Sermayenin sesi fazla yükseliyor

30/04/2019 Salı
Sermayenin sesi fazla yükseliyor

Yarın 1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI. Emekçilerin meydanları doldurması, taleplerini yüksek sesle dile getirmeleri bekleniyor. Hangi talepler? İşin başında, krizin yükünün kendi sırtlarına bindirilmesini şiddetle reddetmek yer alıyor. Ama  bu kadarı eksik kalır; çünkü bu krizin mevcut sömürü ilişkileri üzerine eklenecek ilave yükleri olacak. Demek ki krizin yükünü taşımayı reddetmek yetmez, onun kime taşıtılması gerekeceğinin adresini de göstermek, yıllardır kasalarını/küplerini dolduranlara yıkılmasını  talep etmek gerekiyor. 

Gelir ve servet dağılımında sürekli kazanan taraf olanların ülke içindeki hesaplarını/hisselerini şişirmeleri, ülke dışına habire sermaye taşımaları (1989 sonrasında yasal kılıfına uydurulduğu için buna "sermaye kaçırma" bile denemiyor) yetmezmiş gibi, son zamanlarda bir yandan krizi fırsata çevirmeye çalışırken diğer yandan kriz konusunda sürekli ahkam kesen sermaye çevrelerini, emekçi kesimler iyi tespit etmeli ve tepkilerini salt savunma mevzilerinden vermemelidirler.

Kapitalist sistemin krizleri sermaye birikim krizleridir ama aynı zamanda yeni sermaye birikim fırsatlarıdır. Kuşkusuz sermaye içi sermaye/servet transferi süreçleri de çalışır; batanlar, küçülenler, daha büyükler tarafından yutulanlar yanında, süreçten iyice semirerek (ve muhtemelen faaliyet alanlarında kimi düzeltmeler yaparak) çıkanlar izleyen dönemin belirleyici güçleri olacaktır.

***

Son aylarda, özellikle de seçimden sonraki bir ayda oluşan tepkilere bakılırsa, sermayenin sesinin emekçi sınıflardan daha yüksek çıktığı görülmektedir. Aslında bunda şaşılacak birşey yoktur; sermaye, her zaman sınıf bilinci en yüksek olan kesimdir. Medya ve siyasi iktidar aracılığıyla toplumun üzerinde ekonomik/siyasi gücüne koşut (hatta onu aşan) kontrol imkanlarını da her zaman devreye sokabilir. Sermayenin sözcüleri sadece sermayedarlarla da sınırlı değildir; sermayenin organik aydınları çoğunlukla daha ateşli sermaye savunucularına dönüşürler.

Bu arada, sermayenin veya egemen ekonomik sistemin kontrolü altındaki medya yalnızca radikal dinci sermaye iktidarının güdümündekilerle de sınırlı değildir. Cumhuriyet ve Sözcü gibi gazetelerin de -birçok sol/sosyalist yazarının yazılarıyla çelişir biçimde- sermayenin sesini etkili biçimde duyurabildiği platformlar olduğunu dikkatlerden kaçırmamak gerekir. Ekonomi söyleşilerinde sermaye sözcülerini veya neoliberal iktisatçıları özel olarak seçen, sermayenin yapısal reform taleplerini kesintisiz olarak gündeme getiren Cumhuriyet'in yeni ekonomi şefi Şehriban Kıraç'ın (bkz. 22, 27, 28, 29 Nisan tarihli "ekonomi sayfaları") tercihleri belki yadırganmayabilir, bunlar gazeteye destek veren Kıraçların etkisine de bağlanabilir. Ama Gazete yönetimi, okuyucunun kafasını bu denli karıştırma, bu kadar çelişkili sayfalar hazırlama hakkına sahip olunup olunmadığı, ekonomi şefinin tercihleri üzerinde bu kadar etkisiz mi olunduğu bakımından sorgulanabilir. 

Örneğin 22 Nisan'da yapılan uzun söyleşide Koç Üniversitesinden bir iktisatçı, "ülkesinin bekasını halkının refahını önemseyen bir siyasetçi, kendi inancı ne olursa olsun, IMF'ye gitmeyeceğiz dememeli" dedikten sonra "bunun için AKP'nin fabrika ayarlarına geri dönmesi lazım" diyebiliyor. Fabrika ayarları nedir sorusunu sorduktan sonra da bunu 2002-2007 arasındaki ekonomik program olarak tanımlayabiliyor. Aynı sayfanın haftada iki kez köşe yazarı olan sevgili Ergin Yıldızoğlu ise dünkü (29 Nisan) yazısında, Davutoğlu eleştirisi üzerinden, AKP'nin fabrika ayarlarına dönme konusunu, çok haklı olarak, "tam bir saçmalık" olarak değerlendiriyor. Aynı sayfada bir başka köşe yazarının, 28 Nisan'da, "Sosyal(ist) piyasa ekonomisi" başlıklı tuhaf bir yazı yazabilmesi de kafa karışıklığını yeni bir boyuta taşıyor. 

