'Çözüm vadesi dolmuş, çürümüş, yozlaşmış kapitalizmi yok etmek'

Geçtiğimiz hafta yüzüncü yılını kutlayan Meksika Komünist Partisi'nin Genel Sekreteri Pavel Blanco Cabrera ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Blanco Cabrera, 1994’te yeniden örgütlenen parti hakkında, 'Dünyanın on beşinci ekonomisi Meksika’da, komünist partinin yeniden inşası dünyadaki dengeleri değiştirecektir' diyor.
Söyleşi: Elçin Solmaz / Çeviri ve Redaksiyon: Kenan Deniz Budak
Salı, 03 Aralık 2019 12:29

Meksika Komünist Partisi 1994’te geçmişten gelen kadrolar ve yeni devrimci gruplarla yeniden kurulmasının ardından, üyelerinin militanlığı ve samimiyeti ile dikkat çekiyor. Bağımsızlık mücadelesi ve ilk Meksika Devrimi’nden bu yana aslında örgütlü olmanın ne demek olduğunu iyi bilen bir halk olan Meksika halkı, sınıf ayrımlarının üzerini örten siyasetlerin iktidarda olmasından muzdarip.

Meksika Komünist Partisi’nin tarihinde, 1994’te devrimci hedeflerle yeniden kurulana kadar, uzlaşmacılık ve partinin ortadan kalkmasına varan bir siyasi geri çekilme söz konusu. Partinin 2009’dan bu yana Genel Sekreterliği görevini yapan Pavel Blanco Cabrera ile kuruluşun yüzüncü yılına, Latin Amerika ile ilişkilerine ve güncel mücadelelerine dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

Blanco Cabrera, kendisine karşı gerçekleştirilen darbe nedeniyle Meksika’da bulunan Bolivya lideri Morales’in ülkedeki varlığının halk üzerinde henüz bir etkisi olmadığına dikkat çekiyor. Gerçek bir devrimci siyaset için ise Amerikan Devletleri Örgütü’nden çıkılması, Kuzey Amerika emperyalist devletleri ile ticari anlaşmaların feshedilmesi gibi talepleri var.

Komünist Enternasyonal'in Meksika’daki seksiyonu olarak kurulan Meksika Komünist Partisi'nin kuruluşunun 100. yılını kutluyoruz. Geçen yıllar içerisinde bu ülkede kimi daha demokratik kimi daha otoriter burjuva hükümetleri iktidara geldi ve Meksika’nın kapitalist dönüşümü tamamlandı. Mücadelenin gidişatına bakıldığında bu yıllar içerisinde çıkarılan temel dersler neler oldu?

En önemli ders şu oldu ki, 1919-1981 arasındaki ilk komünist partinin varlığı, mücadele, bilinç edimi ve sermayeye karşı konulması için bir araç oluşturdu. Şurası çok açık ki, partinin varlığı boyunca işçiler sendikalar kurdular, kadınlar çeşitli haklar kazandılar, köylüler toprakları için mücadelede en etkili araca sahip oldular. Kitle hareketleri kültür sanat alanına nüfuz etti. Ve bütün bunlar komünistlerin çalışmaları sayesinde oldu. Öğrenci hareketinde ve demokrasi mücadelesinde komünistlerin faaliyetleri, önce sendikalarda daha sonra ulusal federasyonda birleşilmesinde yaşamsal öneme sahip oldu.

Komünist partinin 20. yüzyıl boyunca bu ülkenin önemli bir siyasi aktörü olduğunu kabul etmek gerekir. Fakat avrokomünistlerin ürünü olan oportünist bir kuşak, 1981 yılında partinin kendini tasfiye etmesi, feshetmesi kararı aldığında işçi sınıfı kaybetti. Örgütlenme kabiliyetini, siyasi hedefini, kazanılmış haklarını kaybetti ve genel olarak işçi hareketi geriye çekildi. Buradan çıkarılacak ders nedir? Her ülkede komünist partilerin siyasi mücadelede, sınıflar mücadelesinde hayati öneme sahip birer aktör olduğudur. 

'KİMSENİN PARTİYİ LİKİDE ETME HAKKI YOKTU'

Bu sebeple 1994’te başlattığımız sürece yeniden örgütlenme adını verdik. Yeniden örgütlenme çünkü bu bize göre aynı siyasi çizginin, aynı hedeflerin, aynı komünist partinin yeniden kuruluşu. Bize göre 1981’de kimsenin partiyi likide etmeye hakkı yoktu ve biz devrimcilerin komünist partiyi örgütleme hakkı vardı. Bu andan itibaren işçi sınıfı güçlü bir şekilde kendini yeniden ifade etmeye, işçi sınıfı perspektifinden siyasete başladı. Sözde solcu hükümetler veya sosyal demokrat yönetimler yüzünden kafa karışıklığı yaşamamak ve en önemlisi daha yüksek ücretler, daha iyi yaşam koşulları kazanma amacı güden sendikal haklar da dahil her türlü kazanımın ön koşulu olan iktidarın alınması amacını güden bir siyasi hat belirledi kendine. Bu hattın, özellikle Meksika gibi dünyanın 15. büyük ekonomisini oluşturan ve emperyalist sistem açısından çok önemli bir yeri olan bir ülkede yeniden inşası, dünyadaki dengeleri değiştirecektir.  

