Küba teslim mi oluyor?

06/10/2010 Çarşamba
Küba teslim mi oluyor?

"Güle güle Fidel…", "Sosyalizmi iyileştirmek için kapitalizm", "Komünizmin son kalesi de düştü", "Küba kapitalizme bir şans veriyor", "Raul'un kapitalizme doğru emekleyişi"… Bunlar Küba'da yürürlüğe konan son reformlar üzerine batılı basında yer alan sevindirik başlıklardan bazıları.

Ortada fol yok yumurta yokken hazırlanan haberleri hatırlayınca insan, kimsenin geçiştiremeyeceği içerik ve kapsamda olan uygulamaların daha büyük bir tezahüratla karşılaşabileceğini düşünmeden edemiyor.

Bunu yapamıyorlar çünkü emin değiller, anlamaya çalışıyor, temkini elden bırakmıyorlar.

Bunu yapmıyorlar, çünkü eğer gerçekten Küba sosyalizmi çözülme sürecine girdiyse, onu rahat bırakmak, deyim yerindeyse kurbağayı ürkütmemek istiyorlar.

Biz de bunu sorabiliriz: Küba sosyalizmi çözülme sürecine mi girdi?

Bu soruya "olur mu öyle şey" diye yanıt vermek isterdim. Ancak, devrimden 50 yıl sonra, her ne olursa olsun, ücretli emek sömürüsünün bu ölçüde meşruiyet kazandığı bir süreci "risk yok" avuntusuyla karşılayamayız. Kaygı duymamız, Kübalı komünistlere, dostlara dönük bir güvensizlik olarak anlaşılmamalı.

Bizim güvenmediğimiz, piyasa güçleridir.

Evet, Küba riskli, hata kaldırmayacak bir döneme girmiştir.

Neden bunu tercih ettiler?

Fidel hayatta, ülkenin siyasal ve ideolojik yaşamına katkı koymaya devam ediyor. Liderlik Raul'da. Devrim kuşağından başka kadrolar kritik noktalarda durmayı sürdürüyorlar.

Özetle, "piyasacı bir ekip geldi, işler değişti" diye bir şey yok.

Castro kardeşlerin sosyalist ideallere bağlılıklarında bir zayıflamadan kimse söz edemiyor. Doğrudur, Fidel olağanüstü bir düşünsel performans sergilerken zaman zaman "bunu şimdi neden dedi" sorusunu sordurmakta, bazı çıkışları, sohbetleri için yaygın bir "ne gerek vardı" tepkisi almaktadır. Ama Fidel Castro Ruz'dur o onca yıldır hep çarpıcı ve özgün kalmayı becermiştir.

Küba'da yavaş yavaş etkisini artıran yeni ve zengin bir sınıftan söz etmekse insafsızlık olur. Yolsuzluklar, çürüme, turizm sektörü, yabancı sermaye girişi bir yandan sınırlı kaynaklarla "yeni insan"ı yaratmaya çalışan ülkede "yeni bir tür" peydahlaşmıştır ama bu "tür" henüz sermaye birikim sürecinin öznesi olmaktan oldukça uzaktır. O şimdilik bıraktık yenisini, insanı kemirmekle meşguldür.

Kapitalist yolcu bir önderlik yok, önderlikte bir inanç erozyonu yok, gelişmekte olan bir burjuva sınıfı yok… O halde neden?

Raul Castro, "sosyalizm için, devrimi korumak için bu adımları atmamız gerekiyor" derken samimidir.

"Garbaçov da öyle başlamıştı" Küba önderliğinin asla hak etmeyeceği bir benzetmedir, tek sözcükle ayıptır.

Raul ne diyor?

Küba'da sosyalizm gıda ürünlerinde dışa bağımlılığı çözmeden yoluna devam edemez diyor. Yanlış mı? Küba kıt döviz rezervlerini dışarıdan pirinç, tahıl, et alarak tüketiyor. Küba verimli topraklarının önemli bölümünde tarımsal üretim yapamıyor. Küba tarımsal ürünlerini sağlıklı ve etkili bir biçimde dağıtamıyor. Küba'da kimse açlık çekmiyor ama büyük kentlerdeki beslenme ve yemek alışkanlıkları "sosyalizm bu kadarını mı becermiş"i sordurtuyor.

Raul, ülkede tarımsal üretimde, küçük değil, büyük bir sıçrama gerektiğini sürekli vurguluyor. Bunun tek yolu var: Eğitim düzeyi fazla, hem de çok fazla gelişen küçük bir ülkede genç kuşağı yeniden kırlara özendirmek. Küba'da toprağın "terk edilmişlik" görüntüsünden çıkması, onu işleyecek birilerinin bulunmasına bağlı. Küçük, sembolik özendiriciler işe yaramadı. Dünyanın en iyi eğitim veren okullarından mezun ya da o okullara gözünü diken Kübalı gençlerin gübreyle, sulamayla iştigal etmesi, kasırgaların yıkıcı etkisini göze alarak kırlara dönmesi için daha fazlası gerekiyordu. Teknolojik altyapısı zayıf, abluka nedeniyle makine parkı demode olmuş Küba sosyalizmi daha fazlasını veremeyince, "piyasa" yardıma çağrıldı.

