gerçeği yansıtmamaktadır. Bugün İstanbul'da kent'le yakından uzaktan ilgisi olmayan mahalleler vardır. Ankara, İzmir ve diğer büyük şehirlerde de aynı gelişme söz konusudur. Bunların AB ülkelerinin kentlerinin yaşam seviyeleriyle, sağlık, eğitim hizmetleriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Türkiye'de şehircilik az gelişmiş yapısıyla AB kentleriyle değil orta doğu ülkelerinin kentleri ile kıyaslanabilir ancak. İşte bu piyasa boyunduruğu altına bırakılmış, eğitilmemiş, emek yerine rekabet ve kazanma hırsı aşılandırılmış lümpen sınıfın pozitif bilimler yerine din, hurafe yoluyla sömürüsü daha kolaydır. Bu kesim hem AKP'nin hem de YÖK'ün ilköğretim, lise ve üniversiteleri tarikatlaştırmasına hiç ses çıkarmayacaktır.
AKP'ye ikinci destek türban'a, sakala meyilli muhafazakârlaşmış gençlikten gelmektedir. 12 Eylül cuntasının ve YÖK'ün marifetiyle gelişmiş nesillerdir. Aslında burada laik-şeriat ayrımı yapmamak gerekir. Çünkü 12 Eylül ve YÖK'ün muhafazakârlaştırdığı gençler sadece İslamcı kesimlerde mevcut değildir. Laik kesimde de ahlakçı zihniyetle yetişmiş gençler vardır.

80 sonrası sol bir tahayyül kalmadığına göre, şiddete ve her türlü pisliğe karşı aile göreve çağrılmıştır. Okul aile birlikleri kurulmuş, aileler çocuklarını daha fazla takip eder olmuş, daha fazla beraber tatile çıkılmaya başlanmıştır. Aslında 12 Eylül cuntası ve sonrasında gelen Özal'ın gençliği siyasetten uzaklaştırma ve muhafazakârlaştırma misyonlarının büyük başarıya ulaştığını göstermektedir. Bunun yanında gençlikte bir diğer muhafazakârlaşma emaresi barındıran davranış biçimi de milliyetçi söylemdir. Aslında buna milliyetçilikten öte reaksiyoner davranış biçimi diyebiliriz. Bu içi boş söylemde aslında piyasa düzenini ve ülkenin daha fazla İslamlaşması sürecine katkıda bulunmuştur.

Lafı fazla uzatmadan AKP ve YÖK yukarıdaki toplumsal gelişmelerden bolca yaralanmaktadır. Peki o zaman bu yeni rektörlerin görevi ne olacaktır? 80 darbesinin araladığı kapıyı ardına kadar açmak olacaktır. Yani lümpen proletarya'yı AKP adına kutsamak ve bazısı muhafazakarlaşmış Laik-İslamcı gençliği dinsel sömürüye açık tutmak olacaktır. Daha önceki yazılarda da söyledik, gene söyleyelim AKP'ye açık, ya da kapalı destek verenler 12 Eylül cuntasının yarattığı kurumlara (YÖK, eski DGM'ler vs..) karşı olsalar da, cunta'nın sol'u, kamuculuğu, planlamacılığı tasfiye etmesine, az gelişmiş bir toplum yapısında tepeden inmeci liberal değerleri baş tacı etmesine, yozlaşmış toplumsal yapının evrilmesine yardımcı olduğu için minnet duymaları gerekir. Çünkü yukarıda bahsettiğimiz gelişmeler sonucu AKP iktidara gelmiştir, tarikatlar güçlenmiştir, okullar kuşatılmıştır.

Özür: Yazarımız Burak Gürbüz'ün yazısı teknik bir nedenden dolayı elimize geç ulaşmıştır. Okurlarımızdan ve sayın Gürbüz'den özür diliyoruz. Burak Gürbüz'ün yazıları 15 günde bir pazar günleri yayınlanmaya devam edecektir.