Öte yandan 27 Nisan tarihli Sözcü'de liberal iktisatçı Ege Cansen'in kendisiyle yapılan söyleşide, "ekonomideki kanamayı IMF durdurur" dedikten sonra, sözlerine soldan dayanak bulmak için "Prof. Dr. Korkut Boratav'ın dahi artık IMF'yi gösterdiğini"; "Korkut Hoca hiç öyle IMF'den hoşlanan insan değildir. Ama geldiği noktada pratik, pragmatik olarak Türkiye'nin IMF ile anlaşması iyi olur diyor" diyerek büyük bir çarpıtmaya başvurabiliyor ve Sözcü de buna alet oluyor. Peki Korkut Hoca gerçekte ne diyor? :"Emekçileri ezen kriz koşullarını onlar için çok daha ağırlaştıracak olan IMF türü seçeneklere karşı sadece iktidara hitap etmekle kalmamamız lazım. Türkiye'nin şu anda muhalefet sorumluluğunu üstlenmiş olanların IMF çözümüne karşı çıkması lazım. Bu nedenle sosyalistler IMF'ye teslimiyete karşı sistematik bir tavır almak zorundadır" (BirgünPazar, 21 Nisan 2019).

***

Üretim ilişkilerinin doğrudan üretici sınıfı da en az sermaye kadar sınıf bilincine sahip olmak zorundadır; aksi halde hep kaybeden taraf olacaktır. 1 MAYIS bunun için bir fırsattır. Ama, kendisi için sınıf olma bilincini kazanma süreci yılın tek bir gününe indirgenemez. 1 MAYIS yalnızca bir kıvılcımdır; üretimin ve yaşamın bütün anlarında/alanlarında o kıvılcımı canlı tutmak şarttır.

Emekçiler nasıl konumlanmalı? 

-Öncelikle, düşük ücret-düşük verimlilik kıskacından kurtulmak için yüksek vasıflı-yüksek ücretli emek modelinin çalışabileceği yeni bir sınai/ekonomik kalkınma modelinin benimsenmesi gerekir.

-Düşük ücret-aşırı sömürü döngüsünden çıkılabildiğinde, yeni ilişkiler temelinde örgütlenme özgürlüğünün ve grev hakkının kısıtlanmadığı yeni bir dünyanın kurulması olduğu görülecektir. Sendikalaşmak, özel sektör söz konusu olduğunda, sermayenin ortak sınıf tepkisiyle çoğunlukla geçersiz kılınıyor. Özgürlük, demokrasi, hukuk ahkamı kesenlere öncelikle sendikalaşma özgürlüğü anımsatılmalıdır.

-Bu iktidarın katıksız bir sermaye iktidarı olduğu konusunda işçi sınıfının ve diğer emekçi kesimlerin kafasında en ufak bir tereddüt kalmaması sağlanmak zorundadır. Yani siyasi ve ideolojik mücadele olmadan sendikal mücadele yeterli olamaz.

-Ancak örgütlü bir tepkiyle krizin yükünün sermayeye, özellikle de son onyılın en fazla büyüyen sermaye kesimlerine dayatılması gündeme getirilebilir.

Peki somutta hangi talepler?

-Kayıt dışı çalıştırmak kadar sendikal örgütlenmeye işveren direnci de en ağır yaptırımlarla kırılmalıdır.

-Kadın ve çocuk emeğinin sömürülmesine karşı durulmalı; kadınların istihdamdaki payı arttırılmalı ve "eşit işe eşit ücret" taleplerinde ısrarcı olunmalıdır.

-İş Kanunu'nda ve uygulamada çalışma saatleri düşürülmeli; bu, işsizliğin azaltılması için bir fırsata dönüştürülmelidir.

-Esnek çalışma biçimleri köklü olarak sınırlandırılmalı ve sermayenin bu konudaki ısrarlı baskıları püskürtülmelidir.

-Ücretlerin/asgari ücretin enflasyona karşı mutlaka korunması yanında refah payı talebi de karşılanmalıdır.

-Cinayet benzeri iş kazalarının önlenmesi için sendika temsilcilerinin mutlaka içinde yer alacağı iş ve işçi güvenliği komiteleri etkin biçimde çalıştırılmalıdır.

-Vergilerde dolaysız vergi ağırlığına yöneliş sağlanmalı; dolaysızlar içinde de ücret gelirleri üzerindeki yük azaltılmalı; bunun için daha dik bir artan oranlılık ile daha geniş vergi dilimleri içeren yeni bir Gelir Vergisi tarifesi oluşturulmalı; ücret gelirleri için üst dilimlere kadar daha yumuşatılmış bir tarife benimsenmelidir.

-Servet artışlarını, sermaye kazançlarını, kentsel rantları etkin olarak vergileyecek bir vergi yapısı oluşturulmalıdır. 

-Geniş kitlelere yıkılan ve servet vergisi gibi kullanılan Emlak Vergisi ile MTV, lüks olmayan türlerde daha makul düzeylere çekilmelidir.

-Emeklilik haklarının budanmasına son verilmeli, emeklilik yaşı geriye çekilmeli, emeklilikte yaşa takılanların sorunları çözülmeli, Sosyal Güvenlik Yasası bu bağlamda değiştirilmelidir.

-BES'in bir zorunlu sigorta olarak kamusal emeklilik kurumu yerine geçişi engellenmelidir.

-Kıdem tazminatlarını bir fona devrederek devletin ve sermayenin ucuz kaynak havuzuna dönüştürülmesi niyetlerine son verilmeli; tam tersine mevcut kıdem tazminatının eksiksiz/istisnasız uygulanmasının önü açılmalıdır. (Önünü açmak için, kayıt dışılık ve sendikasızlıkla mücadele edilmeledir).

İşçi/emekçi sınıfın talepleri kuşkusuz burada sayılanlarla sınırlı değildir. Ayrıntıda çok sayıda mücadele alanı vardır. Ama bir yerden başlamak ve ortak sınıf taleplerinde buluşmak gerekir. 1 MAYIS 2019 bunun için yeni bir başlangıç yapılabilir.

 

ÖNCEKİ YAZILARI