PISA’nın tadı!

13/12/2019 Cuma
PISA’nın tadı!

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (Organisation for Economic Co-operation and Development-OECD), 2000’den bu yana her üç yılda bir 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiriyor. OECD bu değerlendirmeyi, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (Program for International Student Assessment-PISA) ile gerçekleştiriyor. PISA ağırlıklı olarak okuma, matematik ve fen alanlarıyla ilgili becerileri ölçüyor.  

PISA 2018’e, 37’si OECD ülkesi olmak üzere toplam 79 ülkeden 15 yaşında 600 bin (Türkiye'den de 186 farklı okuldan 6.890) öğrenci katılmış. 

Türkiye, 2015’e göre 2018’de puanları en çok yükselen ikinci ülke olunca, bakanlık PISA’yı İtalyan yemeği sanıp “başarı gösterdik” diyerek topluma yutturmaya kalkıyor. Oysa 2015’e göre puanları yükselen Türkiye, Çizelge 1’de görüldüğü gibi ancak 2009 ve 2012’de gösterdiği başarı düzeyini yakalıyor. PISA 2018 sonuçlarına göre, Türkiye'nin öğrencileri OECD ülkesi arasında, okuma becerilerinde 31'inci, matematikte 33'üncü ve fen alanında ise 30'uncu olabilmiş. 4 eyaletiyle katılıp PISA 2018’de birinci olan Çin’in aldığı puanlar ise fende 590, matematikte 591 ve okumada 555.

Türkiye'nin başarı ortalaması her alanda genel ortalamanın altında kaldığı gibi, en üst düzeyde (düzey 5 ve 6) yeterlilik gösteren öğrencilerin oranı da ortalamanın çok altında kalıyor (Çizelge 2). Bizim öğrencilerin dörtte biri fen ve okumada, üçte biri de matematik alanında en alt düzeyde başarı gösteriyor: Okuduğunu anlayamıyor ve anlatamıyor. Öğrencilerimizin yarıdan fazlası (çizelgedeki sırayla % 58’i fende, % 64’ü matematikte ve yüzde 56,3’ü matematikte) ancak 1 ve 2 düzeyinde başarı gösterebiliyor. En üst düzeylerde başarı gösteren öğrencilerimizin oranı da, OECD ortalamasının 2-3 kat altında kalıyor. Bu başarı düzeyi, öğrencilerimizin yarıdan fazlasının analitik ve eleştirel düşünme, irdeleyip sonuç çıkarma ve bu sonuçları yaşama yansıtma konularında yetersiz kaldıklarını gösteriyor. 

İşin özünde bu başarı düzeyi de pek gerçekçi değil. Çünkü PISA 2018’e katılan öğrenciler, 7.-11. sınıflardaki öğrencilerden oluşuyor. Ancak Türkiye dahil birkaç ülkenin öğrencileri çoğunlukla 10. ve 11. sınıf öğrencilerinden seçilirken, diğer ülkelerin öğrencilerinin büyük çoğunluğu ise 7.-9. sınıf öğrencilerinden seçilmiş. Bu nedenle, çoğunluğu üst sınıflarda olan öğrencilerin, kendilerinden 1-2 sınıf daha küçük öğrencilerden daha başarılı olması beklense de, öğrencilerimizin başarısı, 7.-9. sınıflarda okuyan öğrencilerin başarısından daha düşük oluyor. 

Türkiye’nin durumuyla ilgili başka bulgular da, PISA’nın tadını kaçırıyor. Örneğin sosyo-ekonomik durumu iyi olan-avantajlı öğrencilerimiz, dezavantajlı öğrencilerimizden 76 puan fazla almış. Avantajlı öğrencilerin yaklaşık %9’u ve dezavantajlıların da %1’i okumada üstün başarı göstermiş. Batı Anadolu’daki okullar, Doğu ve Güneydoğu’daki okullara göre daha başarılı olmuş. Fen liseleri ve Anadolu liseleri ortalamayı yükseltirken diğerleri düşürmüş. Yüksek başarı gösteren dezavantajlı öğrencilerin %5’i ve üstün başarı gösteren avantajlı öğrencilerin %2’si, yükseköğretimi tamamlayamayacaklarını düşünüyor. Öğrencilerin %81’i bazen +her zaman mutlu ve %13’ü de her zaman üzüntülü olduğunu belirtiyor. 

Çizelge 3’te yer alan Türkiye ile OECD ortalamalarının karşılaştırıldığı konular da, PISA’nın tadını kaçıran diğer bulgular oluyor. 

PISA 2018 sonuçlarına göre, okul türleri arasında olduğu gibi coğrafi bölgeler arasında da anlamlı düzeyde başarı farkı olması, eğitimde fırsat ve olanak eşitliğinin olmadığını gösteriyor. PISA’da yıllardır benzer sonuçlar alınıyor. Buna karşın bakanlık, tüm liseleri fen liselerine ya da Anadolu liselerine dönüştüreceğine, imam hatiplere dönüştürmeye çalışıyor. Bir türlü okuma ve öğrenme alışkanlığı edinen, düşünen, eleştiren, araştıran öğrenci yetiştirmeye kalkışmıyor. Tam tersine imam hatipli öğrencilerinden güncel sorunları din kitabına ve hadislere göre çözmelerini istiyor, dini öğretimi yaygınlaştırarak tüm öğrencilerden de bu doğrultuda davranmalarını istiyor. Öğrencilere eşdeğerde fırsat ve olanak eşitliği sunmuyor. Nasılsa her durumda, toplumu kandıracak söylemlerde bulunabileceğini düşünüyor. Geleceğe yönelik umutları karartmaya devam ediyor. 

[email protected]