Sınıf mücadelesinin nabzını tutmak

29/10/2015 Perşembe
Sınıf mücadelesinin nabzını tutmak

 

Doksaniki yıl sonra “Cumhuriyet”in getirildiği yeri anlamak için ne yazık ki önümüzde kapkara bir tablo var. Cinayet ve katliamları, vahşeti, akıl dışılığı, yalanı, talanı, şiddeti, gericiliği, faşizm renklerini, diktatörlüğü ve de bütünüyle sömürüyü kanıksattılar toplumun çoğunluğuna… Toplumsal gerçeği, emeği, emekçiyi, sınıf mücadelesini unutturma yolundalar.

Altüst ettikleri yaşam tarzı içinde, her şeyin kendilerinin bakışıyla görülmesini, kendilerinin okumasıyla duyulup algılanmasını istiyorlar. Seçimle kandırıyorlar, sermaye düzeninin demokrasi boyalı gözlüklerini herkese takmak istiyorlar. 

Kalemlerin kendileri için yazmasını, ekranların kendilerini göstermesini; insanların, partilerin, derneklerin, sendikaların ve meslek örgütlerinin kendileri gibi düşünmesini istiyorlar.

Sermaye düzeninin, muhalefeti ve düşünsel üretimi kendi sınırları içinde tutarak sufle ettiği demokrasiyi reddedenler, sınıfsal mücadeleyi dolgu maddeleri olmaksızın sürdürme konusunda eylemlerini her alanda sürdürüyor.

Eylem alanları arasında önemli yeri olan yayın dünyası da üretimini sürdürmeye devam ediyor. Bu kapsamda üç kitap ve iki dergiyi özellikle kayda almak gerekiyor.

Kitaplar, “AKP’li Yıllarda Emeğin Durumu”, “Emek Yıllığı 2013”, "Emek Yıllığı 2014" ve; dergiler, “Boyun Eğme” ve  “HukuksoL”

Emeğin durumu, burjuva partilerinin seçim bildirileri içinde arandığında, “ücretli emek” üzerinden ücretler yarışı ve dalaşı ile emekçi oylarının peşine takılan seviyesiz bir çizgide kalınıyor. Bir de ayıp olmasın diyenler, iş güvenliğine ve istihdama değiniyor. Emeğin durumunu “gerçekler” bakışından kurtarmanın en popüler yanı çalıştırılıyor; çürük yapıyı boyamakla uğraşılıyor.

“AKP’li Yıllarda Emeğin Durumu”, (Yordam Kitap, 2015) geçen hafta yayımlandı. Emeğin durumunu gerçek bakışla anlatan kitapta, 1980 başlangıcı, yani neoliberalizmin Türkiye’ye yerleşmesi için 24 Ocak kararlarının alındığı ve uygulama için 12 Eylül askeri darbesinin yapıldığı dönem ve devamı da unutulmadan, özellikle AKP dönemindeki sermaye politikalarının ve uygulamalarının emekçiler üzerindeki etkileri analitik bir inceleme ve değerlendirmeye tabi tutuluyor.

1980’lerden bu yana hukukun, emeğin durumu üzerindeki payının da işlendiği kitap, derinleşen sömürüye karşın, emekçiler tarafından AKP’ye verilen desteğin de yanıtını veriyor.

Ortaklaşa bir emek ürünü olan kitabın yazar adının karşısında “Bağımsız Sosyal Bilimciler” yazıyor. Bağısız Sosyal Bilimciler tarafından, 2000 yılından sonra yıllık raporlar haline getirilen ve bir kısmı TMMOB tarafından da basılan çalışmalar daha sonra (Yordam Kitap tarafından) kitaplar serisine dönüştü. 

“IMF Gözetiminde On Uzun Yıl, 1998-2008, Farklı Hükümetler Tek Siyaset” (2007), ile başlayan kitap serisi; “2008 Kavşağında Türkiye, Siyaset, İktisat ve Toplum” (2008), “Türkiye’de ve Dünyada Ekonomik Bunalım, 2008-2009” (2009), “Ücretli Emek ve Sermaye, Derinleşen Küresel Kriz ve Türkiye’ye Yansımaları” (2011) ile devam etti. Bir aradan sonra 2015’de “AKP’li Yıllarda Emeğin Durumu” beşinci kitap olarak çıktı. 

