Hazırsan başlayalım Türkiye: Korona için önlemler

Sağlık bakanımızın günlerdir ağzında yuvarladığı baklayı çıkarmasıyla birlikte artık milletçe biliyoruz: Yeni Koronavirüs Türkiye'de. Kişisel önlemlerle hastalık önlenebilir ama bir salgın önlenemez. Bunu hatırlatmayı da ihmal etmeden her birimizin teker teker ve giderek topluca yapmamız gerekenleri hatırlatalım istedik.
Mehmet Kuzulugil
Çarşamba, 11 Mart 2020 10:58

Sağlık Bakanı’nın yaptığı açıklamayla birlikte Korona ülkemize giriş yapmış oldu. Bundan birkaç gün öncesinde tüm ülkede yapılmış KOVID-19 PCR testlerinin sayısı 1500 civarındaydı. İran'da test sonucu teşhis konulmuş hasta sayısının 3000'i geçtiği düşünülürse, ülkemizin "daha az test yaparak" salgından korunduğunu söylemek ayıp olmayacaktır.  Korona belirtileriyle hastanelere başvuranlara bir temas öyküsü yoksa test yapılmıyordu. Çin’le, Güney Kore’yle, giderek İran ve İtalya’yla teması olanlara test yapılıyor, çoğu durumda da hekimlerin hastaların temas öyküsünü sorgulamadıkları da biliniyordu.

Bu yüzden aslında Korona’yla ilk temasımızın bakanın açıklamasıyla gerçekleştiği fikri pek kimsenin içine sinmiyor.

Bütün dünyanın iki aydan fazla zamandır yatıp kalkıp konuştuğu Korona (aslında tam olarak Yeni Koronavirüs 2019) hakkında çok şey biliniyor ama hiç emin olmadığımız birçok şey var.

En başta şu iki soru: Sahiden bize yeni mi geldi? Yoksa çoktandır aramızda dolaşıyordu ama biz etkilenmiyor muyduk?

Ama biz bu sorularla birlikte aciliyeti artan başka bir soruyu konu edineceğiz.

“Peki nasıl korunacağız” sorusuyla ilgili bazı hatırlatmalar…

AŞISI YOK: PEKİ BU NE DEMEK?

Üzerinde konuştuğumuz KOVID-19 bir viral enfeksiyon. Yani bir virüsün bulaşması ve yayılması yoluyla oluşan bir hastalık. Bulaşmasının bedenimizde yarattığı sonuçlar bizim için hastalığı oluşturuyor. Ateş yükseliyor, akciğerlerde enfeksiyonun (iltihabın diyelim) yayılmasıyla bağlantılı şiddetli bir öksürük oluşuyor, ishal, mide bulantısı bu tabloya eklenebiliyor.

KOVID-19’un aşısı henüz yok. Belki bir yılı bulacak yapılması.

Bu “hastayı iyileştirecek bir tedavi yöntemi yok” anlamına gelmiyor. Viral enfeksiyonu oluşmadan önleyecek bir aşı henüz yok anlamına geliyor.

KOVID-19 bulaşmasının sonucu olarak ortaya çıkan hastalık tablosuyla her şekilde mücadele etmek gerekiyor.

Enfeksiyonun vücutta yarattığı yıkımı gidermek, yüksek ateşi düşürmek, hastalık tablosuyla kaybedilen sıvı ve mineralleri geri kazandırmak, kısaca hastalıkla zayıflayan vücudu güçlendirmek… Semptomatik (sonuçlara dönük) tedavi deniliyor. Küçümsememek gerekiyor.

Tabii hastanın tedavisinin başka unsurları da var: KOVID-19 enfeksiyonu ile zayıflayan bünyede başka “mikroplar” da zemin bulup, kendi enfeksiyonlarını yaratabiliyorlar. Virüsler üzerinde etkili olmadığı bilinen antibiyotiklerin KOVID-19 vakalarında kullanılması bu “ikincil enfeksiyonlarla” ilgili.

RİSK GRUPLARI: DİKKAT!

KOVID-19 dehşetinin kaynağında ölümcüllüğünden çok yayılma hızı var. Tespit edilmiş vaka sayısının yüzde 2 – 3’ü arasında ölüm yaşandı. Ölümlerin ağırlıklı olarak “risk grubu” olarak adlandırılan bir kesimde gerçekleştiğini söyleyebiliyoruz.

KOVID-19 için risk grupları kabaca şu şekilde belirlenmiş:

- Yaşlılar

- Akciğer başta iç organlarını zayıf düşüren hastalıklar geçiren ya da geçirmiş olanlar

- Daha kesin konuşmak gerekirse: Kalp hastaları, diyabetler, kanser, yüksek şeker gibi kronik rahatsızlıkları olanlar.

