Etik, adalet, usül hepsi boş, her yol mübah: Ceren Damar'ın katilinin avukatıyla görüştük

Bir savunmada asgari ahlaki ilkelerin sınırı nerede başlar ve biter? Araştırma Görevlisi Ceren Damar Şenel’in katil zanlısı Hasan İsmail Hikmet için ilk duruşmada yapılan savunma ve bu savunmanın altında bir ceza hukuku profesörünün imzasının bulunması bize bu soruyu sordurdu. Prof. Dr. Vahit Bıçak ile duruşmanın hemen ardından yaptıkları “savunmayı” konuştuk.
Hatice İkinci
Pazartesi, 30 Eylül 2019 11:09

Savunma hakkı kutsaldır ve bu ilke hukukun temelini oluşturur. Ancak, bir avukat için savunmada asgari ahlaki ilkelerin sınırı nerede başlar ve nerede biter? Araştırma Görevlisi Ceren Damar Şenel’in katili Hasan İsmail Hikmet’in ilk duruşmada yaptığı savunma ve bu savunmanın altında bir ceza hukuku profesörünün imzasının bulunması bize bu soruyu sordurdu.

Geçtiğimiz Cuma günü görülen ilk duruşmada sanık Hasan İsmail Hikmet’in yaptığı savunmayı birçoğumuz ürpererek okuduk. “Tasarlayarak, canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan yargılandığı davada sanığın savunmasının esasını, - işin içine hepten anlamsız bir şekilde FETÖ de karıştırılarak- Ceren Damar’la yaşadığını söylediği “yasak ilişki”, bu yasak ilişki üzerinden yaratılmak istenen “namus algısı” ve “taciz” oluşturuyordu.

Sanığın emniyetteki ilk ifadelerinde yer almayan “yasak ilişki” iddiası, ceza hukuku profesörü olan Vahit Bıçak’ın, sanık avukatlığını üstlenmesinden sonra ortaya atıldı. Prof. Dr. Vahit Bıçak duruşmada da müvekkilini “hocasının cinsel saldırısına uğradığı için sanık meşru müdafaa hakkını kullandı” sözleriyle savundu.

Aslında, savunma hakkının temsilcisi olan avukatın mesleğini icra ederken uymak zorunda olduğu uluslararası kurallar, kanunlar, yönetmelikler ve meslek kuralları var. Ve bu kurallar ona bazı yükümlükler getiriyor. Avukatlık Yasası ve Türkiye Barolar Birliği’nin meslek etik ilkelerine dair açıkladığı kurallar bu konuda son derece net. Meslek etik kurallarında “küçük düşürücü nitelikli açıklamalar yapılamayacağı, meslekle ilgili yazılar ve sözlerde belirli bir üslup düzeyi ve inceliği korumakla yükümlü olunduğu, savunma konusunu ilgilendirmeyen hakaret niteliğindeki söz, yazı ve ifadelerin meşrulaştırılamayacağı, her akla gelen şeyin savunma hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceği” açıkça belirtiliyor.

Bu son derece insan onurunu zedeleyici, kanıtsız ve mağdurun cevap hakkından tamamen yoksun olduğu “savunmanın” mimarı, Prof. Dr. Vahit Bıçak. Bıçak, aynı zamanda Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Üyeliği ve Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı görevlerinde de bulunmuş eski bir AKP milletvekili adayı.

Prof. Dr. Vahit Bıçak ile duruşmanın hemen ardından “savunmayı” konuştuk. Vahit Bıçak sorularımıza verdiği yanıtların bir söyleşi olarak yayımlanmamasını istedi. Bu isteğin kendisi için tam olarak ne anlama geldiğini bilemiyoruz. Fakat isteğine uymamızda bir sakınca yok. Bu hafta Vahit Bıçak'la bir söyleşi yapmayı planlıyorduk, yapamadık. Onun yerine yaptığımız görüşmeyi yayımlıyoruz.

Siz sanığın ortaya attığı iddialara ikna oldunuz mu, stratejiniz miydi bu yoksa?

