Toplumsal yabancılaşma mı? (II)

21/02/2020 Cuma
Toplumsal yabancılaşma mı? (II)

Geçen hafta “Türkiye’de 10 kişiden 7’si ‘dünya düzenini korumak için bazen askeri güç kullanmanın gerekli olduğunu’ düşünüyor” haberi üzerine düşündüklerimin bir kısmını yazmıştım. Özetle bu haberin ya saptırılmış ya da uydurma bir haber olduğunu sandığımı belirtmiştim. 

Ancak ben ne sanırsam sanayım, 10 kişiden 7’si olmasa da, başta iktidara hakim olanlarla onlara körü körüne bağlı olanların böyle düşündüğü belli. Yani ne yazık ki, toplumumuzda böyle düşünenler var. 

Böyle düşünülmesinin arkasında, yaklaşık 70 yıldır işine gelmeyen ülkenin düzenini yıkıp kendi düzenini kurmak isteyen ABD’nin uygulamaları yatıyor. ABD’nin, 4 Temmuz 1776’da yayımladığı Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinde, “Tüm insanların eşit yaratıldığını, Yaradanları tarafından kendilerine devredilemez hakların verildiğini ve bu hakların arasında Yaşam, Özgürlük ve Mutluluğa erişme haklarının bulunduğu” (1) demesine bakmayın. ABD’yi yönetenler, kısa sürede bu bildirgedeki değerlere yabancılaşıp 1800’lerin başlarında, Osmanlının Bağdat, Beyrut, Halep, Harput, İstanbul, İzmir, Kayseri, Şam ve Tarsus gibi kentlerinde Amerikan okulları açmaya başlamıştır. Amaç açıktır: Kültürel hegemonya kurmaktır, ABD yandaşlığı üretmektir. 

Benzer şekilde, Fransa’nın, 26 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin (2) ilk maddesinde, “insanlar sahip oldukları haklar yönünden özgür ve eşit doğarlar, özgür ve eşit yaşarlar” demesine de bakmayan. 1789’dan sonra iktidar olanlar, kendi bildirgelerindeki değerlere yabancılaştıkça, Avrupa’daki diğer ülkelere saldırdıkları gibi, pek çok ülkeyi sömürge haline getirmiş, I. Dünya Savaşı’nda Almanya ve İngiltere ile birlikte Osmanlıyı parçalamıştır.

ABD, II. Dünya Savaşından sonra, fiilen askeri güç kullanarak istediği yerde kendi düzenini kurma çabasına girmiştir. Toplumuna yabancılaşmamış liderlerin/iktidarların ve yurtseverlikten uzaklaşmayan -kendine yabancılaşmamış- toplumların olduğu ülkelerde ise (örneğin Küba, Vietnam ve Suriye’de) bu amacına ulaşamamıştır. ABD ve Fransa yönetimlerinin kendi bildirgelerine yabancılaşmasının arkasındaki temel etken, emperyalizmdir, kapitalizmdir, sömürüdür. ABD iktidarları, emperyalist emelleri için, öldürmeyi göze aldığı gibi, sömürüyü kolaylaştırmak için İslam toplumlarında laiklik karşıtı gelişmeleri de tezgahlamış ve sömürmek istedikleri ülkelerde toplumuna yabancılaşıp emperyalistlerin hizmetine girecek kesimler de yaratmıştır.

İktidarlarının emperyalist tutumu, Amerikan toplumunun da kendisine yabancılaşmasına yol açmıştır. Amerikalılar genelde Bush ve Trump gibi emperyalist emelleri olanları başkanlığa getirmeye başlamışlardır. 

Benzer durum Fransa’da da yaşanmaktadır. 1789 bildirgesine yabancılaşan Fransızlar, II. Dünya Savaşı’nda Alman işgaline karşı gerçekleştirdikleri ulusal dirence bile yabancılaşmışlardır. 1960’lara kadar Vietnam’ın ve Cezayir’in özgürleşmesine karşı çıkan Fransızlar, iktidarı ABD’yi her askeri müdahalesinde destekleyen kişileri iktidara getirmeye başlamıştır. 

