Dil Hapishanesi ve İnşası

26/10/2010 Salı
Dil Hapishanesi ve İnşası

Her yeni rejim inşası, aynı zamanda bir söylem inşası anlamına gelir. Bu inşa sürecinde yeni rejimin siyasal kadroları ve organik aydınları, bir “biz” ve “öteki” kurgusu yaparlar, bu kurguda “biz” iyi, doğru, haklı vs. gibi niteliklerin şahsında somutlaştığı bir siyasal özneye işaret ederken, “öteki” ise kötü, yanlış, haksız vs. gibi nitelikleri şahsında somutlayan bir siyasal özne/özneler olarak kodlanır.

Yeni rejimin dil hapishanesini inşa eden siyasal kadrolar ve organik aydınlar açısından günümüz Türkiye’sinde “biz”, beyaz Türklere, askeri vesayet rejimine, bürokrasiye, elitlere, statükoya vs.ye karşı mücadele edip, “milletin değerlerine, dine, serbest piyasa ekonomisine ve demokrasiye sahip çıkanlar”a işaret etmektedir dolayısıyla bu biz “iyi, doğru ve haklıdır” da aynı zamanda.

Erdoğan’ın referandum gecesi yaptığı teşekkür konuşmasını hatırlayalım. Evet diyen CHP’li ve MHP’liler, boykot kararına uymayıp sandığa giden Kürtler, okyanus ötesindeki dostlar, bağımsız ülkücüler, “devrimci sol işçi partililer”… İşte bu teşekkür listesinde yer alan herkes “biz” kategorisine dâhildir ve “haklı” bir şekilde evet diyerek “iyi”, “doğru”, “güzel” bir şey yapmıştır.

Öteki ise bu toplamın dışında kalanlardan müteşekkildir. Erdoğan’ın referandum sürecindeki miting konuşmalarını hatırlayalım. “Kimler hayır diyor” diye soruyordu başbakan ve uzunca bir liste sıralıyordu hatırlanacağı üzere: YARSAV, PKK, BDP, TKP, CHP, MHP… Listedeki oluşumların birbirileriyle ilişkilerinin, ideolojilerinin, örgütsel yapılarının herhangi bir önemi yoktur, önemli olan “biz”in karşısında konumlanmış olmaları ve bu nedenle de kötü, haksız, yanlış vs. gibi nitelikleri şahıslarında somutlaştırdıklarına kitlelerin ikna edilmesidir.

Söz konusu siyasal kadrolar ve aydınlar, bu süreçte yeni bir tarihyazımına da girişirler. Böylesi bir girişim siyasal tarihi yine bir “biz” ve ötekiler ayrımı üzerinden okumak ve “biz”in siyasal mirasçısı olunduğu düşünülen siyasal güçleri iyinin doğrunun ve haklının temsilcisi, “öteki”lerin siyasal mirasını üstlenen siyasal güçleri ise kötünün, yanlışın ve haksızın temsilcisi olarak görmek/göstermek anlamına gelir.

Söz konusu olan Osmanlı-Türkiye modernleşmesi olduğunda, yeni tarihyazımına ilişkin kimi örnekler şöyle sıralanabilir: Osmanlı’ya ait olan ne varsa iyidir, 2.Abdülhamit “ulu hakan”dır, İttihat ve Terakki masonların ve Yahudilerin kontrolünde olan bir örgüttür, cumhuriyeti kuranlar “suyun öte yakasından gelen yabancılar”dır, jakobendirler ve toplum mühendisliğine inanmaktadırlar, inkılâp adı altında millete zulüm etmişlerdir, Müslümanlar yıllar boyu rejimin büyük baskısı altında bırakılmışlardır, darbeler her zaman sağcı partileri ve mütedeyyin kitleleri hedef almıştır, Menderes ve Özal demokrasi savaşçısıdır, solcular aslında Kemalist’tirler ve bu nedenle de her zaman darbeci ve cuntacı yöntemleri benimsemişlerdir vs.