- Ve tabii… Sigara içenler.

Risk grubunda olmak hem bulaşı için bir dezavantaj olarak “vücut direncinin zayıflığına” işaret ediyor, hem de bulaşı durumunda hastalığın daha ağır seyretmesi, giderek ölümle sonuçlanması açısından bir risk söz konusu.

Dolayısıyla, risk grubunda olanların hem daha iyi korunması, hem de KOVID-19 olsun olmasın, enfeksiyon, hastalık halinde daha iyi desteklenmesi gerekiyor diyebiliriz.

EL YIKAMA MESELESİ

Sadece KOVID-19 için değil genel olarak bulaşıcı hastalıklara karşı ilk akla gelen ve etkili uygulama: hijyen.

Kalabalık insan topluluklarıyla doğrudan ya da dolaylı temas, virüsle potansiyel temas anlamına geliyor. El yıkamak bu açıdan kritik.

Sıklıkla yıkamak gerekiyor: Mikrobu şöyle iyi bir çitileyip öldürmek için değil. Farkında olunmayan olası temaslara dönük önlem almak için.

Sabunla yıkamak gerekiyor: Özellikle sıvı sabunun kullanımı konusunda zayıf durumdayız. Hiç de az sayıda olmayan insanımız için sabun biraz da ekonomik nedenlerle zayıf bir alışkanlık. Oysa virüsün öldürülmesi için sabun kritik.

20 saniye: Sabunla yıkama konusunda en az 20 saniye deniliyor. Yıkamanın “suya tutmaktan” fazla bir şey olmasının karşılığı bu. 20 saniye boyunca elin sırtı, bilekler, parmak araları (hatta mümkünse tırnak içleri) sabunla ovalanarak yıkanmalı.

ABDEST ALMA KONUSU

Her konuda olduğu gibi KOVID-19 konusunda da kendine pay çıkarmak isteyenler sahnede yerlerini alıyor. Bu bazen "papazın 50 kişinin ağzına soktuğu kaşıkla içirdiği komünyon şarabından bişey bulaşmaz, İsa korur" diyen Yunan Ortodoks Klisesi'nin yaptığı gibi oluyor, bazen de "namazdan önce ellerden dirseklere kadar yıkamayı öngören abdest pratiği, korona için söylenen ellerinizi yıkayın önlemiyle çakışıyor" diyenlerin yaptığı gibi...

Nasıl yorumlanacağı bir yerden sonra bizi çok ilgilendirmiyor. Ancak bu son söylenenin kitlesel bir yanılgıya kapı açması ihtimali var.

Sabunla yıkamanız gerekiyor: Abdest almanız bu yüzden yeterli değil. Sabun kullanmanız şart. Bu birincisi...

İkincisi, bol su akıtacaksınız ve en az 20 saniye boyunca sabunla ovacaksınız.

Bazı din adamlarının yaydığı şeylere bakıp, her zamanki gibi abdest almakla yetinirseniz, muhtemelen KOVID-19'u öldürmekten çok ellerinizden dirseklerinize doğru yaymış olursunuz.

SARILIP ÖPÜŞMEYECEĞİZ, BİR SÜRE EL SIKIŞMAYACAĞIZ

Açmaya gerek yok. Kültürel ve sosyal temelleri olduğu için “çok samimi bir toplumuz. Aslında her türlü hastalık için kötü bir şey tabii. Avrupa öyle mi?” diyecek halimiz yok ama samimiyetimizin bir bedeli olduğunu bilmek lazım.

ELİMİZE HAKİM OLACAĞIZ (SAKİN OLUN!)

Virüsle olası temasın yoğunluğu ellerimizde. Sağa sola tutunduğumuz, nesnelerle ve insanlarla ilişkilerimizi en çok ellerimizle sürdürdüğümüz için.

“Virüse değdiğin elini sonra ağzına, burnuna, gözüne götürürsen...” gibi bir basitleştirmeye gitmeyeceksek şöyle diyebiliriz: Bulaşmanın özellikle mümkün olduğu “kapılarımız” ağız, burun ve göz. Mümkün olduğu kadar ellerimizin buralarla temasını azaltsak iyi olur.

HAVALANDIRMAK LAZIM

Virüsün yayılmasının “havada asılı parçacıklarla” gerçekleştiği biliniyor. Özellikle toplu bulunulan mekanların, okullarda sınıfların, toplantı salonlarının iyi havalandırılması bulaşının önlenmesi açısından gerekli. Doğalgaz faturalarının herkesi inim inim inlettiği bir zamanda söylemesi kolay değil ama: Evler için de geçerli.

