Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Burak Gürbüz

Burak Gürbüz

Dijital platformlar ve kapitalizm

Sadece fabrikada çalışan işçi değil ekran başında sosyal medyada olan herkes birer metadır ya da dijital platformlar için hammaddedir. Burada tüm insanlığın metalaşması söz konusudur.

Yayın Tarihi: 25.03.2026 , 00:21 Güncelleme Tarihi: 25.03.2026 , 11:02

Yapay zekânın günlük yaşamımıza paldır küldür girdiği çok değişik zamanlar yaşıyoruz. Ve bu gelişme sadece yapay zekâ uygulamasından ibaret değil, eskiden yazı için, hesap için kullandığımız diğer uygulamaların da yapay zekâ destekli olarak dönüşümüne şahit oluyoruz. 

Arkasında büyük teknoloji şirketlerinin olduğu dijital platformlar, sadece teknolojik bir gelişmeyi anlatmıyor, aynı zamanda kapitalizmde yapısal bir değişimi gösteriyor. Bu değişim bir taraftan insanın düşünce biçimini dönüştürürken öte taraftan insanın kendisini metalaştırıyor. 

Dijital platformlar algoritmalar yoluyla insanın ihtiyaç duyabileceği konuları tespit ediyor ve kişinin ekranda ne kadar süre hangi haberlere baktığını görüp hakkında veri topluyor. Böylece algoritmaların herkesin kendi kişisel sorunlarına tek tek çözümler üretmesine neden oluyor. Kişi böylece kendi sorununun tam olarak çözümüne odaklanmış oluyor. Diğer bir deyişle sorunun kendisi bir veri olarak kabul gördüğü için sorunun nedeni de önemsizleşiyor. İnsanlarda sorunun içeriğinden bağımsız, sorunun çözümü üzerine odaklanmış bir düşünce sistematiği oluşmuş oluyor. 

O zaman kişiler “neden?” sorusuna cevap aramıyor. "Neden" sorusu çözüme doğrudan bir etkisi olmadığı için bir anlam ifade etmiyor. Neden yoksulum örneğin? Burada algoritmalar senin bu sorundan hareketle yoksullukla nasıl baş edebileceğini gösterecektir ve muhtemelen nasıl para kazanman gerektiğini söyleyecektir. Ayrıca sorunun kendisi dijital platformlar için toplanmış olan bir veridir, nedeniyse bir veri değil, tersine “nedeni” verinin oluşmasına sebep olandır. Ancak algoritmalar yanılırsa eğer, o zaman kendi kendisine neden yanıldım diye sorabilir. Ama bu bir veri, sayı vs. yanılgısıdır.

İnsana geldiğimizde vatandaş-insandan, kullanıcı-insana geçilmiştir. İnsan sosyal medyada geçirdiği süreler boyunca dijital platformlara beğenilerini bırakacaktır ve buradan hareketle algoritmalar insanların neyi sevip neyi sevmediğini anlayıp ona göre sorunlarına çözüm sunacaktır. Böylece insan kullanıcıdır. Kişilerin sorunları toplumsal yaşamdan soyutlanıp bireysel hale dönüşmüştür. Onun içindir ki kişiler sorunlarının nedenine değil çözümüne odaklanmıştır. Bu durum tabii ki insanın vatandaş rolünü azaltacaktır. Diğer bir deyişle kişiler sorunlarının nedeni üzerinde durmadıkları için çözümü kamusal alanda şikâyetlerini “vatandaş” sıfatıyla siyasal iktidara bildirmeye değil bireysel anlamda “kullanıcı” sıfatıyla dijital platformlarda çözmeye çalışacaktır. Çünkü algoritmalar kişilerin kendi özelliklerini topladıkları veriler yoluyla onları çok iyi bildiklerinden, onlara en iyi çözümü kısa ve zahmetsiz yoldan verecektir.

