Toroslar’ın Akdeniz’le Öpüştüğü Yerde Şiirin Bileğitaşı Bir Ömür : Metin Demirtaş

30/12/2009 Çarşamba
Toroslar’ın Akdeniz’le Öpüştüğü Yerde Şiirin Bileğitaşı Bir Ömür : Metin Demirtaş

Bir de arı çiçektozunu böyle özümser, böyle sağar nektarı. Bir de ana kucağı böyle sıcak, dost kapısı böyle açıktır. Bir de kök toprağı böyle sarar halkın öz evladı, halkının acısını böyle duyar... Demem o ki: Metin Demirtaş, şiiri böyle özümsemiştir.

Açıkçası: onun sesini kendi sesim bilirim. O kadar bencileyin. O kadar söylemek istediğim gibidir. O kadar denk düşer düşüme. Tanımı, aradığım tanımın tamıdır.

“Senin orda tırnağın taşa değse, benim burda yüreğim kanar!” diyor bana yazdığı son mektubunda. ‘Ora’ dediği yer gurbet, ‘bura’ dediği yer sıla, Toroslar’ın Akdeniz’le öpüştüğü kıyılar. Dostundan bu sözü duyan, kendini darda, zorda sayar mı? Zorluk ateş olsa ne yazar?
“Dün Mavi’nin portakalına günaydın deyip geçtim!” Aralık 1989 tarihli mektubunun içinden bir satır işte. ‘Mavi’ dediği, 1985'te, sürgünde doğmuş kızım. O doğmuş, ben yurttaşlıktan atılmışım. Öyle uğulduyor ki içim, dinleyenin kulakları sağır olur! Tam böyle bir günde, şu notu düşmüşüm defterime: “Benim için dünyanın en güzel yurdunun en güzel sahillerinden, benim için dünyanın en güzel diliyle, dünyanın en güzel yürekli insanlarından biri tarafından yazılmış bir mektup geldi. Eşsiz yürekli şair dostum Metin’in kartını dünden beri dönüp dönüp okuyorum. Akdeniz sahilinde bebeğim için, benzeri yavrucuklarımız için bir portakal fidanı diktiklerini yazıyor.” Zarfın içinde bir fotoğraf. İki yanardağ yürekli şair, Ahmed Arif ve Metin Demirtaş. Oturmuşlar Toroslar’ın Akdeniz’le öpüştüğü yamaçta, Mavi için diktikleri portakal fidanının yanı başında. ‘Şair amcalarından Mavi’ye’ diye imzalamışlar fotoğrafı. İnsanın içindeki yalnızlık uğultusu gökyüzüyle, doruklarla, dalgalarla, ışıkla bilenmez mi o anda? Şairler ki, portakal fidanıyla imzalamışlar Toroslar’ı, mümkün mü gayrı, ‘Bakanlar Kurulu’ sıfatlı bir ekibin imzalarıyla, bir insanın yurdundan köklerinin kesilip atılması?

Metin Demirtaş, ömrünün 70’ine erdiği, bizim onu armağanlarla kutsayacağımız yaşında, o bizi, ömrünün şiir kesitlerinden, armağanların en soylusu, en eşsizi, en derini, en durusuyla gönendirdi yine: “Türkülerde Gezer Adları”

Metin Demirtaş’ta, Attila Josef’in pürüzsüz dikliği gizlidir Yesenin’in hüzünlü düzlüğü, Karacaoğlan’ın kırışıksız sevdası, Dadaloğlu’nun sönümsüz narası. Ahmed Arif’in, Enver Gökçe’nin sırdaşı, ses kardeşidir. Lorca inceliğinden, Nâzım direncinden maya taşır. Che’nin yoldaşıdır. Eğilmez bükülmezliğini, Lenin onurundan, umut doruğundan alır. Sabırla öfkenin kesiştiği yerden. Ondan ki soluğunda, hem ayrılık acısı tüter, hem kavuşma sevinci. Öfkesinde lanetten çok merhamet, ürküşünde korkudan çok cesaret gizlidir.

Ömrü şiirin bileğitaşıdır. Onun şiirinin bileğitaşı ise sardunya kokusudur, kelepçeli tutsağın umududur, mazlumun ahıdır, susam tarlalarıdır, yasemin çiçeğidir, özlemdir, yağmurdur ıssız geceler, dipsiz heceler, kınsız yücelerdir yuva kuran kuştur, bebek için düştür onurlu duruştur... Sesini buralarda bilemiş de gelmiştir. Her gününde şiir olan bir ömrü böyle dermiştir.

Ben Metin Demirtaş’ı 68'den bu yana bilirim. Durunun durusu sevinci aramasıyla bilirim. İrinin irisi hıncı yoğurmasıyla bilirim. Haksızın, hırsızın, yanlışın, arsızın üstüne üstüne yürümesiyle bilirim. Sevdiğini, dostunu, suyu, toprağı, göğü, fidanı korumasıyla bilirim. Güzelliğin, inceliğin, sadeliğin, doğrunun, sahiliğin ardı sıra yürecikten yürecikten yürümesiyle bilirim.

