'ABD ve Türkiye'nin Suriye ve Kürt meselesinde anlaşabileceği bir çözüm'

'Kendi özerk kurumları tarafından yönetilen ve korunan, ülkenin çeşitli farklı bölmelerini birbirine bağlayan zayıf bir merkezi hükümet daha akla yatkın görünüyor. Konfederasyon Suriye’nin bölünmesi anlamına gelmiyor. Doğrusu, konfederal bir çözüm dağılmadan kaçınmak için belki de en iyi yol.'
Çeviri: Selçuk Işık
Salı, 03 Kasım 2015 15:38

Editörün notu: 1 Kasım seçimlerinin ardından, AKP hükümetini bekleyen iki büyük sorun, Suriye'de değişen dengeler ve bununla bağlantılı olarak hem iç hem de bölgesel yönleri bulunan Kürt meselesi. Ünlü "İdeolojilerin sonu" tezinin sahibi Francis Fukuyama'nın da kurucuları arasında yer aldığı düşünce kuruluşu The National Interest'ten Michael O'Hanlon ve Ömer Taşpınar, bu iki konuda ABD ile Türkiye'nin ortaklaşabileceğini iddia ediyor. Özellikle O'Hanlon, bir başka düşünce kuruluşu Brookings için yazdığı "Suriye'nin özerk bölgeler federasyonuna dönüştürülmesi" raporu ile hatırlanacaktır. soL okurlarının makaleyi bunları bilerek okumalarını tavsiye ediyoruz.


Türkiye ve ABD’nin Suriye üzerine yaklaşımları nasıl uzlaştırılabilir? Her iki ülke de IŞİD’in yenilgiye uğratılmasını, Başkan Esad’ın iktidarı bırakmasını ve yaklaşık iki milyon göçmenin Türkiye topraklarına gelmesi gibi etkileri bulunan, Suriye halkının yaşadığı korkunç insanlık dramının hafifletilmesini gözetiyor. Ancak bağımsızlık ihtimalinin peşine düşerek şiddete başvuran PKK başta olmak üzere kendi Kürt nüfusuna karşı tetikte olan Ankara, Suriyeli Kürtlerin silahlanması ve ayrıca Washington tarafından desteklenmesi konusunda aşırı derecede isteksiz. Ne var ki, ekseriyetle PKK ile aynı çizgide olan Suriye Kürtleri, ılımlı muhalefet denilen yapının Suriye içerisinde gerçek bir askeri yeterlilik gösteren, her ciddi çekişmeyi kazanan tek unsuru gibi görünüyor. Onlarla yakın çalışma yeteneğinin kaybedilmesi, Washington’ın Suriyeli ılımlıların IŞİD’in başkenti Rakka’ya karşı bir seferberliğe girişmelerine yardım etme niyeti konusunda ciddi şüphelere yol açabilir. Ne karmaşa ama.

Bunların kolay bir cevabı yok, ancak aslına bakılırsa akla yatkın, ilerletici bir yol bulunabilir; Washington uyum sağladığı takdirde, Türklerin çoğu endişelerini dindirebilecek ve Esad rejimi ve IŞİD üzerinde gerçek bir askeri baskı yaratma mücadelesinde kademeli bir ilerlemeye öncülük edebilecek bir strateji bulunuyor.

Yeni stratejinin ilk unsuru; öncelikle Esad ve IŞİD karşısındaki uluslararası koalisyonun askeri hedeflerinin daha gerçekçi bir çerçevesinin çizilmesidir. Washington buna öncülük etmelidir. İlk olarak Suriye’nin geleceği konusunda konfederasyona dayalı bir vizyon ile işe başlanmalıdır.