Bu durumda dijital kapitalizmden söz edebilir miyiz? Şöyle ki, klasik anlamda kapitalizmde işçi, üretim araçlarının bir çarkı gibi çalışmaktadır. Onun için Marx emek demez, “emek gücü” der. Çünkü işçinin kendisi değil onun çalışabilme yeteneği önemlidir. Emek üretim esnasında ortaya çıkar ama emek gücü üretimden önce işgücü piyasasında alıcı bulur. O yüzden emek gücü, kapitalist için bir metadır. Çünkü kullanıldığında kendi değerinden daha fazla değer üretecektir.

Fakat dijital kapitalizme baktığımızda sadece fabrikada çalışan işçi değil ekran başında sosyal medyada olan herkes birer metadır ya da dijital platformlar için hammaddedir. Burada tüm insanlığın metalaşması söz konusudur. Artık metalaşma sonucu kişinin kendine ve çevresine karşı yabancılaşması sadece fabrikalarda değil dijital olan her yerdedir. Ayrıca metalaşmada mekânsal sınırların aşılması insanı günün her saatinde her zaman dijital kapitalizmin objesi olmaya itmektedir. Çünkü dijital kapitalizm davranış üretir, veri toplar ve tahmin satar. İnsan faaliyetleri ekonomik değere çevrilebilir bir veri akışına dönüştürülmüştür.

İnsanın dijital platformlarda metalaşması için ilk olarak onun kullanıcı olarak dönüştürülmesi gerekir. Yani diğer bir deyişle algoritmalar onun davranışlarını güdüleme yoluyla her an veri toplanabilecek bir çalışan haline getirilmesi gerekir. Ve bu şekilde kişinin sevdiği sevmediği her şeyi öğrenmek suretiyle onun gelecek için merak ve korkularına karşı çözümler sunacak tahminler yürütecektir. Algoritmalar kişilerin sorunlarına çare olarak tahmin yürütürler. Sorun geçmişte kalmıştır artık, bundan sonra gelecek önemlidir ve sorunun neden kaynaklandığından çok (geçmişi ilgilendiren bir sorudur) gelecekte nasıl sorunun üstesinden gelinmesi konusu insan hayatında önemli olmuştur. 

Günümüz insanı başta söylediğimiz gibi artık dijital platformların kullanıcısıdır. Bu bağlamda kişi sadece sosyal medyada gezinerek, uygulamalara tıklayarak, tercihlerde bulunarak algoritmalara veri üreten bir meta değil, aynı zamanda klasik manada bir fabrikadır. Üretim yeri klasik fabrikalardaki gibi belirli sabit bir yer değildir. Tersine her yerdir, yani günlük yaşamın içindedir. Fabrika-insan konuşurken, yürürken, gezinirken, hep sürekli ekranına bakarak orada vakit geçirerek teknoloji şirketlerine ekonomik değer üretir. Bu nedenle diyebiliriz ki kapitalizm yaşamın tamamını kapsar ve bu nedenledir ki Eric Sadin bu durumu modern kapitalizmin genişlemesi olarak görür. 

Fabrika-insan veya kullanıcı-insan, dijital platformlar tarafından esir alınmıştır aslında. Fakat bu esaret zorla değil gönüllü olarak gerçekleşir. Çünkü başta insan dijital platformların kendisine bedava hizmet sunduğunu varsayar. Para vermeden birçok hizmet alabilmektedir ve bu durumda insan ekranda kaldıkça optimum fayda sağladığını düşünür. Oysa kişi dijital platformda vakit geçirdikçe hem ona bağlanmış olacaktır hem de teknoloji şirketlerine veri sağlayarak onlara gelir getirecektır. Dijital platformlar görünmeyen bir sözleşmeye dayanır ve kişiler (kullanıcılar) bilmeden ekonomik sürecin bir parçası haline gelirler. 