Benzer durum, belirli ölçülerde ülkemizde yaşanmaktadır. Emperyalistlere karşı yürütülen Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan Cumhuriyet hükümetleri, bağımsızlık anlayışına yabancılaşıp emperyalistlere yaklaştıkça, yurtta barış dünyada barış, laiklik, bilimsellik, demokratiklik gibi anlayışlara da yabancılaşmışlardır. İktidarlar kendilerinin yabancılaşmasını meşrulaştırmak için toplumu da kendisine yabancılaştırma yolunu seçmişlerdir. Bu nedenle piyasacı-gerici eğitim-öğretim süreçlerini öne çıkarmışlardır. Bu nedenle, Abdülhamit, Hilafet, Osmanlı, Arapça, Osmanlıca hayranlığı gibi gerçeklerden kopuk anlayışları topluma pohpohlama yoluna girmişlerdir. Toplumu, “Camileri ahır yaptılar, Mustafa Kemal’i Kurtuluş savaşını başlatması için Anadolu’ya Vahdettin gönderdi” gibi gerçek dışı söylem bombardımanına tutmuşlardır. Değişik yollarla kişilerin gerçeklerden uzaklaşmasını sağlayıp düşünmesi, irdelemesi, sorgulaması, araştırması, merak etmesi engellenmiştir. Kişinin, vicdan sahibi olmaması için duyuşsal gelişimi göz ardı edilmiştir.  Bu yöntem toplumuna yabancılaşmış ya da kolayca yabancılaşabilecek partilerin iktidar olmasını kolaylaştırmıştır. Böylesi toplumuna yabancılaşan iktidarlar, toplumun kendisine yabancılaşmasına daha da fazla önem vererek, toplumu kısır bir döngü içine sokmuştur. 

Toplumuna/toplumsal değerlere yabancılaşmış iktidarlar, ABD’nin istediği ülkeye istediği düzeni getirmek için askeri güç kullanmasını desteklemeyi doğal buldukları gibi, kendi anlayışını başka ülkelere dayatmayı da doğal bir hak olarak görmektedirler. Toplumuna/toplumsal değerlere yabancılaşmış iktidarların her yaptıklarını doğru sanması olasılığı da artmaktadır. Örneğin demokratik bir seçim sonunda iktidar olmuş A. Menderes, en azından “Odunu aday göstersem seçtiririm, silahlı kuvvetleri yedek subaylarla yönetirim” gibi söylemlerle gerçeklerden uzaklaşınca, 8 Ocak 1960 günü mecliste yaptığı konuşmada, CHP’yi “nifak cephesi” olarak nitelendirmesi de kolaylaşmıştır. 

AKP iktidarının topluma/toplumsal değerlere yabancılaştığının örnekleri her geçen gün artmaktadır. Örneğin toplumdaki tüm farklılıkları temsil eden 10 milyonun üzerinde yurttaşın katıldığı Gezi Eylemleri, özetle doğaya, özgürlüğe, barışa, kardeşliğe ve birlikte yaşamaya sahip çıkma anlamına gelmektedir. Bu durumda, “Türbanlı bacımıza saldırdılar, Dolmabahçe Camiinde içki içtiler, öldürdüler” gibi gerçek dışı ve akla sığmaz suçlamalarla Gezi Eylemine saldırılması, en azından 10 küsur milyon yurttaşa yabancılaşma anlamına gelmektedir. İktidar mensuplarının, 31 Mart 2019 belediye seçimlerinde muhaliflere “Şer ittifakı” demesi de yabancılaşma örneğidir. İktidarın, kendi atadığı mahkemeye Gezi Eylemi sanıklarına beraat karar vermesi üzerine soruşturma açması da, bu davada 840 gündür tutuklu olan Osman Kavala’nın beraatının hemen sonrasında 15 Temmuzla ilişkilendirilip tutuklaması da, hukuka yabancılaşmışlık örneğidir. “İsteseniz de istemeseniz de yapılacak” denen İstanbul Kanalı da, topluma yabancılaşma örneğidir. Ne yazık ki yabancılaşma örnekleri yukarıda değinilen örneklerle sınırlı değildir.  

Kendine/toplumuna/insanlığa yabancılaşanların gerçekleri görmesi de zorlaşmaktadır. Gerçeklerden uzaklaşanlar, çok değil 4 ay önce Barış Pınarı harekatını başlatan Türkiye’ye akla gelmedik tehditler savuran ve hakaretler eden Trump’ın, bugün İdlip için arkamızı sıvazlamasının ne anlama geldiğini bile düşünmemektedirler. 

Bu nedenle, bilgi akışının genelde kendilerine/toplumlarına yabancılaşmış kişilerin elinde olduğu ülkelerde gerçeğe yaklaşabilmenin bir yolu, olaylara eleştirel bakmayı, neden, niçin, nasıl, doğru mu, kim kazanıyor gibi soruları sormayı alışkanlık haline getirmekten geçmektedir. 

[email protected]


(1)  http://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/amerikan-bagimsizlik-bildirg...

(2) https://www.sosyaldeyince.com/bilgi-kutusu/1789-insan-haklari-evrensel-b...