Hopa ve Yeni Türkiye

07/06/2011 Salı
Hopa ve Yeni Türkiye

Tarih 3 Haziran 2011, yer Konya. AKP seçim mitinglerinden birini yapıyor ve başbakan kürsüden halka şöyle sesleniyor:

''Bu sabah bakıyorum bir televizyon kanalında Ankara'da bir polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem. Ve oradan, panzer yetmiyormuş oradan hızını alamıyor, kalkanla yerinde duran polisimize elindeki sopayla saldırıyor, vuruyor, polis yerinde sabrediyor... Gelecek polisin kalkanına vuracak, panzerine saldıracak ne işe yarıyor bunlar, ne yapmaya gidiyor? Bunların görevi ne? Neymiş Hopa'nın hesabını sormaya geliyorlarmış.”

Bunun üzerine kalabalıktan bir slogan yükseliyor: “Polise uzanan eller kırılsın.”

Hem kürsüden yapılan konuşma, hem de meydandaki kitlenin attığı slogan, başbakanın “polis rejimin teminatıdır” açıklamasını yapmasının üzerinden geçen yaklaşık iki yıl boyunca alınan mesafeyi gösteriyor. Polis sahiden de yeni rejimin teminatı artık ve yeni Türkiye bir polis-imam devleti olma yolunda hızla ilerliyor.

Hopa’da yaşananlara bakalım: Başbakan seçim gezilerinden birini yapmak için Hopa’ya gidiyor. Hopa halkı ise iktidara öfkeli ürettiği çayın karşılığını alamadığı için öfkeli, hidroelektrik santraller yüzünden öfkeli, nükleer santraller yüzünden öfkeli.

Hopa halkı en doğal hakkını kullanıyor, sloganlarıyla, pankartlarıyla, türküleriyle, horonlarıyla iktidarı protesto ediyor. Oysa yeni Türkiye’de muhalefete izin yok, başbakanın protesto edilmesine izin yok, doğaya, çevreye, ırmaklara, ovalara sahip çıkılmasına izin yok.

Peki ne var?

Yeni rejimin teminatı olan polis var, pervasızca kullanılan gaz bombaları var, panzer var, tazyikli su var, cop var, Metin Lokumcu’nun katledilmesi var.

Bir insan hayatını kaybettiği için değil, güvenlik zafiyeti gerekçesiyle görevden alınan valiler, emniyet müdürleri, jandarma komutanları var.

Hopa’da yaşananları protesto gösterilerinden sonra Kızılay’da pusuya düşürülüp kemikleri kırılana kadar dövülen Dilşat Aktaş var.

Hem kadın, hem solcu, hem de polise el kaldırmış, bundan daha iyi bir düşman imgesi olabilir mi yeni rejim için? İşte bu yüzden Aktaş’ın “kadın mıdır kız mıdır bilemem” denilerek miting meydanlarında muhafazakâr kalabalıklara hedef gösterilmesi var.

Başka ne var?

Hopa’daki eylemlere katılan 12 kişinin “terör” suçlamasıyla tutuklanması var, Ankara’daki protesto gösterilerine katılan beş kişinin önce terör suçlamasıyla tutuklanmak istenmesi, yapılan itiraz üzerine gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten tutuklanıp cezaevine konması var.

Yeni Türkiye’de muhalif her unsurun terör kapsamına dâhil edilmek suretiyle itibarsızlaştırmaya çalışıldığı düşünüldüğünde şaşılacak bir durum var mı ortada peki? Elbette ki yok.

Yeni rejimin tutukluluk halini başlı başına bir cezalandırma mekanizmasına dönüştürdüğü düşünüldüğünde şaşılacak bir durum mu bu peki?

Elbette ki değil.

Başka ne var yeni Türkiye’de?

Solculuktan çıkış manifestolarını yıllar önce yazmış olanların, bununla yetinmemeleri ve yeni rejimin organik aydını olmak adına insanlıktan çıkış manifestolarını yazmaları var, “bunlardan birisi ölmüş, üzerinde durmaya gerek duymuyorum” diyen başbakana özenmeleri var.

Murat Belge’nin viskinin ve fazla uçak yolculuğu yapmanın etkisiyle yazılmışa benzeyen, insanlığın yanı sıra Türkçeye de ihanet eden şu satırları var örneğin:

“Türkiye seçime yaklaşırken ben de birkaç günlüğüne Türkiye’den uzaklaştım. Ben yola çıkarken Hopa’da adam öldüğü, bir başkasının ağır yaralandığı haberini okuyordum. Nedir, nedendir, Türkiye’de “siyaset” denince böyle bir şey anlamak gerekir? Ortalık kan revan içinde kalmadıkça siyaset siyaset olmaz? Birileri bununla AKP’ye oy kaybettireceğini umuyor herhalde.”

Velhasıl, adam gibi ölen adamlar ve adam olamayanlar var.

Hani vizyona yeni girecek olan filmlerin önce fragmanları gösterilir. Hopa’da ve sonrasında ülkede yaşananlar, yeni Türkiye’nin, 12 Haziran sonrası bütün çıplaklığıyla karşımıza dikilecek olan yeni rejimin fragmanı niteliğinde adeta. Parti-cemaat-devlet özdeşliğinin kurulduğu, bu özdeşlikten türeyen polis-imam devletinin tüm toplumsal yaşamı kuşattığı, muhalif her unsura terörist yaftasının yapıştırıldığı, zorun giderek daha ön plana çıktığı, tutukluluğun cezalandırmanın bizzat kendisi haline geldiği, süreklileşmiş olağanüstü halin hüküm sürdüğü bir yer, yani yeni Türkiye.

Yine de o fragmana dikkatle bakmak gerekiyor. İktidarın olduğu her yerde direniş varsa ve hatta direniş, yani insanın içindeki özgür olma tutkusu, iktidarı bile önceliyorsa, o fragmanda direnenler de var. Eğer yeni bir Türkiye kuruluyorsa, eğer yeni bir rejim kuruluyorsa, o rejimin muhalifleri de var. Emeğinin ürününe olduğu kadar, ülkesinin taşına toprağına, ırmağına, ovasına da sahip çıkan, güvencesiz çalıştırılmaya olduğu kadar, HES’lere nükleer santrallere de karşı duran, neoliberalizm ve gericilikle aynı anda mücadele eden, bu ülkenin kolayca teslim alınamayacağını gösteren bir muhalefet var. O fragmana dikkatle bakın, göreceksiniz.