Sloganlar savaş çıkarabilir ama barış yaratamaz

02/09/2015 Çarşamba
Sloganlar savaş çıkarabilir ama barış yaratamaz

Stockholm Silahsızlanma Enstitüsü der ki, “Son 300 yılda dünyada yalnızca 26 gün savaşsız geçti.”

Eğer bu 26 günün 26’sı da 1 Eylül’e rastlamış olsaydı, evet, 1 Eylül Dünya Barış Günü anlamlı bir gün olacaktı, ama emin olun bir tanesi bile 1 Eylül’e rastlamamıştır.

Yılda bir gün barışı hatırlayıp, 364 gün savaşıyorsa insanlar, sadece 1 Eylül günü silah bıraksalar bile anlamlı olacaktı, ama o da yok.

Yılda bir gün anneleri hatırlamak için uydurulmuş “Anneler Günü” gibi bir şey. Savaşı önlemek ne hamasi nutuklarla mümkün, ne anlamlı konuşmalarla, ne duygusal konserlerle ne de böyle “anlamlı” günlerle...

Eğer savaş büyük sermayenin en büyük girdisini oluşturuyorsa, bunu “kahrolsun savaş” sloganlarıyla engellemek mümkün değil, bunu herkes de biliyor.

O halde nedir “Dünya Barış Günü”?

1 Mayıs İşçi Bayramı’nın bir anlamı var, zira o gün tüm emekçiler, işçiler sokaklara dökülüyor ve kendilerini hatırlatıyorlar. Dünya Barış Günü için sokağa ne dökülebilir ki?

Dünya tarihi, insanlara savaşın kötülüğünü anlatan bir yığın dökümanla dolu. Bugüne kadar milyonlarca yazı, film, belgesel, şiir, anı vb. üretildiği halde bırakınız azalmayı, savaşlar giderek artmış. Mesele şu ki, savaş yaşamamış insanlara savaşın kötülüğünü anlatmak hiç limon tatmamış birinin karşısında limon yemeğe benzer: Ağzı buruşmaz.

Savaşın vahşetini ve acımasızlığını ancak yaşayarak öğrenebilir insan. Bu yüzden de “savaş” hep oyun gibi gelmiştir yaşamayanlara. ABD’nin Irak’a müdahalesinde olduğu gibi, kuruyemiş ve biralarını alıp insanlar savaş seyrettiler. Ölümler uzaktan izlendi ama yaşanmadı. Sonuçta savaş bir dehşet gibi değil de bir eğlence gibi algılandı kitlelerce. Öyle gösterilmesi gerekiyordu çünkü.

Aslına bakarsanız barış üzeine yazı yazmak zor bir iş. Barış ile ilgili öne sürebileceğiniz tüm argümanlar, savaşın olmaması üzerine kurgulanmak zorunda. Yani öyle bir kıyıya çekiliyor ki iki kavram arasındaki çekişme, sanki savaş ve barış iki karşıt kavrammış gibi gösteriliyor. Biri olmazsa ötekinin olamayacağı, biri olmazsa ötekinin tanımlanamayacağı gibi bir ikilem yaratılıyor. Yani şu basit diyalektik kuralı, “aşağı olmadan yukarıyı tanımlayamazsınız” çelişkisi savaş ile barış kavramları için de kullanılıyor. Hal böyle olunca da, sürekli barışın tanımlanabilmesi için savaş olgusuna dayandırılarak açıklanıyor.

Oysa barış olması gereken bir yaşam biçimidir ve tanımlanması için karşıtların birliğine ihtiyacı yoktur. Savaşın olmadığı bir ortam elbette barış ortamı olacaktır, ama savaş diye bir olguyu düşünmediğiniz zaman da barış vardır. Yani barış kavramını yaratan bizzatihi savaş eylemidir. Savaşın olmaması halinde barış diye bir kavrama da ihtiyaç olmayacaktı. Ama soyut düzlemde bu mümkünken, somuta indirgendiğinde savaşın daha dominant olduğu ortaya çıkıyor. Savaş, barış diye bir kavrama ihtiyaç duymamızı sağlıyor. Yani savaş, sağlıklı bir vücuda giren mikrop gibi, mevcut insan ilişkilerini ve düzenini bozuyor ve insanlık o düzene geri dönmek için sürekli bir çaba içinde oluyor.

Dünya Barış Günü gibi savaşsız ortamı çağıran günler, haftalar, eserler, yapılar, etkinlikler aslında bir özlemi yansıtmaktan öteye gidemiyor, zira savaş, büyük sermayenin en büyük gelir kapısı olarak daima var olacak, bu göz ardı ediliyor.

Kısaca, eğer barışı sağlamak için savaşa karşı savaş ilan etmek gibi bir yola gidilirse, kavram kargaşasına düşülür ve sanılır ki savaş biterse barış gelecek. Elbette hayır. Barış bir normal durumdur. Bunun bozulması ise içinde bir yığın kötülüğü, sömürüyü, alçaklığı, insan sevgisizliğini barındıran anormal durumdur. Savaşın sağladığı ultra lüks yaşamlar var olduğu sürece, barıştan söz etmek mümkün olamayacaktır. Eğer savaş büyük bir rant kapısı olmasaydı, zaten yaşadığımız ortama “barış ortamı” demek gibi bir ihtiyaç da duymazdık. Oysa barış isteyen insanların hep aradıkları şey savaşsız bir ortam değil, daha az savaşın yapıldığı bir ortam. Aklı başında her insan kabul edecektir ki, hiç savaşın olmadığı bir dünya Thomas Moore’un ütopyasından da büyük bir ütopyadır.

İşte sırf bu nedenle bile olsa, tüm dünyaya senede bir gün barış çağrıları yapılmasının hiçbir anlamı olmayacaktır. Nitekim olmuyor da. Ne kadar lanetlerseniz  lanetleyin, sonuçta savaşın kendisi bir lanet olduğu için, adını tekrarlamaktan öteye gitmeyecektir.

Sloganlarla savaş yaratabilirsiniz belki, ama barış asla!