İşte Esad'ın yayınlanmayan röportajı: Ne ekersen onu biçersin...

Suriye resmi haber ajansı SANA, İtalyan Rai News 24 kanalının yayınlamadığı Beşar Esad söyleşini resmi sitesinden paylaştı. Esad söz konusu röportajda Avrupa'ya cihatçılara verdiği destek nedeniyle 'ne ekersen onu biçersin' mesajı yollarken, 'Erdoğan'la görüşür müsün?' sorusuna ise, 'Onur duymayacağım. Bu gibi çıkarcı islamcılarla işbirliğinden nefret duyacağım' yanıtını verdi.
Salı, 10 Aralık 2019 08:05

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, 26 Kasım tarihinde İtalya merkezli Rai News 24 kanalının genel müdürü Monica Maggioni'yle birlikte kameraların karşısına geçti.

Söyleşinin 2 Aralık'ta hem Rai News 24 kanalında hem de Suriye'nin ulusal medya kuruluşlarında yayınlanmasına birlikte karar verilmişti ama İtalyan kanalı röportajı yayınlamamayı seçti.

Suriye resmi haber ajansı SANA, söz konusu röportajın tam metnini paylaştı:

SURİYE'NİN GELECEĞİ UMUT VERİCİ

Sayın Cumhurbaşkanı, bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz. Suriye’deki şu an mevcut olan durumu anlatabilir misiniz? Somut mevcut durum ne? Ülkede neler oluyor?

Suriye toplumundan bahsetmek istersek, durum daha iyidir, bu savaştan birçok ders öğrendik. Suriye’nin geleceğinin umut verici olduğunu düşünüyorum, bu savaştan daha güçlü çıkmamız normaldir. Somut durum ile ilgili ise, Suriye ordusu son yıllarda ilerleme kaydettiğinde birçok bölgeyi terörden kurtardı ve şu an İdlib’te Türkiye destekli Nusra Cephesi bulunuyor. Öte yandan geçen ayda Türklerin işgal ettikleri Suriye’nin kuzey kısmı var. Siyasi açıdan ise, Suriye’deki durumun daha karmaşık bir hale geldiğini söyleyebiliriz, çünkü Suriye krizine müdahale eden oyuncuların sayısı, krizi uzatmak ve yıpratma savaşına çevirmek için artmış durumda.

İÇ SAVAŞ, TAHRİFTİR

Kurtarmadan bahsettiğinizde, bu konuda askeri bir vizyonun olduğunu biliyoruz, fakat topluma dönmeye karar veren kişiler ile ilgili durum ne? Uzlaşma süreci bugün nereye ulaştı? Bu konuda başarılar var mı?   

İnsanların beraber yaşayabilmeleri için ve hükümet kontrolü dışında kalan bölgelerde yaşananların kanun ve devlet kurumlarının sistemine yeniden girebilmeleri için herkese genel af verdik ve bunlar silahlarından vazgeçip yasamalara tabi olacak. Bu konudaki durum çok karmaşık değil. Herhangi bir bölgeyi ziyaret etmeye şansınız olabilirse hayatın normal durumuna dönmesini görebilirsin. Sorun odur ki, “İnsanlar kendileri arasında savaşıyordu” değildi; veya –Batı anlatısına göre– "Suriyeliler birbirleriyle savaşıyordu" değildi, veya “iç savaşıydı” değildi, bu tahriftir. Gerçekte o bölgeler teröristlerin kontrolü altındaydı ve teröristler kendi kurallarını dayatıyordu. Teröristlerin olmadığı zaman, bu insanlar normal yaşamlarına ve beraber yaşamaya dönecek. Mezhep, siyasi veya etnik savaşı yoktu, fakat dış güçlerden destekli, silahları ve mali kaynakları olan teröristler vardı ve o bölgeleri işgal ediyordu.

Yıllardır insanların günlük olarak hayat esasları haline gelen bu ideoloji ile ilgili endişeleriniz var mı, bu toplumda bir şekilde kalmaya devam edebilir ve bir gün yeniden ortaya çıkabilir?

Mücadele ettiğimiz ana sorunlardan biri budur. İki sorunumuz var. Devletin kontrolu dışında kalan bölgeleri iki unsur kontrol edilordu: birisi, kanunun bulunmaması sonucu kaostur, bundan dolayı, özellikle genç yaşlardaki insanlar devlet, kanun ve devlet kurumları hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. İkinci ise, zihinlerde derinleşmiş bir şekilde mevcut olan ideolojidir, karanlık bir ideoloji, vahabi ideolojisi, IŞİD, Nusra, Ahrar el Şam veya herhangi bir başka terörist islami aşırı ideoloji. Bu sorunu çözmek gerekiyor. Çözümün ilk kısmı dinidir, çünkü bu ideoloji dinidir ve Suriyeli din adamları veya Suriye’deki dini kurum bu bağlamda büyük çabalarda bulunurken birçok insanın, Nusra Cephesi, IŞİD veya diğer örgütlerin öğrettiği din değil gerçek dini anlaması için yardımcı olma çalışmalarında başarılar kaydetti.

Din adamları temel olarak bu uzlaşma sürecinin hangi kısmında?

En önemli olan kısmı budur. İkinci kısım ise okullara bağlıdır; okullarda eğitim ve öğretmenlerin yanı sıra ulusal öğretim programı var. Bu program özellikle o genç nesillerin fikirlerini değiştirmek için çok önemlidir, ayrıca kültür, sanat ve aydınların rölü vardır. Bazı bölgelerde bu rolün oynanması hala zordur ve bizim için daha sonra okullarla devam etmek üzere din ile başlamak daha kolaydı.