ZEMİNDE DE ‘CANLI’ KALIYOR

KOVID-19 salgını sırasında görülen bir şey de şu oldu: Virüs, her türlü metal, ahşap ve plastik zeminde bir süre “canlılığını” (virüsler aslında pek “canlıdan” sayılmıyorlar. Bulaşıyorlar ama kendi başlarınayken pek bir canlılık göstermiyorlar) kısa bir süre için de olsa sürdürüyor. Yani kimyasal olarak yok olmamayı bir süre başarıyor.

Bu yüzden, ev, okul, işyeri gibi mekanlarda sıklıkla zemin temizliğinin yapılması yararlı.

KOLONYA BULUNDURMA MESELESİ

Sağlıkçılar sık el yıkamayı gerekli gördükleri gibi küçük bir şişe kolonya bulundurmamızı da öneriyorlar. Bu derecedeki alkol bakterileri yok etmiyor ama korona virüsü gibi virüslere karşı etkili.

MASKE: KORUNMAK İÇİN DEĞİL BAŞKALARINI KORUMAK İÇİN

Dünya Sağlık Örgütü, basit maskelerin hastalıktan korunmada birinci derecede önemli olmadığını söylüyor. Yani eczanelerden alacağınız maskeler sağlıklı bireyleri hastalığın bulaşmasına karşı korumak açısından çok etkili sayılmıyor.

Öte yandan burnu akan, hapşıran insanların önlem olarak maske takması, onların taşıma olasılıkları olan virüsü yaymamaları açısından işlevsel.

RİSKLİ ÇALIŞMA ALANLARI

Lokanta, Kafe gibi yerlerde çalışanlar hastalığın yayılması açısından, sağlık çalışanları, Acil ambülans personeli, hastane resepsiyonları hastalanma riski açısından özel bir yer tutuyor.

Riskli alanlarda çalışanlar için özel önlemlerin alınması ve bunların kişilerin kendi harcamalarıyla değil patronların ya da devletin karşılayacağı şekilde yapılması gerekiyor.

Böyle bir alanda çalışıyorsanız, patronunuzdan gerekli donanımı sağlamasını talep edin. 

"Alınması gereken önlemler" en çok sizin için gerekli. Hem kendi sağlığınız için, hem temas ettiğiniz kişilerin sağlığı için.

ÇÖZÜM BİREYSEL OLMAYINCA SOYUT MU KALIYOR?

Bir hastalıktan söz etmiyoruz. Yani alınacak önlemleri tartışırken, “soğuk algınlığına ne iyi gelir” ya da “kış aylarında nelere dikkat etmeliyiz” değil konu.

Önlemlerini konuştuğumuz şey bir salgın! Yani bizi birey olarak hasta etmesinden daha önemli olan niteliği toplum içinde hızlı bir şekilde yayılıyor olması.

Dolayısıyla aslında alınacak önlemler dediğimizde sadece bireysel olarak kendimizi korumak için alınacak önlemlerden değil, salgını durduracak/yavaşlatacak, toplumu koruyacak önlemlerden söz ediyoruz.

Hijyen, maske kullanımı, havalandırma… Bunlar da asıl işlevlerini toplumdaki yayılmayı önlemek açısından kazanıyor.

Yani…

Yani, alınacak önlemlerin “beni nasıl koruyacak bu” basitliğinde olmaması onları soyut ve havada kılmıyor.

Haftalık Boyun Eğme gazetesinde 28 Şubat tarihinde yayımlanan “önlemler” konulu yazının son bölümüyle tamamlayalım:


SADECE KENDİ SAĞLIĞINIZI DÜŞÜNMEYİN, SAĞLIK ÇALIŞANIYSANIZ YURTTAŞLARA, HASTAYSANIZ SAĞLIKÇILARA YARDIMCI OLMAYA ÇALIŞIN

Paniğin, bireysel davranmanın ve bencilliğin hem toplam toplumsal fayda açısından hem de bireyin sağlığı açısından yarar değil zarar getirdiğini hatırlatalım. Salgın toplumsal bir olgu. Hep birlikte, dayanışma içinde ve sorumlu davranarak ele alabiliriz. Sağlık çalışanlarını günah keçisi olarak hastaların önüne süren, kendi alacağı sağlık hizmetinin toplum sağlığının bir parçası olduğunu hastalara unutturan ya da tersine sağlık çalışanlarını hastalarına yabancılaştıran sistemin oyununa gelmemek en doğrusu.

SORUNU ‘UCUZA ALARAK’ ÇÖZEMEZSİNİZ, DEVLETTEN HAKLARINIZI İSTEYİN

Salgın dönemleri fırsatçılarını da doğuruyor. Maske, eldiven gibi hijyen malzemelerinin kıymete binmesi, bir anda birkaç kat pahalanması sıklıkla yaşadığımız bir durum.

Burada da yurttaşlar olarak, devletten bunları karşılıksız olarak ve bolca karşılamasını beklemeli, istemeliyiz.