Çetin Doğan 1982'de evet mi vermişti hayır mı?

06/08/2010 Cuma
Çetin Doğan 1982'de evet mi vermişti hayır mı?

İnsanları tutuklayıp serbest bırakmak, sonra bir daha içeri atmak, sonra tahliye edip tekrar yakalamak ve bunu böyle yinelemek. 12 Eylül darbecilerinin de başvurduğu beylik bir yıpratma yöntemi, bir çeşit psikolojik işkencedir. O dönem işkencecileri sıklıkla şöyle söylerlerdi çözemediklerine: “Kazara tahliye edilirsen hiç ümitlenme, bu bizi sevindirir. Tekrar yakalarız, bir kırk beş gün daha… sürüp gider.” Pek çok rejim aynı yöntemi yeğlemiştir. Fiziksel işkence birlikte yürüsün veya yürümesin, etkili bir metottur. CIA’in derslerinde okutulduğu söylenir. Şimdi emekli askerlere uygulanıyor. 12 Eylülde çok ağır kaba işkencelerle birlikte yürütülmüştür, şimdi fiziksel işkence ön planda değil hiç değilse.

Çetin Doğan hakkında Soner Yalçın yazdı. 12 Eylül’de darbe yapılınca “Allah Kahretsin!” demiş. Cumhuriyet okuruymuş, Nazım hayranıymış...

O dönem gerçek demokrat tavırlar gösteren subaylar fazla yükselemediler. Kimisi yargılandı hatta. Çetin Doğan’ı tanımadığım için hakkında bir şey söyleyemem. Böyle bir iddia yok ama, belki işkencelere karşı çıkmış, öldürmeye planlı operasyonlara muhalefet etmiştir! Ne ki, o zamanın komuta kademeleriyle bağdaşabilecek en “demokrat” tavır, “öldürecek kadar işkence yapmayın, fazla iz bırakmayın” tutumuydu. “Gözaltı sürelerini fazla aşmayın. Çok istiyorsanız bizim savcılar size ek süre verirler. Cezaevlerimizden de kimi ne zaman isterseniz alabilirsiniz.”

Eğer ordudaki terfi düzeneğine göre karar vereceksek, Çetin Doğan paşanın şimdiki komutanlardan daha iyi olduğunu, daha önce emekli edilenlerden de daha kötü olabileceğini tahmin edebiliriz. İyiden ve kötüden kastımız nedir peki? Anti-emperyalistlik, halktan- emekten- sosyalizmden yana durmak, en genel anlamıyla demokrat olmak (hiç değilse sola karşı saldırgan tutum göstermemek.)

Şimdi Soner Yalçın ve onun gibiler niye yazarlar böyle yazıları? Solcularda, sosyalistlerde bir ordu sempatisi yaratmak, var olanı artırmak için mi?
Çetin Doğan ve benzerlerine yapılanları onaylamıyorum, dahası pek çok solcu gibi ben de üzülüyorum. Ayrıca dünya görüşüm açısından, şimdi var olan komutanlardan da, mevcut iktidardan da daha olumlu bir tip çizdiğini yadsımıyorum.

Ama sosyalistlerden daha fazlasını beklemek veya bu tür orducu yaklaşımlara karşı sessizlik ummak çok fazla şey değil mi? Bu ülkede komünistler Mustafa Kemal’e neredeyse kayıtsız şartsız destek vermediler mi? Karşılığında ne gördüler? Mustafa Suphi’yi düşünün. Nazım’ı ve öteki komünistleri ve hatta komünist bile olmayan sol aydınların çektiklerini düşünün. Komünistler icabında kendilerini de harcayarak burjuva devrimlerini de desteklerler. Komünistler hala o günkü tavırlarının samimiyetinin arkasındadır. Ancak ortada burjuva anlamda bir devrim de kalmamışsa, anti-emperyalizmin kırıntısı kalmamışsa gerçek devrimcilerden ne bekleyeceksiniz?

Bugün hala birileri solculuğu-sosyalistliği dilinden düşürmeden ordu hakkında hayal yaymaya devam ediyor. Ordu anti-ABD’ymiş, Kemalistmiş ve bizi kurtaracakmış! Karadeniz fıkrasındaki gibi. Temel en aşağıda paraşüt açma yarışına girmiş. Atlamış ve yere pek az mesafe kalmış. Çakıldı çakılacak. Kulaklıktan sesleniyorlarmış: Birinciliği garantiledin, aç artık paraşütünü! Amaan diye cevap vermiş, geldik daha!

Bunca badireler atlatmış ve hala pek kısıtlı olanaklarla ve aşırı cimrice verilen sosyal desteklere karşın bir şeyler yapmaya çalışan sosyalistlerden daha fazla sempati ummak mı? Niyet bu mu böylesi söylemlerde? Kesinlikle hayır! Şaşırdınız değil mi?

Çünkü sırasıyla önce İttihat ve Terakki, sonra Kemalistler, geçmişin ve şimdinin sosyal demokratları, Atatürkçüleri, orducu sosyalistleri... Türkiye komünistlerini, devrimcilerini hiçbir zaman insan yerine koymamışlardır. Zaman zaman onların enerjilerinden yararlanmışlar, çoğu zaman onları değil, onların etkileyebileceklerini kandırmak için solumsu görünümlere girmişlerdir. Kendilerine rakip çıkabileceklerini hissettiklerindeyse düşmanlığın en uç örneklerini göstermekten geri durmamışlardır. Hastalıklı bir ruh hali: Gözünü emperyalist gelişmiş devletlerden ayıramayan, onların teveccühüne muhtaç orta kademe burjuvazinin normal sınıfsal tavrı.

Recep Erdoğan ve AKP kurmayları birazcık samimilerse 1982’de evet mi, hayır mı verdiklerini açıklamalılar. Hayır verdiklerini söylerlerse, bunu kanıtlayacak küçücük bir kanıt göstermeliler. O yıllarda cuntaya karşı ne yapmışlar? Kan gölünde ezilenlere arka çıkacak ne tavır almışlar? Çetin Doğan’a ve öteki generallere de aynı soruyu sormak hakkımız: 1982 referandumunda oyunuzun rengi neydi?