Güven ve hoşgörü?

26/04/2015 Pazar
Güven ve hoşgörü?

Bu konuyu neden önemli buluyoruz? Yılmaz Esmer’in Değerler araştırması 2012 sunumundan alıntıladığımız bir cümleden dolayı. O da şu: “Ve son bir söz: İnsanların geleceklerine güvenmeleri, barış içinde, özgürlük içinde, kardeşlik içinde yaşayacaklarına inanmaları, demokrasinin düzgün işlemesi, bu güvenin temel unsurlarından. Buna güvenen insan yatırım yapar, tasarruf eder.

Dolayısıyla ben sadece ekonomiye odaklanıyorum ama ekonomi içinde siyasal güven ve insanları barıştıran bir siyasi yapı çok önemli.” (Kemal Derviş, Vatan 26.9.2012). Kısaca Derviş insanlar arası sosyal ilişkilerin artması karşılıklı güvene dayalıdır diyor. Bu sayede barışın, özgürlüğün ve demokrasinin geleceğine inanıyor. Derviş gelişmekte olan ülkelere önerdiği iyi yönetişim modellerinin kısa bir özetini yapıyor. Değerler Araştırmasının sunumunun bir diğer slayt’ında ise “İnsanların çoğuna güvenilebilir” sorusuna EVET diyenlerin oranının 2012 yılı Türkiye için %12 olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Bu konuda TUİK’in verileri var mıdır diye merak edip baktığımızda 2006 yılı Aile yapısı araştırması karşımıza çıkıyor. Bu araştırma verilerinin birçok konu başlığı içinde Sosyal tutum, davranış ve beklentiler konusu ilgimizi çekiyor. Nedenine gelince Türkiye’de sosyal yapı ve ilişkiler neymiş bir öğrenelim diye bakıyoruz. Bu soru neden bizim temel sorumuz? Çünkü post-modern kültürel çalışmaların ve ondan esinlenmiş olan iyi yönetişim modellerinin toplum barışına örnek olacak merkezi siyasi yapıların yerine bireyleri ve/veya aileleri temel referans noktası olarak almasıdır. Dolayısıyla bireylerin tercihleri, inanışları, etraflarını nasıl algıladıkları ve gelecekten beklentileri hakkında görüşleri bizleri ilgilendirmektedir. Ona göre nasıl bir dünya’ya doğru veya yeni Türkiye’ye doğru gittiğimizi de daha iyi göreceğizdir. Bir parantez açmak gerekirse şöyle bir eleştiri gelebilecektir belki. Aile araştırmalarında çıkan sonuçlar aslında o zamanki siyasi yönetimin izlerini taşımaktadır. Örneğin gelenekçi, dinci bir hükümet varsa aileler daha muhafazakârlaşacaktır veya sosyalist bir hükümet varsa ailelerin bu sefer sorulara verdikleri cevaplar değişecektir falan… Bu düşünceyi savunacak olanlar bugünün neo-liberal, faşist vs… merkezi yapılarının dünün sosyal demokrat, sosyalist, komünist yapılarıyla aynı diye düşünenlerdir. Uygulamaların ötesinde kuramsal olarak baktığımızda iki devlet modelini ayıran (faşist-sosyalist) en temel konu birinin sosyal seleksiyona dayalı öncüsü elitist olan geleneksel bir toplum modelini benimsemesi ile diğerinin mutlak veya sosyal eşitliğe dayalı, öncüsü emekçi olan ilerici, modern bir toplum modelini benimsemesidir. Dolayısıyla ikincisi birinciye nazaran alt sınıflara pozitif ayrımcılık sağlayan, bu bakımdan doğa yasalarına karşı gelendir. Bu parantezi burada kapayıp devam edelim. 

Buna göre o zaman diyebiliriz ki günümüz neo-liberal devleti ve post-modern düzeni bireyi ve aileye önem vererek daha fazla gelenekseli toplumsal değer olarak öne çıkartıyor. TUİK’in 2006 verilerinde ailelerin dini inançlarına göre oy vermede, arkadaş seçmede, eş seçmede, komşuluk ilişkilerinde, iş seçmede vs… aldıkları kararları inceleme fırsatı bulduk. Aşağıdaki Grafik 1’de görüldüğü üzere Türkiye’de insanların %80’den fazlası dini inanışına göre eş seçiyor. Eşi geçtik arkadaş seçiminde bile dinin inanışın belirleyiciliği %58 oluyor. Türkiye toplumundan hareketle geçmiş dönemde kalmış sözde devletçi uygulamaların sosyal travmalarını sarabilecek bireyin daha fazla katılımını sağlayacak olan demokratik bir seçenek yok ortada. Nobel ödüllü Amartya Sen’in az gelişmiş olan ülkelere önerdiği bireyin merkezi modern devlete karşı üstünlüğünü sağlayacak olan yerel yönetim anlayışı ve iyi yönetişim modelleri kadına toplumda daha fazla yer verilmesini ister.

