İzmir’in Hayaletleri ve “Kader”in Marksist Teorisi

05/06/2010 Cumartesi
İzmir’in Hayaletleri ve “Kader”in Marksist Teorisi

KENTİN SESİ - İZMİR Yazıları

Başbakanın maden işçilerinin ölümü için dediği gibi ölüm bizim “kader”imizde var. Basit: “Kardeşim inmeseydiniz yerin dibine, belli değil mi öleceğiniz!”.

20 yaşında İzmirli bir deniz piyadesi İskenderun saldırısında öldü. Açıklaması yine basit!

Yakın zamanlarda İzmir’de çöpten beslendikleri için ölenler gibi: “Belli değil mi çöplerin zehirleyeceği!”

Mavi Marmara gemisine yapılan saldırıda ise başka bir İzmirli’yi, 7 çocuklu bir babayı kaybettik. Nedeni basit!

En sonunda da İzmir’de bir lisede dünyalar güzeli 17 yaşında bir kardeşimiz ölüyor. Öğrencilerin “güvenliği” için yapılan bir demir kapıya sıkışıyor başı. Basitçe!

Kapıdan sorumlu güvenlik görevlisi işten çıkarıldıktan 2 hafta sonra.
İlimizin Milli Eğitim Müdürü’nün açıklaması da basit:

“Güvenlik görevlisi olsa ne yapabilecekti? Çocuk kafasını tam kapı kapanacakken sokmuş. Olacak iş değil.”

Ah! Diyorum. Ah! Keşke en azından izlediğimiz korku filmlerindeki gibi gerçek hayatta da hayaletler katillerin yakasına yapışabilseydi. En azından yeni kurbanlar vermekten kurtulurduk. Bir başbakan gece yatmadan önce banyodaki lavabonun aynasında bir anda 30 maden işçisinin parçalanmış suretlerini görebilseydi.

Dünyanın en güzel çocukları, yaralarından sızan kanlarla dünyanın en korkunç yaratıkları olarak “müdür”leri tatlı uykularından dehşet içinde uyandırabilseydi.
O zaman bir bakan kalkıp da “güzel öldüler” diyebilir miydi?

***
90’ların başı bir anlamda 12 Eylül’ün en karanlık yıllarından daha karanlık yıllardı. Sayısal olarak 12 Eylül’ün ürettiğinden çok daha fazla döneği bu dönem üretmiş olabilir. İşçi ve öğrenci hareketlerinin geri çekilişine Sovyetler Birliği’nin çöküşü, bütün bunlara da en edepsizinden bir sosyalizm düşmanlığı eşlik ediyordu. Rahmetli Cem Karaca, hala sol mitinglerde boy gösterebilen Suavi ve son 1 Mayıs’ımızın nostaljik figürü Timur Selçuk tövbekarların önde gideniydiler.

Cengiz Çandar, Hadi Uluengin ve Engin Ardıç’ın da kariyerlerinin en parlak yılları o yıllar olmalı. Türkiye’nin ilk özel üniversitesi Doğramacı’nın Bilkent’i de çıkışını o yıllarda yapmıştı. İlk gençlik yıllarının verdiği naiflik ve dönemin karamsarlığı sonucu kendi kendime şöyle dediğimi anımsıyorum: “Bu ülkenin artık eski solcuya bir daha kolay kolay ihtiyacı olmaz.”

Öyle olmadı. Her dönem kendi ihtiyacı olan eski solcu, dönek tipolojisini yarattı. Ama hiç bir dönem içinden geçtiğimiz dönem kadar bu anlamda renkli bir tabloya sahne olmadı. Hayatında hiç solcu olmamış ve konuşurken de ağzını toparlamayı henüz öğrenememiş genç bir köşe yazarından, komünist parti eskisi bir genel sekretere oradan hala sosyalist bir parti üyesi olan bir şaire dek uzanan renkli bir yelpaze.
Bu döneme dair “dönek”liğin en ilginç boyutu ise bu suretlerin sol adına konuşma iddiasına sahip olmalarıdır. Eski döneklik daha mertti, sola küfrederken solcu pozları takınmazdı.

Nerede o eski güzel günler!

Bunların arasında bir de “marksist” bir tarihçi profesör var ki kesinlikle tablo onsuz eksik kalırdı.

Ölümlere dair başbakanın “kader” açıklamasını herkes yutacak değil ya. Bizim “marksist”imiz de hemen “kader”in marksist teorisini döşeniveriyor gazete köşesinde:
“Peki, ya teori o kadar doğru ve inandırıcı değilse ?

Ya kapitalizm her şeye rağmen göreli bir refah yaygınlaşması yaratmışsa ? …

Mevcut düzenin korunmasında, sadece hâkim sınıfların değil, kitlelerin de popüler çıkarları varsa ?...

Bu sistemle kalakalmışsak ? İnsanlık hep yeni yeni eşitsizlikler üretecekse ?...”*
***

Yazarından, müdürüne, başbakanından bakanına kadar ölülerimizin hesabını sorabilmek için kesinlikle hayaletlere ihtiyaç var. Bunların mutlaka korku filmlerindeki hayaletler olması da gerekmiyor.

Marx bu çürümüş düzenin temsilcilerinin ödlerini patlatacak hayaletin ne olduğunu çok iyi biliyordu: Komünizm Hayaleti!

Zamanı geldiğinde, artık aynadan mı fırlar yoksa yatağın altından mı bilemiyorum ama Marx’ın hayaleti en korkunç suretiyle “katilllere” şöyle diyecek: “Kardeşim, tam kapitalizm yıkılırken koymasaydınız başınızı altına!”

* Halil Berktay, "Leninizm ve Kemalizm", Taraf gazetesi, 3 Haziran 2010.

ÖNCEKİ YAZILARI