Ben asla sanığı yönlendirmedim. Salonda da söyledim, siz oradaysanız dinlemişsinizdir. Olayda cinsiyetleri değiştirseydik, yani bir kız öğrenci, erkek hoca tarafından taciz edilseydi, kamu otoritesini, hocalık konumunu kullanarak ve kız da kendisini taciz eden hocayı öldürseydi, o zaman da “meşru müdafaada sınırın aşılması maddesini” ihlal etmiş olurdu. Yani bu teknik bir konudur, ceza hukuku açısından. Duygular tabii ki farklı. Bu işten zarar gören aile ve yakınlarının acısı tarifsiz ve çok büyüktür. Yani onları anlayışla karşılıyoruz ama bizim de mesleğimiz bu. Ben ceza hukukçusuyum. Ya cinayet şüphelisini savunurum, ya uyuşturucu tacirini ya da ihaleye fesat karıştıranı savunuyorum. Bizim mesleğimiz bu.

Avukatlar sanıkların her söylediğine ikna olurlar mı? Prensip bu mudur?

Değişir tabii de, bu çocuk çok saf bir çocuk. Bazı sanıklardan ikna olmam ben. Bu çocuk, meselenin başından beri çok saftı. Mesela ben bugün ilk kez duydum; duruşmada “savcı bana ‘döverim seni dedi’ dedi. Ben oradaydım, dedi savcı öyle bir şey. Yani ama dostane bir ortamda dedi. Savcı, dedi ki; “ya biz de öğrenci olduk, biz de kopya çektik, ben yakalanmadım, sen niye yakalandın, beceriksiz herif”. Böyle bir muhabbet esnasında “döverim seni” dedi. Doğru söylüyor aslında, ama bu gerçekte kalkıp döverim anlamında değildi. Anladınız mı yani? Bu çocuk bence mağdur olmuş gibi geliyor.

Siz ikna oldunuz yani sanığın ifadesine yer alan “yasak ilişkiye”?

Şimdi yani şöyle, çok sayıda soru işareti var olayda. Ceren Damar orada hoca mı gerçekten? Sınava girme yetkisi var mı? Bunların hepsi muallak ve dosyada şu an 32 gün sigortası yatmış görünüyor, o da olaydan sonra yapılmış. Sınavda gözetmenlik yapabilir mi? Bunlar hep muamma. “Salon görevlisi kimdir” diye sordum, her salonun bir görevlisi olur bir de gözetmeni olur. Bunlarda gözetmen yok, bir şey yok. Üniversite laçka aslında, temel sorun üniversite burada. Bakın güvenlikçi peşine takılmamış bile kaçarken, güvenlikçiye soruşturma açmamışlar. Ve bu üniversitede cinsel taciz olayları o kadar fazla ki. Eşitler arasında cinsel birliktelik olabilir, bakın buna bir şey demiyorum. Ama bir taraf kamu gücünü kullanarak, zayıf durumdaki kişiden cinsel kazanım sağlıyorsa, hukuk sistemimiz buna cinsel taciz diyor, saldırı diyor.

'TÜRKİYE’DE KADIN CİNAYETLERİNE KARŞI İLK YAZAN KİŞİYİM'

Bu çok yaygındır diyorsunuz yani?

Yani, şöyle bu üniversitelerde çok yaygındır zaten. Üniversite bunlar konuşulmasın diye şey yapıyor. İdarede işte 175 sayfa savunma göndermiş, hepsi ilgisiz alakasız şeyler. Ama tabii Üniversite bunu örtbas etmek istiyor.

Yani olay tabii ki bir kadın cinayeti olarak takdim ediliyor. Ben, Türkiye’de kadın cinayetlerine karşı olan ve bunu ilk yazan kişiyim. 1997’de, benim yayınlanmış makalelerim vardı “eşler arası cinsel şiddet” diye. O zaman Türkiye’de bu suç değildi, koca bıçağı karısının boynuna dayayıp ırzına geçerse, bu suç değildi. “Karısıdır, ne isterse yapar” diyordu Yargıtay o zaman. Ben bunun yanlış olduğunu yazıyordum o zamanlar. 2004’de yeni Ceza Kanunu yapılırken, bunun suç olmasını kanuna koyduran adamım.

Dolayısıyla “Kadına Şiddet” artı şu anda “Aile İçi Şiddeti Önleme Kanunu” var. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bana bir iş verdi. Türkiye’de sekiz ilde aile içi şiddete uğrayan kadınlarla konuştum. Şiddete müdahale eden polisle, jandarmayla, şiddeti yargılayan hakim-savcılarla görüştüm. Şu anda yürürlükte olan Aile İçi Şiddeti Önleme Kanunu benim eserim. Ben 200 sayfalık rapor yazdım “Aile İçi Şiddet Uygulama Değerlendirmesi” diye. Orada benim önerilerim var. O önerilerimin hepsi kanun maddesi oldu şu an. Bunlar bizim çok duyarlı olduğumuz konular.