Artık Küba'da "ben tarımsal üretim yapacağım" diyenler sosyalist devletin sıkı denetimi altında birer küçük kapitalist olarak faaliyet gösterebiliyorlar. Bunu önceki "özel şahıs çiftlikleri"nden ayıran, ücretli emek kullanımının genişlemesi, ürün seçimi, pazarlama gibi konularda girişimciye daha fazla söz hakkı tanınması, daha geniş arazilerin özel işletmelere açılmasıdır.

Güçlü sanayisi olmayan bir ülkede bu son derece önemli bir gelişmedir. Dar anlamıyla ekonomik sonuçları üzerinden değerlendirilmemelidir, ülkenin sınıfsal kompozisyonunda belli değişikliklere yol açacaktır.

Devlet bu özel işletmeleri yakın takibe almış, onları belli idari birimlerde yan yana getirmiş ve güvenilir parti kadrolarını ücretli olarak çalışanların haklarını korumak için bu birimlerde bizzat görevlendirmiştir. Yine devlet, kendisine ait ve sosyalizmin tarımdaki en ileri kazanımı olan çiftliklerin öncü rolünü korumak, buralarda en ileri üretim teknikler kullanılarak verimliliğin artması için de önlem almaktadır.

Eğer, denetim ve önlemler sıkı tutulur, tarımda özel sektörün varlığı sosyalist kuruluş için normal bir olgu olarak gösterilmeye kalkılmaz ve tarımda kolektif mülkiyet biçimleri giderek tasfiye sürecine sokulmazsa, Küba tarımının "özel girişimciler" tarafından canlandırılması gerçekten işe yarar.

Çünkü Raul'un dediği gibi, kendine doyuramayan bir Küba, bırakın daha gelişkin bir sosyalizmi, bağımsızlığını bile koruyamaz.

Raul başka ne diyor?

Küba'da devletin savurganlığından şikayet ediyor.

Raul haklıdır.

Küba'nın sınırlı kaynaklarını devlet kendi eliyle çarçur etmektedir. Küba'da hiçbir iş yapmayıp maaş alanlar, devlet binalarındaki asansörlerin taburelerine kurulmuş canayakın kadınlardan ibaret olsaydı keşke. Sosyalizm herkese iş güvencesi demektir ama söz ettiğimiz gerçek bir "iş"tir.

Kamu görevlilerinin bir bölümünün emekli edilmesi, bir bölümünün başka alanlara kaydırılması, bir bölümününse daha fazla özendirilen hizmet sektöründe özel girişimcilere dönüştürülmesi de anlaşılır bir uygulamadır.

İşsizlik meşrulaşmayacak, "bu devlet enayi mi" türünden züppeliklerle insanların hakları gasp edilmeyecekse…

Raul'un bir başka dediği, devletin hizmet sektöründen belli oranlarda çekilmesi gerektiğidir.

Devlete ait berber dükkanı, oto tamircisi, büfe, terzi, lokanta olağanüstü kötü hizmet veriyor, bu bir gerçek. "Canım ne var bunda, sosyalizm için katlanılır" demekle olmuyor. 50 yıl sonra sosyalizm insanlarına çok basit şeyleri sunamıyor, yaşam kalitesini artıramıyorsa, gün gelir insanlar sosyalizme katlanmaz olur eşitlik, bağımsızlık, egemenlik değersizleşiverir.

Küba'da hizmet sektörü zaten "kayıtdışı"na açılmış, büyük ölçüde özelleşmişti. Şimdi bu kontrol altına alınacak, hizmet kalitesi yükselecek, ortaya çıkan küçük işletmelerde çalıştırılan ücretli işçilerin hakları devlet tarafından korunacaksa, Küba sosyalizmi sadece bu nedenle çökmez elbette.

Ancak…

Tarımda özel sektörün henüz ne kadarlık bir ağırlığa sahip olacağı belli değil. Ama reform işe yarayacaksa, ülkede kayda değer bir "piyasa" kuvveti kırlarda boy gösterecek demektir. Kentlerde "daha fazla kâr"dan başka bir şey düşünmeyen yeni bir sınıf, hizmet sektörünü ele geçirmenin keyfini çıkracak, ortalıkta daha büyük bir güvenle gezinecek.

Problem şu ki, Küba'da bunu dengeleyecek bir sanayi işçisi yok. Ülkenin en önemli sektörü turizm, sınıf bilinci açısından "reform"ların olumsuz sonuçlarına direnmek bir yana, onun risklerini artıracak bir emekçi toplamına yataklık ediyor.

