Yargıcın terazisi İmamın şirazesi

16/11/2014 Pazar
Yargıcın terazisi İmamın şirazesi

Dinci kafa için ‘suç’ ölçüsü ‘günah işlemek’tir; cezanın tartısı ise şeriat

Tanrı buyrukları”yla örülü dinci kafaya göre “günah” ile “suç” özdeştir; “Cezasını bu dünyada görmese bile Allah öbür dünyada verecek”tir! “Bu dünyada görmese bile” yorumunda “günahın cezası bu dünyada verilmeli” arzusu gizlidir. “Tanrı adına hareket ettiğine inanan İmam” kendini tanrının kadısı görür! İmamın yargı ölçüsü “adalet terazisi” değil “inanç şirazesidir”! Dinci kafa için suç tartısı “şeriat hukuku”dur; bir kefedeki “suçun” cezasını diğerindeki “günah” darasıyla tartar! Hukukun çağdaşlaşma, insanileşme süreci aynı zamanda ilkel, dinci yargı bakışı ile çatışma tarihidir. Laik toplumda bir din adamı (mesela papaz) “Kutsal kitabın günah saydığı fiiller suç kapsamına alınsın” ya da “Devlet tanrı buyruklarıyla yönetilsin” derse herhalde tımarhaneye kapatılır! Laik olmayan toplumda ise vekil, bakan, başbakan, devlet başkanı olur! Demokrasi, bilim, eğitim, kültür alanlarının güvencesi olan laisizm, hukukun da güvencesidir. Dinci ister ki, terazi bağımsız yargıda değil İmam’ın elinde olsun! Bilimi, eğitimi, hukuku, kültürü “tanrı adına” o tartsın! Haklıya haksıza, suçluya suçsuza, doğruya yanlışa o karar versin! “İnanç bireyin duygu sınırlarında kalmalı; topluma, bilime, kültüre, siyasete dayatılmamalı” diyen laisizm, İmam için “kafir icadı”dır! Sözlükte “kitap ciltlerinin iki ucundaki, yaprakları düzenli tutan ibrişim ince şerit” ya da “pehlivan kispetinin paçası” diye açıklanan “şiraze” sözü Osmanlıca’da “düzen, nizam” anlamlı hukuk terimidir. Şiraze-bend “düzenleyen, tanzim eden” demektir. Hilafet özlemli Osmanlıcı dincilerin laisizme duydukları kin, toplum yaşamına din düzeni verme isteklerinden beslenir. Bilim, kültür, eğitim, hukuk, kısacası her alanda dinci düzende esas olan dini referanslardır! Onunla çelişmek günah işlemektir; günah suçtur! İslam, insanın varoluşunu Araf suresinin 189. ayeti ve Bakara suresinin 36,37,38. ayetlerine, yani “Adem ve (Allah tarafından Adem’in kaburga kemiğinden yaratılan) Havva”ya dayandırır. Dine göre tüm canlıları tanrı yaratmıştır! “İnsan dahil tüm canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrildiğini” söylemek (yani Darwin’in Evrim Teorisi’ni savunmak) günah eylemidir. Çağdaş hukuk terazisinde “suç” olmayan bu eylem dincinin şirazesinde “suçların en büyüğü”dür! Dinci kafa, bu günahı (yani suçu) teşhir, lanet ve cezalandırmaya dönük eğitim düzeni ister! Bilim, eğitim alanlarında böyle de, kültür, hukuk ve diğer toplumsal yaşam alanlarında farklı mı? Kadın konusunda, başı açık olmasından, sokakta kahkaha atmasına dek “günah”a sarmadıkları kadın davranışı mı kaldı? Kadınlı erkekli oynanan halk oyunlarını bile “günah kapsamı”na aldılar! Çağdaş hukukta suç olmayan nice düşünce ve eylem “makatımı yıkarken içeri su kaçarsa orucum bozulur mu” diye soran dinci kafa için “günah” yani “suç”tur. Sözgelimi ateist olmaktan daha büyük “suç” mu var? Kısacası bir toplumda dinci kafa yönetimdeyse, o toplumda çağdaşlığın, aydınlanmanın, bilimin, kültürün, eğitimin, hukukun, insani değerlerin vay haline! İşin tuhafı, hali “vay” o toplumu yöneten dincilerin “hikmetinden sual olunmaz” serveti, “taşımakla sıfırlanmaz” türdendir! Bugün bu toplumda gelinen nokta budur. Dinci kafayla demokrasi arasında uyum arayan; türban gibi dinci tırmanış simgelerini özgürleşme adımları diye dayatan; dincilikle dirsek temaslı demokratlık teorileri üreten; hilafet özlemcilerini “demokrat” diye sunan; dinsel referanslarla siyaset yapan herkes bu karanlığa kürek çekmiştir. Gedikli dincilere ve dinci yapılanma sürecine kürekçiliğin şampiyonları sağlı sollu liberallerdir. Onların bu insanlık suçlarını tartacak terazi ise sosyalist mücadele.

***

Bahçeye açılan kapıdan çıkıyordum ki, çatıyla çınar arasında bir cayırtı koptu. Serçeler çığlık çığlık havalandı. İlk darbeyle düşürdüğü serçe yavrusunu almak için hızla indi atmaca. Belli ki yavrunun ilk uçuşuydu! İçgüdüsel bir refleksle bağırıp, elimdeki kitabı o yana fırlatmışım! Atmaca yavruyu alamadan havalandı. Serçeyle eve döndüm. Kalbi öyle çarpıyor ki, nerdeyse çarpıntısında boğulacak. Tüylerini üfleyip, yarası var mı diye baktım. Avcumda baygın yatıyor. Kızım, “Kurtar onu, ölmesin” diye yalvararak gagasına birkaç damla su bıraktı; serçe kendine geldi, doğruldu! Kapayıp avcumu öptüm gagasından. Balkona çıktım. Göğü görür görmez anımsadı yaşadığını; canhıraş bağırmaya başladı! Ben avcumu açtım, o kanatlarını. Gagası ve kanatlarında insan öpücüğüyle kurtuluşuna uçtu! Bırakıp ruhuma çıkarsız dostluğun doyumunu....