'O İTİRAF BUGÜN OLMASA CİNAYET KİM VURDUYA GİDECEKTİ'

Tekrar sorayım ben, siz sanığın savunmasına gerçekten ikna oldunuz mu?

Ben yargılama makamı değilim, savunma makamıyım. Sonuç olarak yargı makamı iki tarafı dinleyecek. Ben, şu ana kadar tek tarafı dinledim, bugün ilk defa diğer tarafı da dinledim. Ben bir avukat olarak bunun savunulabilir bir dava mı olduğu değerlendirmesi yaparım. Bu dosyanın da ben savunulabilir bir dosya olduğunu düşünüyorum.

Baştan, bu çocuğun bu cinayeti işlediğine dair, hiçbir delil ve görgü tanığı yok. Bu çocuk o kadar saf ki, olaydan bir saat sonra gidip, emniyete teslim oluyor ve kendi itiraf ediyor. Yani o itiraf bugün olmasa cinayet kim vurduya gidecekti. Çocuk şu anda ceza alacaksa kendi saflığından alacak. Karşı taraf bunu şişletmek için çok girişimlerde bulundu, o boyutu da var işin, zaten duruşma salonunda da söylediler.

'BURADA BÖYLE BİR ŞEY OLACAĞI AŞİKAR'

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ya da diğer resmi kurumlarla ilişkiniz devam ediyor mu?

Üniversitede hocayım şu anda, bu üniversitede de ne rezillikler döndüğünü ben biliyorum. Genç, yaşları birbirine yakın olan, arada üç yaş-dört yaş fark olan iki kişiden birini danışman yapmışlar, diğerini öğrenci yapmışlar bu olayda. Burada böyle bir şey olacağı aşikar. Üniversiteye “Ceren sizde ne zaman işe girdi” diye soruyoruz, işte SGK’dan yazı geldi, 32 gündür çalışıyor görünüyor. Yani sokaktan tuttuğum kişiyi ben getirip sınava gözlemci yapabilir miyim yani?

Üniversiteler çok kötü durumda eğitim yok. Bir defa kopya diye bir şey yok. Bütün sorular ortada. İnternet ortamında bütün soruları paylaşıyor çocuklar. Yani bunlar benim bildiğim ortamlar olduğu için, yok efendim soru çalmış da kopya çekmiş de falan filan. Hoca son derste dört soru veriyor, “şunlara çalışın buradan soracağım”. Yani bunların içindeyiz biz.

Sanığın ailesi görüştü sizinle değil mi, avukatı olmanız için?

Evet ailesi görüştü. Ben Türkiye’de kamuoyuna yansımış birçok davalarda avukatlık yaptım. Davayla avukat ilişkilendirilemez. Bir doktor düşünün, kendisine bir yaralı geliyor. “Niye yaralandı” diye sorgulayıp, ona göre mi tedavi ediyor? Irza geçen kişi de yaralanmış olsa kavga esnasında, doktor tedavi edecek. “Tecavüzcüyü niye tedavi ettin” diye doktor suçlanabilir mi? Dolayısıyla tecavüz şüphesiyle yargılanan kişiyi, insan öldürme suçuyla yargılanan kişiyi avukat savunur. Avukatın görevi bu zaten, savunma. Ama kamuoyunda medyada öyle bir linç yapılıyor ki, bütün barolar falan, hep öbür taraftan katılma talebi, herkes bir şov peşinde

Dışarıdan bakıldığı zaman sanığın savunması, “aşk hikâyesi” iddiası eğreti görünmüyor mu sizce de?

Savcıdan biz şunu istedik, dedik ki, “ölenle öldüren arasındaki telefon kayıtlarını getirin” dedik. Eğer bu iddialar eğreti ve temeli yoksa tabii biz de öğrenmek isteriz. Nereden çıkar bu? Eğer iki kişi arasında bir ilişki yaşandıysa, ilk akla gelecek şey telefon görüşme kayıtlarını istemek olur. Savcı bunu istemedi.

Neden istemedi? Önemsemedi mi acaba bu iddiaları?

Bunu savcıya sormak lazım da bu soruşturmada delil diye bir şey yok ki. Bilmiyorum savcı niye istemedi.


Başkent Üniversitesi'nin tarafımıza yollamış olduğu ihtarnamede  'Prof. Dr. Vahit Bıçak'ın Başkent Üniversitesi ile bir ilgisinin olmadığının' belirtilmesi üzerine söz konusu haber düzeltilmiştir.