Böyle bir hedefin açıklanması uzlaşmazlık konusunda Amerikan ve Türk görüşlerinin uzlaştırılmasına ya da hiç değilse “uzlaşmazlık ihtimalinin azaltılmasına” yardımcı olabilir. Şimdiye dek, Esad rejiminin halefi olacak güçlü bir hükümet için heveslenmenin bir mucizeyi beklemek demek olduğu açık olmalı. Böyle bir hükümet kağıt üstünde kurulmuş olsa bile hangi ordu yetki verir? Mevcut ordu Esad barbarlığıyla fazlasıyla bozulmaya uğramış durumda; ülkedeki muhtelif milisler çatlaklara sahip ve çok zayıf; IŞİD bizzat yenilgiye uğratılmak zorunda olduğu için savaşçıları herhangi bir çözümün parçası olamaz.Türkiye’nin şu anda anlaşmazlık konusunda ABD’ye güvenmemesinin bir sebebi; Washington’ın belirtilen amaçlarının bu çabaya vakfetmeyi istediği araçlarla olan dengesinin bozulmuş olmasıdır. Suriye için konfederal bir model, hala iddialı olsa da, stratejiyi daha güvenilir hale getirerek amaçlar ve araçlar arasındaki çatlağın giderilmesine yardımcı olabilir.

Kendi özerk kurumları tarafından yönetilen ve korunan, ülkenin çeşitli farklı bölmelerini birbirine bağlayan zayıf bir merkezi hükümet daha akla yatkın görünüyor. Konfederasyon Suriye’nin bölünmesi anlamına gelmiyor. Doğrusu, konfederal bir çözüm dağılmadan kaçınmak için belki de en iyi yol. Diğer erdemleri bir yana, böylesi bir konsept Esad için bir çıkış sağlıyor (ülkenin ilerideki Alevi bölgesine iç sürgüne gidebilir). Bu yol Kürtlerin olası bağımsızlık hedefini (ki bu Ankara’nın temelde kabul edilemez bulduğu birşey) bir kenara bırakarak özerklik özlemlerini giderebilir. Ayrıca, nihai bir yerleşimin müzakere edilmesinin ardından, ileride barışı koruma misyonuyla Alevi bölgesinin esas koruyucusu olacak olan Rusya için de tutarlı bir yol sunabilir.

Kürtlerin özgül meselesine gelince, ilave adımların atılması gerekiyor. PKK, ne şimdi ne de gelecekte Türkiye karşısında şiddete başvurmayacağını taahhüt etmeli. Ancak sorumluluk üstlenerek kendi halkı için ayağa kalkmak isteyen savaşçılarına Suriye içerisindeki Kürt muhalefetin bir parçası olacakları yeni bir rol verilebilir. PKK’nin, PYD milislerine katılmak üzere Suriye’nin kuzeyine güvenli geçişine izin verilebilir. Şu anda Rakka karşısında planlanan seferberliğe ve bunun gibi diğer görevlere destek olarak IŞİD’le mücadele edebilir. Türk bölgelerinin PKK’den arındırılmasına karşılık olarak Ankara ise acilen örgütle müzakerelere yeniden başlamalı ve bu kez reformlar konusundaki vaatlerini çabucak yerine getirmelidir.

Burada kilit bir nokta daha var: Amerikan özel kuvvetlerinin, birkaç düzine Amerikalı’nın Kuzey Suriye’ye  yerleşmesi gibi mütevazi ve hoş karşılanacak bir kararı da ileride üzerine eklemek üzere, sahaya konuşlanması gerekecek. Suriye’deki Kürt bölgesi makul bir şekilde iyi yapılandırılmış durumda; böylece bu hamleyle ilişkili riskler görece idare edilebilir duruyor. Savaşta bir sonraki adımları hazırlayacak Arap birlikleriyle çalıştıkları sürece bu savaşçıların alınması, eğitimi, silahlandırılması ve danışmanlık yapılması konusunda özel kuvvetler yardımcı olacaktır. Kürt kuvvetlerini güçlendirmeye ek olarak Amerika bu birimlere gönderilen her türlü silahın Türkiye’ye geri sokulmadığını temin etmek için silahların gözetim altında bulundurulmasına yardımcı olacaktır. Amerika’nın taahhüdü, anlaşmazlık makul bir çözüme kavuşturuluncaya dek ucu açık olmak zorundadır.

Bunların hiçbiri kolay değil ya da özel bir cazibesi yok; zaten bu ikisi Suriye savaşının herhangi bir boyutunu oluşturmuyor. Şu anda, toplu olarak kaybettiğimiz bir savaştayız. Türkiye ve ABD’nin birlikte arkasında durabileceği, bizi ileri taşıyacak bir yola ve çıkış noktasına ihtiyacımız var.