Kitap, “Emek Yıllığı 2013” ve “Emek Yıllığı 2014” (Yazılama Yayınevi, 2014 ve 2015) kitaplarıyla birlikte okunduğunda, AKP’li yıllarda emeğin durumu daha net olarak ortaya çıkıyor.

Yayımı yıllık olarak devam edecek olan “Emek Yıllıkları” da ortaklaşa emek ürünü. Ve 2014 yılı, Soma gibi büyük bir facianın yaşandığı, emek-sermaye çelişkisinin en saf ve acımasız şekliyle görünür hale geldiği yıl…

2 Ekim 2015’de 1. sayısı ile “haftalık siyasi gazete” olarak yayın dünyasına giren ve 5. sayısı yayımlanan “Boyun Eğme” dergisi de, bir başka örgütlü çalışma örneği… Dergi, “Komünist Parti” imzasıyla çıkıyor. Kendi dağıtım ağını kurma, yalnızca partilileri değil, tüm boyun eğmeyenleri sırtlama amacını güdüyor. Birçok kente yayılan meydan satışları, gazete büfesi ya da kitapçı rafları yerine, gözün önünde ve elin ucunda olma gibi anlamlı bir iddiayı taşıyor. Bu iddiayı, okur ve dergi buluşmasının günlük yaşamın içine yerleşmesi olarak da tanımlayabiliriz.  Hedef, “gericiliğe, emperyalizme, milliyetçiliğe, liberalizme, sahte solculuğa ve en önemlisi sömürü düzenine karşı inatla mücadele” ederek ve Türkiye’nin “umudu, aklı ve geleceği” olmak…

“Boyun Eğme” Dergisi, sermaye düzeninin sınırsız tahakkümüyle emeği bastırdığı ve sıkıştırıp bıraktığı yere, AKP’li yıllarda emeğin durumuna yanıt veremeyen düzen partilerinin umutsuz haline, haftalık yazılarıyla yanıt veriyor. Sermaye mengenesinden kurtulamayan emekçilere ve ezilen halka da “devrimci bir örgütlenmede birleşmeleri”nden, “düzen değişikliği”nden başka çare olmadığını söylüyor.

Eylül-Ekim, 1. sayısı ile aramıza katılan “HukuksoL” Dergisi, akademik alanın öğreticilerine nispet edercesine İstanbul’dan, üniversite öğrencileri dünyasından geliyor. “Hukukta Toplumcu Tavır Kulübü/Topluluğu”nun ücretsiz yayın organı olarak ([email protected]) (facebook/hukuksoldergi), iddialı bir alanı, “hukuka Marksist eleştiri” ve “toplumcu hukuk düzeni” tartışma, inceleme ve değerlendirmelerini kapsıyor. 

“Merhaba” derken, hukuk eğitiminin, “hukuk sistemlerini ayrı ayrı incelemek, hukukun ne olduğu ve nasıl olması gerektiği konusunu. tartışabilmek için yetersiz” olduğu; hukukun mevcut hukuk sistemi üzerinden tek yönlü öğretildiği, “hukuk nedir?” sorusuna bir tümcelik ezberlenmiş yanıt verildiği vurgulanarak, bu durumun önüne geçmek ve üniversitelerde bu konuda söyleyebilecek daha fazla sözün olması hedefine kilitleniliyor.

Akademik alanın hukuk gerçeğini anlama ve anlatmadaki yetersizliğinin, öğrenciler tarafından dile getirilmesi, yalnızca hukukçulara değil herkese ders olmalı. Kendilerinin de söylediği gibi, içinde bulunduğumuz “çürümüş hukuk düzenini yıkma inancıyla” herkes tarafından keyifle okunacak bir dergi.

Sömürü düzeninden hesap sormak ve sınıfsız/sömürüsüz düzeni kurmak için, sınıf mücadelesinin nabzını tutacak okumaları yapmak, boyun eğmemek ve uzlaşmacı düzen partilerini saf dışı bırakarak “komünist tavrı” göstermek gerekiyor.