Meksika komünist hareketi yıllar boyunca yalnızca işçi iktidarı için mücadele vermekle kalmadı, aynı zamanda içinden çıkardığı sanatçılar ve aydınlarla Meksika halkının aydınlanmasında büyük bir etki sahibi oldu… 

Diego Rivera, Tina Modotti, David Alfaro Siqueiros, Frida Kahlo… Hepsi bizim için uluslararası komünist hareketin birer ikonudur. Hâlâ Meksika halkına ilham vermekte olan eserleriyle değil sadece, teorileri ve halkın sanatına dair bakışlarıyla da önemli bir iz bırakmışlardır. Bu, elitlerin veya müzelere sıkışmışlığın sanatı değil… Herkesin erişimine açık, ufkunda sömürünün olmadığı, işçilerin yönettiği yeni bir dünya olan duvar resimleridir.

(Diego Rivera’nın 1928 tarihli En el Arsenal (Cephanede) adlı murali. Solda David Siqueiros, ortada Frida Kahlo, sağda Tina Modotti ve Julio Mella seçilebiliyor.)

'MEKSİKALI TEKELLER LATİN AMERİKA'NIN GENELİNDE ETKİLİ'

Yüzüncü yılınızı diğer Latin Amerika partileri ile birlikte kutluyorsunuz. Meksika’daki mücadele ile Orta ve Latin Amerika’nin geri kalanındaki işçi sınıfı mücadelelerini böylesine ilişkili kılan nedir?

Öncelikle Meksikalı tekeller Latin Amerika’nın genelinde etkin bir varlığa sahip olduğu için son derece ilişkili. Telekomünikasyon sektöründe, endüstride, madenlerde, çimento sektöründe, gıda sektöründe vs. önemli tekeller var. Sonuç olarak Meksika burjuvazisi hem Meksikalı işçileri hem de Orta ve Güney Amerika’nın genelinde diğer kardeş işçileri sömürüyor ve tek bir düşman olarak işçilerin karşısına dikiliyor. Bu sebeple Orta, Güney ve Kuzey Amerika’daki komünist partilerle, mesafeler uzak olsa da mücadelenin ortaklığında buluşmak ve ilişkide olmak için büyük çaba sarfediyoruz.

Kuzey Amerika’da yeni Kuzey Amerika serbest ticaret anlaşmasına (yeni NAFTA, ya da USMCA ABD-Kanada-Meksika Ticaret Anlaşması olarak geçen anlaşma – e.n.) karşı, Orta Amerika’da mülteciler için mücadelede, Güney Amerika’da emperyalizme karşı… Ve bazen komünist hareket içinde kendine yer bulan bulan, bizim yanlış çıkışlar ve yanılsamalar olarak adlandırdığımız, yirmi yıldan uzun süredir işçi sınıfına hiçbir şey getirmeyen sözde “ilerlemeciliğe” karşı kendi bakış açımızı gündemde tutmaya çalışıyoruz.

'ABD İLE YAPILAN ANLAŞMA BORDER PATROL'Ü MEKSİKA İÇİNE GENİŞLETTİ'

ABD ve diğer ülkelerle imzalanan ticari anlaşmaları mahkum ediyorsunuz. Bu anlaşmalar günlük yaşamı nasıl etkiliyor?

Son derece ciddi gelişmeler söz konusu. 1994 yılında yürürlüğe giren Kuzey Amerika serbest ticaret anlaşması (NAFTA) Meksikalı, ABD’li ve Kanadalı işçilere büyük zararlar verdi. Bu anlaşma işçilerin ceplerine, hayat standartlarına, sağlığa ve eğitime erişim haklarına vs. darbeler vurdu. Bugün ise Trump yönetiminin baskısı ve sosyal demokrat Obrador yönetiminin USMCA’yı (ABD-Meksika-Kanada Anlaşması, e.n.) kabul etmesiyle yeni ve daha da kötü bir serbest ticaret anlaşması imzalanıyor. Bu anlaşma, ABD, İngiltere, İtalya gibi ülkelerin çıkarını koruyan ve Kuzey Amerika’daki sendikal ve işçi sınıfı hareketlerine saldıran korumacı dalga tarafından çerçevelendirilmiş vaziyette. Bu sebeple buna karşı mücadele edilmeli.