Sadin’e göre günümüz kapitalizmi gözetim kapitalizmden bile daha ileri bir aşamadadır. Çünkü artık insanlar sadece gözetlenmiyor, programlatılıyor. Algoritmalar insan davranışlarını önceden tahmin edip ona göre insanları organize ederler. Tabii burada bahsedilen algoritmaların insan ürünü olduğunu unutmayalım. Bu demektir ki bilişim sektörünün büyük teknolojik şirketleri, klasik manada devletlerin yerini daha fazla almaktadır. Çünkü hem insanların neyi, nasıl düşünmesi gerektiğini programlayarak onları kapitalist çıkar ilişkileri çerçevesinde kalmalarını teşvik etmekte hem de böylece insanlar üzerinde bir kontrol mekanizması oluşturmaktadır. İnsanın düşünce ve davranış kodlarıyla oynanmakta ve yeni liberalizmde Adam Smith’in görünmez eli, yerini teknoloji şirketlerin yarattığı algoritmalara bırakmaktadır.

Son olarak insan kendi kendine akıl yürüten, karar alan, seçim yapan etken bir varlıktan kendisine benimsetileni seçen ve fakat seçtiğini zanneden edilgen bir varlığa dönüşmektedir. Dijital platformların insanları bu şekilde esaret içine alması ve onları kendisine bağlamasının en önemli nedeni kişilere sunduğu hizmetlerin çabasız ve kolay olmasından kaynaklanmaktadır. Kolaylık ve rahatlık insanlar tarafından hemen satın alınmaktadır. Aynı zamanda sorunun cevabının bekleme süresinin çok az olduğu ve her sorunun bir cevabı olduğu dijital platformlarda insanların toplumdan kopuk, kendi benliğine dönmüş varlıklar haline gelmesi daha da hızlanacaktır. Bu, kişilerin siyasal duyarlıklarını da pasifize etmeye yöneliktir. Toplum adına bir fikir veya öneri onun ilgisini çekmeyecektir. Çünkü doğrudan kendisiyle bir bağlantısını bulamayacaktır. Her ne kadar kendi sorununu da içerse algoritmalar tarafından neden sorusunu sorması unutturulduğundan siyasi görüşler doğrudan kendisine hitap etmediği için onun ilgisini çekmeyecektir. Dijital platformlarda gezinen kişi için gerçeklik kavramı kendinden ibarettir ve sahip olup olamadığı değerlerle ölçülür. Bu onun isteklerinin ne kadarını gerçekleştirebildiğiyle alakalı olacaktır. 

Sanal platformlarda ne kadar çok izlenirse o kadar çok görünürlüğü artacak ve etkisiz bir kullanıcıdan etkili bir kullanıcı haline dönüşecektir. Kişinin varoluşu artık toplum içindeki yerinden çok dijital platformları maharetli kullanabilmesiyle ölçülecektir. Doğru cevaplar almak için doğru soruları sormayı öğrenecek, çoğu zamanını sosyal medyada geçirip daha fazla tanınırlık ve bilgilendiği hissi edinecektir. Bu durum yukarıda bahsettiğimiz gibi kişinin toplumsal olaylara karşı duyarlığını azaltacaktır. Çünkü doğrudan kendisini ilgilendirmeyecektir. Ama eğer toplumsal bir konu gelip kendisini bulmuşsa ve onun da bu konuda kelam etmesi gerekiyorsa bu durum da kişi fikir yürüten bir yurttaştan çok fikrini karşı tarafa empoze etmeye çalışan “kullanıcı” olacaktır. Çünkü sanal medyada varlığı tıklanma, izlenme sayıları olduğu için bir fikri hırçınca tartışması ilgi çekecektir. Fikrin içeriğinden çok küfür kıyamet tartışma üslubu dijital platformlarda aranan ve benimsenen davranışlardan biridir.

Sonuç olarak dijital çağın yeni insanı, teknoloji firmalarına veri üreten fabrika-insandan sosyal medyada beğeni toplayan kullanıcı-insana doğru gidip gelecektir.

Burak Gürbüz 'ın Son Yazıları