Sanayileşme yolunun açılmasını beklemek dışında burada yapılacak üç şey var. Birincisi enerji, inşaat, madencilik gibi sektörlerde çalışan işçilerin toplumsal yaşamdaki rollerini artırmak, onların ideolojik-siyasal duyarlılıklarını geliştirmek. İkincisi Küba'nın beşeri kaynakları açısından en ileri, en gelişkin kesimi temsil eden ve ciddi bir nicel ağırlığa sahip olan sağlık ve eğitim emekçilerini küstürmemek, onları Küba sosyalizminin merkezinde tutmak. Üçüncüsü partiye yeni bir dinamizm getirmek, bütün bu konuların devrimci bir perspektifle açık açık tartışılmasına izin vermek, yıllardır yapılamayan parti kongresini sosyalist kuruluşa ilişkin berrak, algılanabilir bir stratejinin ilan edildiği, güven tazeleyici bir toplantıya dönüştürmek, parti kadrolarını yaygın bir biçimde rahatsız eden ve özünde eşitsizlik ve adeletsizlik üreten "ilkel eşitlik" anlayışını ortadan kaldırırken sosyalizmi sadece ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetine indirgemeye kalkan piyasacı partililere geçit vermemek.

Bunlar benim gördüklerimden, dinlediklerimden çıkardığım sonuçlar.

Aylar önce "kaygı duyduğumu gizleyemem" diye yazmıştım.

Bu bir mücadele. Küba sosyalizminin bu mücadeleyi kaybetmesi mümkün. Kaybetmeyi isteyenler var, kaybetmeyi önemsemeyenler olduğu gibi…

Ancak kimse Küba'da bugünkü siyasal dengelerle, bugünkü önderlikle sessiz sedasız kapitalist yola girilmesini, Çin türünden bir melezleşmeyi beklemesin.

"Ben bu göreve devrimi yıkmak için değil, sosyalizmi güçlendirmek için getirildim" diyen Raul ve arkadaşları bu dönemece barındırdığı riskleri tartarak girdi. Tartışacak, sorgulayacak ama illa destek olacağız.

Dostluk hukuğu da bunu gerektirir, sosyalizm mücadelesinin çıkarları da…

* * *

Son iki yazımla ilgili bana ileti yollayan, yorum yapan, eleştiri ve beğenilerini paylaşan herkese teşekkür etmek istiyorum. Tekrar olacak, ben yıllardır "ortada" olanların bir bölümünü yazdım yalnızca. CIA bağlantılı ya da destekli bazı sanatçılara ilişkin "okumayın, dinlemeyin" vurgum, her şey bu kadar ortadayken solun bu rezilliğe karşı anlaşılmaz bir hoşgörü içinde olmasına dönük tepkimin ürünüdür. Orwell'i, Silone'yi okumak, Stravinski'yi dinlemek gerekiyor elbette, bakmayın ben de kendimi bundan mahrum etmeyeceğim ama şunu sormak zorundayım: Bu türden aydınların üretimlerini daha iyi kavramak için de onların ideolojik-siyasal tercihlerini yerli yerine oturtmak gerekmiyor mu? Ben bu insanların özel yaşamlarını kurcalayalım demiyorum ki! Her toplumsal figür için ilk değerlendirme kıstasımız olan "hangi safta duruyor" sorusunu sanatçılar için sormamızın önünde ne gibi bir engel var? Ben bu ve benzerlerinin "sol" ya da "ilerici" sanatçılar olarak izlenmesinin önüne geçmek, emperyalizmin bu işleri ne kadar ciddiye aldığını göstermek için yazdım bilinen ama nedense pek önemsenmeyen gerçekleri. Silone'nin Ekmek ve Barış'ı, Fontamara'sı önemli edebiyat eserleri olmaya devam ediyor mutlaka ama okurken, Soğuk Savaş döneminde acımasız bir anti-komüniste dönüşen bir edebiyatçının kaleminden çıktığını bilin, hesaba katın…

"Sonradan öyle olmuş" da demeyin lütfen romancınız Mussoli'nin gizli polisine yıllarca bilgi taşıyan bir muhbirdir aynı zamanda…

* * *

Sevgili soL okurları, birkaç aydır haftada beş gün yazma sözümü bir-iki istisna ile yerine getirdim. Yaygın bir itiraz gelmediği sürece buna devam etmeye çalışacağım. Ancak üzerinde çalıştığım kitabımı bitirmek ve 27-28 Kasım günlerindeki büyük etkinliklerin hazırlıklarında benim payıma düşen kimi görevleri yerine getirebilmek için 18 Ekim'e kadar sizlerden izin istiyorum. O tarihe kadar düzensiz yazabileceğim, kusura bakmayın.

ÖNCEKİ YAZILARI