Osmanlıcadan Şeyh Sait Meydanı’na

14/12/2014 Pazar
Osmanlıcadan Şeyh Sait Meydanı’na

Maalesef Kürdistanlı çocuklar dedelerinin mezar taşlarını okuyamıyorlar! Zira pek çoğumuzun yakınları göçlerde, köy baskınlarında ve Hizbulkontra teröründe ensesinden vurularak öldürüldüğü için mezar taşları da namevcut. Mezarlık ziyaretleri yerine asit kuyularına atılan bedenlerin başında nöbet tutuyor geride kalanları. Toplu mezarları da arkeologların yaptıkları kazılarda tesadüfen keşfediyoruz. Ya da bir başka ifade ile bu topraklarda arkeoloji, faili meçhulleri bulma işlevi görüyor.

Kürt çocukları büyüklerinin mezar taşlarını okuyamıyorlar. Orta ne bir mezar ne kaybettikleri yakınlarının cansız bedenlerine dair herhangi bir iz ne de yerini bulan bir adalet var. 500’ü aşkın haftayı geride bırakan büyüklerimiz de küçüklerinin mezar taşlarını okuyamıyor. Sonuç olarak yediden yetmişe kimse henüz Osmanlıca öğrenebilmiş değil.

Gözümüzün içine baka baka yalan söyleyen AKP iktidarı, hırsız, katil ve yobaz karakterini her gün yeniden üretiyor.

Tüm bunlar yaşanırken, Ortadoğu’nun tek seküler hareketi rolü atfedilen öznenin yönettiği bir kentte, meydanlara İslami figürlerin adı veriliyor. Üstelik ortada okunabilecek herhangi bir mezar taşı dahi yokken.

Diyarbakır’da Dağkapı Meydanı’nın adı Şeyh Sait Meydanı olarak değiştirildi geçtiğimiz günlerde. Hani o şarkılarda bahsi geçen meydan. Mazlum Doğan’ın yanına Kemal Pir’in büstünün yapılacağına dair söylenilen türkülerin meydanı…

Biraz geçmişe baktığımızda, Kürt isyanlarının İslam ile buluştuğu oranda kaybettiğini ve ulusal kimliği de geriye çektiğini görüyoruz. Yani siyasal İslam hem ulus bilincini perdelemekte hem de emek sömürüsünün üstünü örtmekte.

Xwebun ya da Türkiye’de bilinen haliyle Hoybun örgütünün ördüğü ayaklanmanın, gerici kanadını temsil eden Şeyh Sait, Kürtlerin birliğini temsil etmekten de uzaktır. Alevi Kürtlerle birleşemeyen ve kadına toplumsal yaşamda yer tanımayan bir figürün adını, Diyarbakır’ın en önemli meydanına vermek tarih bilincinden yoksunluk değil tarihsel bir tercihtir.

AKP elden geldiğince çözüm sürecini Kürdistan’ın tüm ilerici ve aydınlanmacı unsurlarını budamak için kullanırken, Şey Sait Meydanı önerisine, Belediye Meclisindeki herhangi bir AKP’linin karşı çıkması beklenemezdi.

Şeyh Sait Meydanı, zorunlu Osmanlıca dersleri, Kobanê eylemlerinde Hizbulkontranın öldürdüğü insanlar, Kürdistan’da boy veren gerici-İslamcı örgütler…

Sosyalist Kürtler için o meydanın adının Şeyh Sait Meydanı olmasının herhangi bir hükmü bulunmamaktadır.

İlla bir isim aranıyorsa da Cegerxwîn’in, Mir Bedirhan’ın, Celadet’in, Mazlum’un ya da Medeni Yıldırım’ın adı verilebilirdi. Tüm bu isimler, ellerinde mızraklı ilmihal ile Kürt aydınlarını katleden yobazlardan kıymetlidir.

Yok, illa Şeyh Sait Meydanı olarak kalacaksa da Tatlıses ve Şivan Perwer için buluşma noktası olarak kullanılabilir.