“Türkülerde Gezer Adları” ona ilişkin bilgilerimin belgeleridir. Sözcük sözcük, dize dize, şiir şiir hayatımızın dalgalarıdır. Canımızın yongalarıdır. Ömrümüzün hiç solmayacak olan goncalarıdır.

Metin Demirtaş’ın hayatı, şiire adanmış bir hayattır. Arı hayatının bala adanmış bir hayat olduğu gibi. Şiiriyse hayata adanmış bir şiirdir. Hayattır esas olan. Ve erdiği noktada, hayatı şiirini, şiiri hayatını bütünler. Adı, böcekten çok balı çağrıştıran arının petekle bütünleşmesi gibi, şiirle bütünleşmiştir.

Doğal şiir sözüyle sıradan sözün arasındaki sınır kıldan incedir. O sınırın şiir kıyısında düşmeden durmak ustalık ister. Ancak çok ustası durabilir. Şiir yüküyle Metin Demirtaş bunlardan biridir. Günlük yaşamın en sıradan cümleleri sandığınız sözler, birbirine eklenirken bir de bakarsınız ki dizeleşip derinleşir. Şiirdir derinleşen. Dizesiz şiiri yoktur Demirtaş’ın. Yani omurgasız, atardamarsız, yüreksiz, tensiz, tinsiz şiiri yoktur. Şiiri taneli şiirdir yani. O da ne demeyin, ortalık (püskülü bol ama tanesiz mısır sapı gibi) dizesiz şiir püskülüyle dolu değil mi?

Nasıl arsız bir ortam. Böcek sürüleri gibi çeteler. Ama hep böyle olmadı mı? İlkin, suyun başını tutanların cümbüşleri duyulur. ‘Al gülüm ver gülüm’ kumpasıdır. Sanarsınız ki sadece onlar var ve dünya, sadece onların kumpanyası kadar!

Acı da olsa gerçek şu: ne bu ülke zenginliğinin farkında, ne bu halk açıkçası ne de bizimkiler!

Metin Demirtaş, 70’ini devirmiş bir ermişimizdir, diyorum. Hadi bakalım, sorsun herkes kendine, kim bu sözün taşıdığı anlamın ne kadar farkındadır?

Bana sürekli şiir, yazı, dosya ileten, şiir konusunda konuşmak isteyen genç kardeşlerimize bir öğütüm var: Metin Demirtaş’ın şiirini mutlaka solumalılar şiirini soluyan, onu şiirden öte tanımaya çalışsın. Gitsin onda Ahmed Arif’in, Enver Gökçe’nin, İlhan Erdost’un anısını oğlu hapisteki ananın sızısını dinlesin kelebeğin uçuşunu, tomurcuğun açışını gözlesin. 20li yaşlarımda, tadına doyumsuz duygularla geçtiğim yoldur. Sevdiğimle birlikte yanına vardığımda, bizi, “Boş durmak yok, kalacağınız ev halkının işini işiniz bileceksiniz!” diyerek Kemer’de bir eve yerleştirmişti. Susam mevsimiydi. Gündüzleri ev halkıyla susam biçmeye gidiyorduk. Geceleri gelip alıyordu bizi. Kıyı boyu ya da koruluk yamaçlarda, dalından kuşuna yeryüzüyle söyleşerek Karacaoğlan okuyordu ve Nâzım, Neruda, Yunus, Yesenin.. Doğasıyla, halkıyla oraları böyle tanıdım. Yıllar sonra, Yılmaz Güney’e tutsaklıktan çıkış kapısı ararken, aklıma yine O ve oralar düşmüştü: Metin Demirtaş ve Kemer’de susam biçtiğim tarlaların baktığı kıyılar. Budur Metin Demirtaş: hem öğretmen hem arkadaş. Onun ömrü bize, Toroslar’ın Akdeniz’le öpüştüğü yerde, yeryüzü şiirinin mirasıdır. Bu mirastan habersiz yaşayanın, bir yanı hep eksik kalır.

Sevgiler sana Metin abi, şu her şeyin karmakarışık, sahte, sisli, bulanık olduğu softalığın, dinci ve liberal faşizmin kudurduğu, yurtseverlik kemirgenlerinin azdığı, emekçi halk ve devrim değerlerinin küllendirilmek istendiği günlerde bizi en duru, en sade, en sahi sesinle halkın ve hayatın ışığıyla, umuduyla, teslim alınmaz onuruyla sardığın, beslediğin için.

“Türkülerde Gezer Adları” sana da, bize de kutlu olsun. 70’li yaşlarında seni şiir korusun!