Bir diğer Nobel ödüllü yazar olan Mohammed Yunus yazılarında kadınların erkeklere nazaran daha fazla tasarruf yapabildiğini ve erkeğe nazaran ailesini daha fazla düşündüğünü söyler. 

Grafik 1: 2006 yılı Türkiye’de dini inancın belirleyici olma durumu

Kaynak: TÜİK 

Tüm bu yaklaşımlar kadınların az gelişmiş toplumlarda daha fazla söz hakkı almasının ülkelerin demokratik süreçlerin gelişmesinde önemli rol oynayacağından bahseder. Yani örneğin daha barışçıl, daha uzlaşıya dönük ve diyalog halinde bir toplum yapısı kadınların daha çok toplumda yer almasıyla mümkün olabileceği çoğu kişi için geçerlidir. Bunlar elbette doğru argümanlardır ama toplumsal konulardaki sorunları çözümü için salt insanlara, cinsiyete, gelenek ve göreneklere bırakmak yeterli değildir. En azından yukarıdaki grafik bize bunu gösteriyor. Dini konuların komşuluk ilişkilerinde, arkadaş seçiminde hatta iş seçimlerinde bile bu kadar önemli olması şimdilerin post-modern düşüncesinde üvey evladı edilen “laiklik” ilkesinin toplumlar arasındaki ilişkileri düzenleyen bir araç olarak bir kere daha önemini bizlere göstermektedir. Hatta buna kadın konusunu da dahil edebiliriz. Neden mi? Çünkü yine 2006 TUİK verilerine baktığımızda Türkiye’deki kadınların tercihleri ile ilgili şu bulgulara ulaşırız. Eş seçiminde kadın erkeğe nazaran daha fazla dini konuları önemsemektedir. Erkeklerde %77 iken kadınlarda %84’dür eşin seçiminde dinin belirleyicilik oranı. Arkadaş seçiminde ise din erkeklerde %55 iken kadınlarda %60’dır. Komşuluk ilişkilerinde dinin belirleyicilik oranı erkeklerde %45 iken kadınlarda %50’dir. Yani Türkiye’de kadınların yarısı komşusunu aynı dinden olmasını tercih eder (bkz: TUİK verileri, 2006 Aile yapısı). 

Yukarıdaki soruların cevaplarına bölgeler arası bakıldığında tüm sorulara verilen cevaplar bakımından en fazla dinin belirgin olduğunu söyleyen insanlar Güneydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu bölgesinden çıkmıştır. Tüm sorulara dinin en yüksek oranda belirgin olduğuna dair cevaplar o bölgelerden gelmiştir. Özellikle Güneydoğu Anadolu’da farklı insanlar ve farklı kültürler arası barışı sağlayacaksak eğer bunu oradaki insanlara bırakmak pek akıllıca olmayacaktır. Batı’nın da ondan kalır tarafı yoktur tabii. Fakat batı insanı dini konular konusunda yani gelenek ve göreneklerin insan ilişkilerini belirleyici rol oynuyor olması konusunda daha temkinli cevaplar vermiş ve belirleyicilik oranları Genel Türkiye ortalamasının altında kalmıştır. Aşağıdaki tablodan daha iyi görülebileceği gibi sarı renkli rakamlar Türkiye ortalasını, yeşil renkli rakamlar Türkiye ortalası altında kalan oranları, kırmız renkli rakamlarda ortalama üzerindeki oranları göstermektedir. Buna göre baktığımızda bir şehir ve üç bölge, İstanbul, Batı Marmara, Ege ve Akdeniz, eş, komşuluk, arkadaş, iş seçiminde ve oy vermede dini inancın belirleyici olması konusunda Türkiye ortalamasının altında kalmışlardır. 

Tablo 1: Bölgelere göre dini inancın belirleyici olma durumu (%)

Kaynak: TUİK Aile yapısı, 2006 verileri

Tüm bu sorulara verilen cevaplar konusunda Türkiye’nin ortalamasının üzerinde çıkan 5 bölge ise Orta Anadolu, Batı Karadeniz, Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu olmuştur. Oy vermede Türkiye genelinin %0,6 oranı altında kalışını saymazsak bu listeye Doğu Karadeniz bölgesini de ekleyebiliriz. Eş, Arkadaş ve Komşuluk ilişkilerinde dinin belirleyici olduğu konusunda Güneydoğu Anadolu bölgesi birinciliği kimseye kaptırmazken, Oy vermede ve iş seçiminde Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi ilk sırada çıkmıştır. 

