Halit Çelenk’le güncel söyleşi

05/05/2016 Perşembe
Halit Çelenk’le güncel söyleşi

Bugün 5 Mayıs 2016. Yaşamın ve hukukun devrimci simgelerinden Halit Çelenk’in aramızdan ayrılışının 5. yılı… Yaşamını devrimci duruşla özdeşleştirenler için, “hukuk insanı” diye tanımlananlar için ise ayrılık söz konusu değil.

Ne yaşayan dostları ayrılabilir Halit Çelenk’ten ne de Halit Çelenk arkasında bıraktıklarından… Bıraktıkları, olur ya unutmaya kalkarlarsa gerçekleri, dimdik durur karşılarında.

Bu akşam, Halit Çelenk Hukuk Ödüllerinin ikincisinin törenini yapacağız Ankara’da, Türkiye Barolar Birliği’nde. Belgeseli izlenecek, konuşmalar yapılacak, ödüller verilecek. Devlet Opera ve Bale sanatçımız, Sevgili Tuncer Tercan, Ruhi Su ile buluşturacak Halit Çelenk’i ve dostlarını.

Törenden önce güncel bir söyleşi yapmak istedik “Usta”yla…

“Hukuk, hukuk” diyerek hukuku ayaklar altına alanlar ile bu katliama yine “hukuk, hukuk” diyerek gözlerini yumanlara söyleyecek sözünü sordum, yanıtı çok çok eskilerden başladı ve keskin oldu:

“ İnsanlık tarihine baktığımız zaman görüyoruz ki, köleci dönemden bu yana siyasal iktidarı elinde bulunduran güçler emirler, fermanlar, kararnameler, yasalar çıkarmışlar; temsil ettikleri sınıfların çıkarlarını korumuşlar ve emeği ile geçinen halk yığınları üzerinde bir baskı rejimi kurmuşlardır. Emirler, fermanlar, kararnameler ve yasalar biçiminde oluşan bu kurallar, insana, onun hak ve özgürlüklerine gereken değeri ve yeri vermemişlerdir. Çünkü o dönemlerde insana ‘insan’ gözüyle bakılmamıştır. Bu nitelikteki bir kurallar yığınına ‘hukuk” adı verilemez”.

Demek ki, gözü kapalı “hukuk, hukuk” demek bir anlam ifade etmiyor; daha doğrusu yalnızca egemen sömürücü sınıf için anlam ifade ediyor. Yine gözü kapalı olarak “hukukun üstünlüğü” sözcüklerine sığınmak da aynı anlama geliyor. Peki, kısa ve öz olarak hukuk nedir diye sordum. Faruk Erem Hoca’ya gönderme yaptı Usta:

“Hukuk, insanlıktır”. Ve devam etti; “Hukuk, toplumsal yaşamın her alanını ilgilendiren bir konudur”.

Siz, “toplumsal olayları, etrafında olup bitenleri daha gerçek yönleriyle değerlendirmek” zorunluluğundan söz ederdiniz insanların hukuku tanıması ve öğrenmesi için. Toplumun yaşam tarzını ve devleti dönüştüren, Cumhuriyet ilkelerini darmadağınık eden AKP dönemi ve hukuku için ne dersiniz diye sorunca;

“Söylediklerimiz, sınıflı toplumlarda, yasaların ve hukuk kurallarının kaynağı olan ‘devlet’ için de geçerlidir. Öyleyse, birbiriyle yakından ilişkisi olan ‘devlet’ ve ‘hukuk’ kavramları hakkında belli düzeyde bilgiye sahip olmak, uygar ve yurtsever insan için bir görev olur”. “Üniversitelerde, hukuk fakültelerinde ve çoğu hukuk yayınlarındaki yüzeysel tanımlamalar, gerçekleri yansıtmadıkları gibi, tam tersine, gerçeklerin gözlerden uzak kalmalarına da neden olurlar” dedi.

“Gerçekler” diyecek oldum; “beni konuşturmak istiyorsun” der gibi yüzüme baktı ve tane tane anlattı:

“Sınıflı toplumlarda, herhangi bir kavramı sınıf gerçeğinden soyutlayarak tanımlamak olanaksızdır. Toplumlarda, sınıfların ve sınıf mücadelelerinin varlığı yadsınamayacağına göre, hukuku tanımlarken bu gerçeklerin gözönünde tutulması, sınıflararası ilişkilerin ve çelişkilerin temel alınması zorunludur. Hukuku devlet kavramıyla koşut almamız da buradan gelmektedir”.

“Devlet, insanlık tarihinde her zaman var olmamış toplumsal gelişmenin belli bir aşamasında, sınıflaşma sürecinin başlaması ile birlikte yönetimi elinde bulunduran sınıfların sözcüsü olarak ortaya çıkmıştır”.

“Hukuk, sınıflı toplumlarda ve tarihsel gelişme süreci içinde devletin ortaya çıkışına koşut olarak doğmuş ve gelişmiştir. Genelde işlevi üretim ilişkilerini yani mülkiyet ilişkilerini düzenlemek ve bu ilişkileri korumaktır”.

“Engels’in belirttiği gibi, ‘bütün tarih boyunca, günümüze dek şu ya da bu ölçüde yürürlükte kalmış olan yasalar, yalnızca sınıf egemenliğine ve sınıf sömürüsüne dayalı toplumsal ilişkileri korumuşlardır’”.

Kalkıyordu. Hocam “bu düzende laiklik” dedim; “laikliği savunmak suç”, “şeriat devleti tehlikesiyle karşı karşıyayız”; “Türkiye’nin yargı sisteminde böyle bir ayıbın yer almasına izin verilmemelidir” dedi.

Sömürü ve aydınlanma ile hukuk ilişkisinden, hukukun üstünlüğü kuru inancından söz ettim, kalkmaktan vazgeçti: “Gerçek hukuk, egemen sınıfların tarih boyunca kendi çıkarları için düzenledikleri baskı kuralları değil, sınıf savaşımları sonunda ezilen halk yığınlarının kazandığı hak ve özgürlüklerin oluşturduğu demettir” diyerek devam etti:

“Hukuku ‘her şey’ saymak, onun gücünü abartmak, bu gücü yenilmez kabul ederek pasifizme yönelmek ne kadar yanlışsa, kazanılmış hakları kullanmamak, bu haklardan bir mücadele silahı olarak yararlanmamak, yasaların tanıdığı kimi hakları son damlasına kadar kullanmamak da o kadar yanlış bir tutumdur”.

Ve son noktayı koydu: “(Ancak) doğa ve toplumun gelişme tarihinin bilimsel araştırmalara dayalı en doğru ve doyurucu inceleme ve değerlendirmesi diyalektik materyalizm ve Marksist dünya görüşünce ortaya konulur”.

Halit Çelenk gibi, toplumun tüm ekonomik ve sosyal sorunları için çözümün “sosyalist bir sistem içinde gerçekleşebileceğine” inanan; düzen içinde erimeden nasıl mücadele edileceğinin yollarını da gösteren yaşam ve hukuk “Usta”sından, düzenin okulları ve eğitim veren kurumları dahil herkesin alacağı çok ders var.