Teğet geçti

08/01/2015 Perşembe
Teğet geçti

Geldiler ve gittiler.

Yüce Divan müessesesi böyle işte…

Yolculuk Meclis’te başlıyor, ağırlıklı olarak da orada bitiyor. Dört eski bakanın Yüce Divan’a sevkinin önü de şimdilik böyle kesildi.

Tabii ki 5 Ocak oylaması yargıdaki “takipsizlik kararı” gibi sonuç doğurmuyor. Meclis Soruşturma Komisyonu’nun ret kararının Genel Kurul’da reddi de olanaklı. 2015 genel seçiminden sonra oluşacak yeni dönem Meclisi’nde yeni soruşturmalar da olanaklı.

Kimi basın yayın organlarında ve yorumlarda yanlış olarak kullanıldığı gibi, bu ret kararının sonucu “aklanma” değil. Aklanma yargı kararları sonucu oluşur. Ne Komisyon ne de Genel Kurul yargı organı değil. Bu kararın anlamı, halk arasındaki deyişle “sumen altı”… Yani bürokratik hiyerarşideki “yolsuzlukların üstünün örtülmesi”nin siyaseten karşılığı…   

Bunun adı da hukuk, hem de “anayasa hukuku”… Yani katmerlisinden, üstün olanından.

Şimdi, (neden bağırarak konuşurlarsa) bağırma hakları doğdu. “İşte gördünüz, bir yandan savcıların takipsizlik kararları diğer yandan Yüce Divan’a sevkin reddi. Darbe girişimini yüz üstü bıraktık” diyecekler.

Yüce Divan tarihinde, bu tür “ret” kararları yadırganmıyor.   İki başbakanın, Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz’ın, karşılıklı paslaşma suretiyle Yüce Divan’a sevk edilmemelerini sağlamalarına da tanık olundu. Bir sonraki Meclis döneminde ise Tansu Çiller gündeme getirilmez iken, önceki Meclis döneminde reddedilen Mesut Yılmaz dosyası yeniden açıldı ve bu kez sevk kararı verildi.

Bakanların görevleriyle ilgili cezai sorumluluklarını ortaya çıkarmaya yarayan denetim aracı olması, bir hukuk düzenlemesi olarak Meclis soruşturmasının etkinliğini işaret ediyor ama komisyonun siyasi dağılımındaki fiili durumdan başlayarak uygulama farklı bir tabloyu gösteriyor.

Bu çarpık durum, dört eski bakan örneğinde olduğu gibi, soruşturmaya konu olan bakanların içinden çıktıkları Meclisteki yapının oluşumundan ve “çoğunluk” usulünden kaynaklanıyor. Siyasetin, burjuva demokrasisine biçtiği rol böyle… Senaryonun biçimsel yapısı hukuksal ama içeriği siyasal. Bu yolla, gerçek demokrasiye benzemede başarılı olduğunu sanıyor burjuva demokrasisi.   

İktidar çoğunluğu kendi bakanı hakkında yargılama yolu açar mı açmaz mı? Yoksa bu yol söz konusu bakanların partisi iktidarda olmadığı Meclis dönemlerinde mi yapılabilir? Bu yapısıyla, Meclis’in hükümeti denetim yolu kendi kendini etkisiz kılan bir yol mudur?

Hukukta da tıpkı siyaset gibi yollar çok. Seç beğen al… Koruyucu kalkan da yapılır, baskı silahı da…

Hasan Ali Toptaş’ın “Heba” adlı romanında çavuşa söylettiği gibi; “kuralsızlığı örtmek için kurallardan daha kalın bir örtü bulamazsınız”.

Hukuk güvenliği, hukukun en temel ilkelerinden biri… Eşitlik ve genellik ilkeleriyle birlikte düşünüldüğünde de en anlamlı ilkelerinden biri… Gelin görün ki, hukukun bu gücü güçlüleri korumakta daha hünerli, daha başarılı. Türkiye ve AKP döneminin veri bankası da bu konuda bir hayli zengin…

17 Aralık damgalı eski bakanlar hakkında sevk kararı çıkmaması, AKP’nin gitmesi ya da gönderilmesi için hukukun ve Meclis içi siyasetin gücünün yetmediğini de gösteriyor. Bunu, bugünün hukukunun gücünün, AKP’yi korumaya yaradığı ve AKP’nin saldırısına hizmette kusur etmediği şeklinde de okuyabiliriz. Tabii, asıl korunanın kapitalizm ve emperyalizm olduğunu unutmadan.

5 Ocak’a kadar geçen süre ve oylama sonucu, feda edilecek mensubumuz yoktan öte üstü örtülecek çok şey ve korumaya alınacak çok kişi olduğunun da göstergesi.   

5 Ocak’tan bu yana süren “şimdi ne olabilir” tartışmasına, hukukun satırları arasında yanıt arayanlar ile AKP’yi hedef aldığı halde düzeni hedef almayanlar, aslında aynı yanılsamayla, hukukun üstünlüğü yanılsamasıyla, aynı koruma duvarına çarpıyorlar. Yeniden ayağa kalkanlara ise bu sefer duvar çarpıyor.

Türkiye’nin geçmişi, “şimdi ne olabilir” kısırlığı içindeki tartışmalarla dolu; seçim dönemleri de aynı kısırlığın tekrarlarıyla… Demokrasiyi, devleti ve hukuku, kendi çıkarları için iyi kullananlar hep iktidarda…

Kendileri iktidarda, iplikleri pazarda…

Oklar teğet geçiyor. Düzen içi çözüm arayışları dışında, gelecek için daha gerçekçi seçeneklere emek harcandığında teğet geçmelerden kurtulmanın olanaklı olduğu ve hesap sorulabileceği görülecek. Gelecekler ve gidemeyecekler.