Bu çerçevede ayrıca, kendini sol bir hükümet gibi sunan fakat aslında sermayenin hizmetinde bir hükümet olan López Obrador hükümeti, Trump ile vardığı anlaşmayla aylık 40 bin, yıllık ise yaklaşık yarım milyon göçmeni geri almayı kabul etti. Başka bir deyişle "Border Patrol", ABD polisinin göçmenlerle mücadele birimi, yetki alanını Meksika-Amerika sınırının Meksika kontrolündeki bölgelerine genişletti. Bu çok vahim bir durum.

AMERİKAN DEVLETLERİ ÖRGÜTÜ BOLİVYA'DAKİ DARBEYİ HEM PLANLADI HEM YÖNETTİ

Bugünlerde Latin Amerika yeniden hareketli. Pek çok ülkede halk sokaklarda. Diğer yandan sağcı hükümetlerin baskısı ve emperyalistlerin bitmeyen müdaheleleri de gündemde. Evo Morales’in şu anda Meksika’da olduğunu biliyoruz. Bolivya’daki hükümet darbesi ile ilgili görüşleriniz neler?

Öncelikle hükümet darbesinin karşısındayız. Halkların kendi kendilerini yönetmesine karşı girişilen her türlü yabancı askeri müdahaleyi mahkum ediyoruz. Bolivya meselesinde Kuzey Amerikan emperyalizmin bir aracı olan Amerikan Devletleri Örgütü’nün rolü çok açık, zira darbeyi hem planladılar hem yönettiler. Sonuç olarak, bütün bu süreci kınıyor ve Bolivya halkının yanında olduğumuzu ilan ediyoruz. 

'SİYASİ SIĞINMACILARI HEP BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE TUTTUK'

Bu durum elbette sözde ilerici hükümetlerin halkın sorunlarını çözmede yeterli çabayı göstermemiş ve bu çelişkilerin emperyalizm tarafından değerlendirilmiş olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Evo Morales meselesine gelince, iltica hakkı Meksika halkının hep başı üstünde tuttuğu bir hak olageldi. Küba'lı devrimciler Fidel Castro, Raúl Castro, Ernesto Che Guevara, Juan Almeida ve diğerleri, Los Pinos hapishanesinden çıktıktan sonra Meksika’ya sığındılar ve mücadeleyi yeniden örgütlemek üzere buradan hareket ettiler. Santiago de Cuba'ya gitmek üzere Tuxpan-Veracruz'dan yola çıkarak devrimci mücadelenin kontrolünü ellerine aldılar ve sonunda, 59 yılında onu zafere eriştirdiler. Bunun dışında Arjantinlilere, Uruguaylılara, Bolivyalılara, 73 darbesinin ardından Şilililere, 36 İspanya İç Savaşı'nın kaybedilmesinin ardından sürgündeki pek çok cumhuriyetçiye sığınma hakkı verildi. Genel olarak sığınma hakkı Meksika halkının tarihine içkindir ve şu an olan da bunun bir devamıdır.

Meksika halkının tepkisi ne oldu peki Morales'e?

Bu olayın henüz çok büyük bir etkisi olmadı. Öncelikle sosyaldemokrat hükümetin "korkaklığını" görmek gerekiyor. Zira hükümet kendini solcu gibi göstermek için "Bakın biz Bolivya halkının yanındayız" diyor, fakat bir şeyi hatırlamak gerek: Meksika ADÖ'nün (Amerikan Devletleri Örgütü) bir üyesidir. Biz diyoruz ki, Meksika hükümetinin yapması gereken ADÖ'den ayrılmak, ADÖ'yü yalnız bırakmak ve halkları ve hükümetleri Venezuela'da olduğu gibi, Bolivya'da olduğu gibi darbeler düzenleyen emperyalizmin bu aracıyla ilişkisini kesmeye çağırmaktır.

Son olarak, Bolivya'daki olaylar sonrasında Latin Amerika'daki gelişmeler sizce nasıl seyredecek? 

Bize göre Başkan Hugo Chavez'in 99 yılında iktidara gelişinden 20 yıl sonra artık sözde "ilerici dönem" denen sürenin sonuna gelindi ve bu "ilericilik" artık bitti. 20 yıllık süre bu dönemin halkın sorunlarına ne derece çare olduğunu analiz etmek için yeterli. Bazı yaşam koşullarını iyileştirmek yararlı olabilir; fakat en temel sorun olan sömürü sorununu, emek-sermaye çelişkisini çözmüyorsa değildir. Öyleyse açık ve net olan gerçek, temel sorunun kapitalizm olduğu ve çözümünün de bu vadesi dolmuş, çürümüş, yozlaşmış sistemi yok etmek için bütün Latin Amerika'da örgütlenmek gerektiğidir. Şimdi ve gelecekte de…