Peki, Türkiye’de insanlar dinden bağımsız olarak başkasına karşı ve özellikle geleneksel olmayana karşı ne kadar hoşgörülüler? Bu soruyu sorduğumuzda yine TUİK’in verilerine göre şu sonuçlar çıkmaktadır. Nikâhsız birlikte yaşayanlar Türkiye’nin 2/3’ünü rahatsız etmekteymiş (%65,7). Türkiye’nin batı tarafı doğru tarafına nazaran en azından yukarıda ki konu hakkında daha hoşgörülü çıkıyor. En hoşgörülü Ege’de bile oran %61, yani yüksek. Evlilik dışı çocuk sahibi olanlara karşı hoşgörüsüzlük daha da yüksek çıkmaktadır. Bu soruya Türkiye genelinde %69,2 rahatsız eder diye cevaplamış. Yukarıdaki tablo Türkiye’de insanların örf ve adetleri dışında gelişen olaylara karşı pek hoşgörülü olmadığını göstermektedir. O zaman hoşgörü toplumu mühendisliğine soyunacak olanlar ilk önce kişileri bu yönde eğitmeleri gerekecektir. Sadece anane ve geleneklerin insanların davranış kalıplarını belirlemesi gerektiğini inanan bir yaklaşım içinde olduğunuzda yukarıdaki sonuçlara göre Türkiye’de bir hoşgörü toplumu inşa edeceksinizdir. Post-modern yapıda çok kültürlü bir toplum inşasına doğru yönelmek istiyorsanız bunu Türkiye’de inşa etmeniz pek mümkün olmayacaktır. Bu konuda aşağıdaki veriler sizlere zorluk çıkaracaktır. Örneğin Türkiye’de evlenecek olan kişilerde aranan özellikler içinde aile yapılarının benzerliği %83 kişi tarafından onaylanmaktadır. Bu içe kapalı bir toplum yapısının göstergesidir. Bu oran mesela Güneydoğu Anadolu’da %92 çıkmaktadır. Başkasına güvensiz, kendine benzer olanı yanında isteyen, kendine benzemeyene hoşgörüsüz davranan bir toplumda iyi yönetişim modelli geleneksel ilişkilerden hareketle demokratik bireysel faaliyetleri geliştirmek çok zor olacaktır. İmkânsız değildir ama bunun için dine dayalı geleneksel düşüncelerden toplumu arındıracak bir siyasi, sosyal eğitim sürecine girmek gerekecektir. Fakat Türkiye’de insanların %72’si evlenecek olan kişide yüksek eğitim aramamaktadır. Gerçi kadınlar için bu oran %57’dir. Erkeklerde oran %83’tür. Bu durum kadınların erkeklerde aradığı kadar erkekler kadınlarda yüksek eğitim aramamaktadır. Ama her halükarda her iki cinste de eşinde eğitim aramayan eğitim arayandan fazladır. Bu arada daha evvel bahsettiğimiz üzere evlilikte aile yapılarının benzer olmasını kadınlar %87 ile erkeklere nazaran (%80) daha fazla istemektedirler. 

Ve yine en başta belirttiğimiz Yılmaz Esmer’in Türkiye değerler araştırması 2012’ye döndüğümüzde Türkiye’de 2011 yılında toplumun %85’inin kendisini dindar olarak tanımladığını görüyoruz. Bu oran 1990 yılında %75’miş. Kadınlar yine Türkiye ortalamasının üzerinde 2011 yılında %88’i kendini dindar olarak tanımlamış. 1990 – 2011 yılında en büyük sıçramalar 18-24 yaş arası ve üniversite mezunları arasında olmuş. İlki %67’den %79’a çıkarken ikincisi %48’den %73’e fırlayarak son 21 senede tam 25 puan artmıştır. 

Dini vecibelerin artmasına elbette karşı değiliz. Ama dindarlıkla, toplumda daha fazla içe kapanma arasında doğru bir korelâsyonda görebilmek olası gözüküyor. Bu şekilde baktığımızda dini değerler toplumun iletişiminde pek olumlu rol oynamıyor. En azından bunu TUİK’in 2006 Aile yapısı verilerine bakarak söylemek mümkün. 

Son olarak diyebiliriz ki aydınlanmacılıktan, laiklikten taviz verildiği sürece Türkiye’de bir hoşgörü toplumu değil, hoşgörüsüzlük ve hırgür toplumu olacaktır.