Onlar zengin, bizse salağız

14/11/2019 Perşembe
Onlar zengin, bizse salağız

Geçen günlerde onca kriz haberinin arasında Ülker ailesine ait Yıldız Holding'in büyük hissedarı olan aile şirketinin yönetim kurulundaki değişikliğe dair bir haber yayınlandı. Habere göre, Murat Ülker'in bu yıl üniversiteye başlayan iki oğlu Mustafa ve Fatih Ülker, şirketin yönetim kuruluna girmişlerdi.

Ülker kardeşlerin belli ki geleceğe dair hiçbir endişeleri yok ve ağabeyleri Yahya Ülker'in yolundan gidiyorlar. 2016 yılında üniversiteden mezun olan Yahya Ülker de şu anda üç farklı iştirakte yönetim kurulu üyesi ve Ülker'in yönetiminin aktif bir parçası.

Peki babaları olan Murat Ülker farklı mı? O da kendi babası Sabri Ülker'le birlikte çalışmış, sonra da 2000 yılında tüm şirketin yönetimini üstlenmişti.

Türkiye'de genç işsizlik oranları rekordan rekora koşup iş bulma şansını elde eden gençlerin çok büyük çoğunluğu oldukça zor koşullarda düşük ücretlerle çalışırken, geleceğe dair hiçbir kaygı taşımayan Yahya, Mustafa ve Fatih kardeşlerin Türkiye'nin geri kalanına göre üstünlükleri ne?

Mesele yalnızca soyadları olmasın... Daha hayata başlarken taşıdığınız soy ismin ve sahip olduğunuz ailenin tüm yaşantınızı önemli ölçüde belirlemesinde bir gariplik yok mu sizce?

Yalnızca Ülkerlerin değil, Sabancı, Koç, Boyner, Doğan, Tosyalı, Özdemir gibi onlarca ailenin veliahtlarının, hayata o soyadıyla başlamanın avantajlarını sonuna kadar kullanan bu insanların başarılı insanlar olarak pazarlanması canınızı sıkmıyor mu? Peki ya o hayat koşullarını hak etmiş olduklarını herkese yutturmaya çalışmaları midenizi bulandırmıyor mu?

Bu ailelerin çocukları başka ailelerin çocuklarından daha zeki, daha başarılı, daha yetenekli veya daha çalışkan oldukları için o rahat ve lüks hayatları sürdürüyorlar, biz ve bizim çocuklarımız ise bu zorluklarla dolu yaşamları...

Bu doğruysa onlar hak ettikleri için zengin ve rahatlar, bizse salak ve yoksuluz.

OECD verilerine göre yoksul bir ailenin orta düzeyde bir gelire ulaşması dahi ortalama 4.5 nesil sürüyor. Bu rakam Kanada'da dörtken, Almanya ve Fransa'da altı. Başka bir deyişle yoksul bir Alman işçisinin torununun torununun torunu orta gelirli olabiliyor. O da belki...

Aynı araştırmayı yüksek gelir grubuna veya yukarıda adı geçen ailelerin sahip oldukları servetine ulaşmak için yapmanın ise hiçbir anlamı yok. Çünkü matematik herhangi bir insanın böyle bir servet edinme ihtimalinin milli piyangodan büyük ikramiye kazanma olasılığından daha düşük olduğunu gösteriyor. Sıfırdan elde edilen servetlerin o şaşalı başarı hikayeleri, gerçek hayatta o kadar nadir ki istatistiksel olarak bir değer taşımıyorlar. Aynı nedenle iktisadi ve siyasi açıdan da anlamsızlar.

Tüm bu rakamların yanında önemsiz bir ayrıntı belki ama böylesi bir paraya evlilik yoluyla ulaşmak da mümkün değil çünkü hepimizin bildiği gibi zenginler gayet tutarlı bir şekilde birbiriyle evleniyorlar. Fettah Tamince'nin kızıyla evlenen Yahya Ülker de geleneği bozmayanlardan mesela...

İnsan kendisi hakkında bazen çok acımasız olabiliyor. Sürdüğü hayatı hak ettiğini, yaşam koşullarının kendi tercih ve hatalarından kaynaklandığını düşünebiliyor. Oysa öyle değil... Bazı insanların yalnızca soy isimleri nedeniyle bizlerden çok daha farklı bir hayat yaşıyor olmaları kendimize yaptığımız haksızlığın en güzel ispatı.

Üstelik ekonomide de hiçbir şey yoktan var olmuyor ve bu insanlar üretilen mal ve hizmetten bizlerden çok daha fazla pay aldıkları için zenginler. Bir diğer deyişle onlar zengin olduğu için bizler yoksuluz ve asıl haksızlık tam olarak bu.

Bu dünya üzerinde yaşayan hiçbir insan yoksulluğu veya gelecek kaygısını hak etmiyor.

Bunun bir diğer ispatı ise çocuklarımız... Çocuk sahibi olmanıza gerek yok, bir okulun bahçesine bakmanız yeterli. Oradaki çocuk veya gençlerin hepsinin Ülker veya benzerlerinin çocuklarından daha yeteneksiz ve tembel olduğunu mu düşünüyor musunuz? Yine aynı nedenle hepsinin Ülker kardeşlere kıyasla çok daha zor yaşam koşullarını hak ettiğine inanıyor musunuz? Gerçekten hepimiz salak olduğumuz için mi onlar daha zengin?

Bu hayatta genel olarak herkesin hak ettiği gibi yaşadığı, yoksulluk ve zenginliğin insanların yetenek ve çalışkanlıklarına göre dağıtıldığı saçmalığını onaylayarak hepimizden salak, yeteneksiz ve tembel olduğumuza inanmamız isteniyor.

Kimse zenginlerden daha salak, daha yeteneksiz veya daha tembel değil... Ama tüm bu saçmalığı kabul etmek ve daha kötüsü aynı saçmalığın değişebileceğini düşünmemek insanlığa bir tür hakaret...

ÖNCEKİ YAZILARI