Günümüz Türkiye’sinde “biz” Osmanlı’yı, 2.Abdülhamit’i, Menderes’i, Özal’ı, tarikatları ve cemaatleri sahiplenenleri, dolayısıyla iyi, doğru ve haklı olanları “öteki” ise Osmanlı-Türkiye modernleşmesinin bütün ilerici unsurlarını, dolayısıyla kötü, yanlış ve haksız olanları kapsamaktadır.
Kuşkusuz, bu süreçte yeni bir resmi ideolojiye ihtiyaç vardır. Yeni rejimin resmi ideolojisi başta anayasalar olmak üzere yasal metinlerden ders kitaplarına, kurumların işleyiş pratiklerinden kitle iletişim araçlarına uzanan bir mekanizma aracılığıyla, rejimin inşa edildiği coğrafyanın insanlarının zihinlerine nakşedilmek istenir. Bu süreç de tıpkı yukarıdakiler gibi, iyi, doğru ve haklı olanın yeni rejimin sahiplerince dile getirilen düşünceler, görüşler, değerler olduğu iddiasına yaslanır bunun dışındaki düşünce, görüş ve değerler ise kötü, yanlış, haksız vs. olarak kodlanacak ve ötekinin zihniyetin dünyasına ait sayılacaklardır.

Türkiye’nin resmi ideolojisi artık muhafazakârlıkla taçlandırılmış liberal otoriter bir nitelik taşımaktadır, bu haliyle de 12 Eylül darbe rejiminin Türk-İslam sentezi anlayışının mirasçısı niteliğindedir. Son anayasa değişikliği ve yeni anayasa yapımı bu resmi ideoloji oluşturma sürecinin nihai aşamaları olarak karşımızda durmaktadır. TRT’den STV’ye, Sabah’tan Zaman’a yeni rejimin ideolojik aygıtları ise bu yeni resmi ideolojiyi hem sürekli olarak yeniden üretmekte hem de kitlelere ulaştırmaktadırlar.

Resmi ideolojinin olabildiğince geniş bir toplam tarafından benimsenmesinin sağlanması, yani yeni rejiminin “biz”ince benimsenmesi gerekmektedir bunun için de bir yandan resmi ideolojinin kendisini bütün “ulus”u kuşatıcı ve kapsayıcı, dolayısıyla sınıflar üstü bir yandan ise günümüz dünyası ile uyumlu, rasyonel, çağın gereklerine uygun, yeni ve alternatifsiz olarak sunması gerekmektedir. AKP’nin kendisini ideolojiler üstü göstermeye çalışması da, Erdoğan’ın gerektiğinde TÜSİAD’la polemiğe girmesi de bu gerekliliğin bir sonucu olarak karşımızda durmaktadır.
Verili bir zaman ve mekânda iktidarı ele geçiren ve yeni bir rejim inşasına giren siyasal özne ile onun ideolojik önderliğini üstlendiği ve işbirliği yaptığı diğer siyasal özneler açısından “biz”, olabildiğince geniş bir toplama işaret etmek durumundadır. “Öteki” ise mümkün olduğunca hem sayısal hem de düşünsel açıdan marjinalize edilmeli ancak bir yandan da yeni rejimin bekasını tehdit etme ve böylelikle “biz”in varlığını tehlikeye düşürme gücüne sahip bir konuma yerleştirilerek, “biz”i sürekli bir teyakkuz halinde ve birlik halinde tutması hedeflenmelidir.

Örneğin Ergenekon yapılanması, kitlelere, bir yandan bu milletin değerlerine yabancılaşmış, cuntacı, darbeci vs. nitelikleri bulunan marjinal bir örgüt olarak, öte yandan devletin her kademesine sızmış, kolları her yana uzanabilen, büyük eylemler gerçekleştirme potansiyeline sahip, çok tehlikeli ve çok dikkat edilmesi gereken bir oluşum olarak sunulabilmektedir. Yani bu örgüt aynı anda hem marjinal hem de son derece güçlü olabilmektedir. Erdoğan’ın kimi konuşmalarında komünistlerle ilgili söyledikleri de benzer bir nitelik taşımaktadır. Bir yandan sürekli olarak komünizmin çoktan iflas ettiği, tarihin derinliklerine gömüldüğü söylenmekte, öte yandan ise komünizm tehdidi sürekli güncel olarak tutulmaya devam edilmektedir.

Dil hapishanesinden dışarıya doğru bir tünel kazabilmek için bu hapishanenin nasıl inşa edildiğini, nasıl bir yapısının olduğunu, güçlü ve zayıf yanlarının neresi olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu nedenle de kapatılmak istendiğimiz bu hapishane üzerine düşünmeye, konuşmaya yazmaya devam edeceğiz.