SURİYE'NİN EGEMENLİĞİ TÜRK İŞGALİYLE ÇELİŞMEKTEDİR

Sayın Cumhurbaşkanı, bir an siyasete dönelim. Türkiye’den bahsettiniz, doğru mu? Rusya yıllardır sizin en büyük müttefikiniz oldu, bu bir giz değil, fakat Rusya, Türkiye ile Suriye toprakları sayılan bazı bölgeler üzerinde pazarlıkta bulunuyor. Bunu nasıl değerlendirmektesiniz?

Rusya’nın rolünü anlamak için Rus ilkeleri anlamak lazım. Ruslar, uluslararası kanunu ve ona dayalı uluslararası sistemin Rusya’nın ve tüm dünyanın çıkarlarına uygun olduğunu kabul etmektedir. Böylece, onlar için Suriye’yi desteklemek uluslararası kanunu desteklemek demektir. Bu bir nokta. İkinci nokta ise onların teröre karşı mücadele vermeleri Rusya halkının ve tüm dünyanın da çıkarıdır. Türkiye ile pazarlık yapmaları Türk işgalini desteklemek demek değildir, fakat onlar Türkleri Suriye’den çıkmaları gerektiğine ikna etmek konusunda bir rol oynamayı istediler. Onlar Türkleri desteklemiyorlar. 

Türkiye ve Kürtler ile ilgili Amerika ve batının olumsuz rolü sebebiyle, denge sağlamak için Ruslar müdahale etti. Durum hakkındaysa, ben, şu anda durumun daha iyi olduğunu söylemiyorum, ancak, eğer dikkat edersek kötüden daha iyi. Gelecekteyse tutumları çok nettir: Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü. Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüyse Türk işgaliyle çelişmektedir. Bu da çok açık ve nettir.

'TÜRKİYE'NİN ÇEKİP GİTMESİ GEREKİYOR'

Öyleyse sizler, Rusların pazarlık yapabileceğini söylüyorsunuz, lakin, Suriye, Türkiye ile pazarlık etmeyecektir. Kastım, ilişkiler halen gergin...

Hayır. Egemenlik konusunda Ruslar da pazarlık etmeyecektir. Onlar, mevcut durumla hareket ediyorlar. Pazarlık demiyorum. Çünkü, bu nihai bir çözüm değildir. Kısa vadeli durumla ilgili pazarlık olabilir, lakin, uzun vadeli veya orta vadeli ise Türkiye’nin çekip gitmesi gerekiyor. Bunda şüphe yoktur.

'ONUR DUYMAYACAĞIM'

Uzun vadede siz ile Erdoğan arasında görüşme planı var mıdır?

Günlerden bir gün, eğer bu durumla karşı karşıya kalırsam onur duymayacağım, bu gibi çıkarcı islamcılarla işbirliğinden nefret duyacağım. Müslüman değiller, islamcılar. Bu da başka bir terim, siyasi terim. Lakin, ben her zaman söylüyorum, görevimin duygularımla hiçbir ilişkisi yoktur. Yaptıklarımla mutlu veya mutsuz olmamla da, görevim Suriye’nin çıkarlarıyla ilgilidir.  Dolayısıyla, bu çıkarlar neredeyse oraya yönelirim.

'NE EKERSEN ONU BİÇERSİN'

Avrupa Suriye’ye baktığında, ülke sorunlarından uzak, iki temel sorun bulunuyor: Birincisi mültecilerle ilgili, ikincisi ise cihadistlerle veya yabancı militanlarla ve Avrupa dönüşleriyle ilgili. Avrupa’nın bu endişelerine nasıl bakıyorsunuz?

Öncelikle, basit bir soruyla başlamamız gerekiyor: Sorunu kim yarattı? Avrupa’da neden mülteci bulunuyor? Basit bir soru. Çünkü terör Avrupa’dan destekli, tabi ki de ABD, Türkiye ve diğerlerinden; lakin, Suriye’den bu kaosun yaratılmasında temel aktör Avrupa'ydı. Dolaysıyla ne ekersen onu biçersin.

Neden Avrupa’nın temel aktör olduğunu söylüyorsunuz?

Çünkü, AB birinci günden veya birinci haftadan diyelim, Suriye’de teröristleri alenen destekledi, en başından. Sorumluluğu Suriye hükümetine yüklediler. Bazı rejimler de –Fransız rejimi gibi– onlara silah gönderdi. Kendileri söyledi. Bir yetkilileri, zannedersem “Biz silah gönderiyoruz” diye söyleyen Dışişleri Bakanları Fabius idi. Onlar silah gönderdi ve kaosu yarattılar. Bundan dolayı, çok sayıda insan – milyonlarca insanın Suriye’de yaşama imkanı kalmadı. Dolaysıyla çıkmak zorunda kaldılar.

Şu anda, bölgede gerginlikler bulunuyor ve bir tür kaos var. Suriye’nin diğer müttefiki de İran’dır. Oradaki durum da tırmanmaya doğru yöneliyor. Oradaki durumun Suriye’dek duruma herhangi bir yansıması var mıdır?

Kesinlikle, orada kaos olduğu sürece bütün herkese olumsuz yansıyacaktır, yan etki ve sonuçları olacaktır, özelikle de dış müdahale olduğu zaman.