İngiltere'de sağlık hakkı yürüyüşü

İngiltere'de sağlık hakkı yürüyüşü

Akif Akalın
06/03/2017 Pazartesi

Hafta sonu Londra sokakları tarihinin en büyük sağlık hakkı eylemlerinden birine sahne oldu. İngiliz sermaye medyasının dahi katılımcı sayısının 250 bini bulduğunu söylediği NHS March (Ulusal Sağlık Hizmeti Yürüyüşü) eyleminde İngiliz emekçiler, 1948 yılında elde ettikleri “sağlık hakkı” kazanımını korumakta kararlı olduklarını ifade ettiler.

NHS (ULUSAL SAĞLIK SİSTEMİ) NEDİR?

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Gazanfer Aksakoğlu, İngiltere’nin National Health Service veya Ulusal Sağlık Hizmeti’ni şöyle tanımlamıştır:

“İngiltere’de işçilerin Sovyetler Birliği emekçilerini örnek alarak ayaklanmasını önlemeye dayalı genel strateji çerçevesinde, temel ilke olarak herkese eşit ve parasız sağlık hizmetini, yerinde sunmak, ülkede yaşayan tüm bireylere tam olarak parasız hizmet sağlamak üzere 1948’de devreye girmiştir.”

Başka yerlerde NHS için farklı tanımlamalarla karşılaşılabilir. Ancak biz tarihi “sınıf savaşımının” bir ürünü olarak gördüğümüzden, Aksakoğlu’nun NHS’e diyalektik ve tarihsel maddeci yaklaşımını benimsiyoruz.

SAĞLIKTA GENEL VERGİLERDEN FİNANSMANI SAVUNMAK

Sınıfın Sağlığı’nda geçtiğimiz hafta yayınlanan “CHP gerçekten muhalif bir parti mi?” başlıklı yazımızın konusu da sağlık hizmetlerinin finansmanıydı. Kapitalist ülkelerde sağlık hizmetlerinin finansmanında esas olarak iki model bulunduğu, bunlardan birinin sağlığın “genel vergilerden” finanse edilmesi (Beveridge modeli), diğerinin ise “primlerden” finanse edilmesi (Bismarck Modeli) olduğu anlatılmıştı.

Tarihsel olarak kendilerini “emek” yanlısı olarak tanımlayan siyasi partiler, sağlık hizmetlerinin “genel vergilerden” finanse edilmesini daha “adil” bularak, herkese eşit ve ücretsiz sağlık hizmeti sunulması gerektiğini savunmuşlardır. Yine “emekten” yana güçler, sağlık hizmetinin bir “devlet” hizmeti olması gerektiğini, özel sektörün sağlıkta hiçbir şekilde yeri olmadığını savunurlar.  

İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında, emekten yana siyasi partilerin hükumete geldiği bütün kapitalist coğrafyalarda Ulusal Sağlık Sistemleri kurulmuş ve sağlık hizmetleri, finansmanıyla, örgütlenmesiyle ve sunumuyla bir “devlet” hizmeti olarak örgütlenmiştir.

1980’li yıllarda işçi sınıfı hareketinin gerilemeye başlaması ve sosyalizmin çözülmesiyle birlikte, İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında işçi sınıfına vermek zorunda kaldığı tavizleri geri almaya başlayan sermaye, ilk olarak “sağlık hakkına” göz dikti ve artık hepimizin ne anlama geldiğini çok iyi bildiğimiz “sağlık reformlarını” önce çevre ülkelerde uygulamaya koydu.

DÜNYA BANKASININ TÜRKİYE ÖRNEĞİ

İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra Türkiye’de de sağlık hizmetleri bir “devlet” hizmeti olarak örgütlenmişti. 1961 Anayasası “Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbî bakım görmesini sağlamakla ödevlidir” diyordu.

Gerçi sağlıkta özel sektör yasaklanmamıştı, fakat sağlık hizmetlerinin finansmanı, örgütlenmesi ve sunumu içinde özel sektörün payı “ihmal edilebilecek” düzeyde kalmıştı. Ancak emeğin “örgütlü” kesimleri, başta tarım emekçileri olmak üzere diğer örgütsüz emek kesimlerinin “sağlık hakkı” için yeterince mücadele vermediğinden, toplumun geniş kesimleri kamusal sağlık hizmetlerinden yararlanamıyorlardı.  

1980 sonrası dönemde Dünya Bankası ve IMF, Türkiye’de sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılması için ciddi bir çaba içine girdiler. Önce sistematik olarak kamu sağlık kurumları çökertildi, daha sonra sağlık “sermayenin” gereksinimleri doğrultusunda yeniden örgütlendi.

Bu çerçevede sağlık hizmetlerinin genel vergilerden finansmanına son verilerek Genel Sağlık Sigortası kuruldu ve sağlık hizmetlerinin maliyeti emekçilere yıkıldı. Yine hizmetler sermayenin gereksinimleri doğrultusunda yeniden örgütlenerek, Sağlık Ocakları kapatılıp yerlerine aile hekimliği modeli getirildi, hastaneler özel sektöre açıldı.

Türkiye’de 40 yıllık bir süreç içinde sağlık bir “hak” olmaktan çıkartılarak, bir “imtiyaz” haline getirildi. Hastalar “müşterileştirildi”, hastaneler “işletmeleştirildi” ve sağlık hizmeti “piyasalaştırıldı”.

Bugün Dünya Bankası Türkiye’yi “dünyaya” örnek gösteriyor.

İNGİLTERE’DE NELER OLUYOR?

Dünya Bankası ve IMF eliyle yürütülen piyasalaştırma çabalarına, daha sonra GATT’ın yerini alan Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Merkez Bankası kanalıyla Avrupa Birliği’nin de katılmasıyla, “sağlık reformları” gelişmiş (merkez) kapitalist ülkelere de genişletildi.

İngiltere ve diğer gelişmiş kapitalist ülkelerdeki gelişmeler incelendiğinde, Dünya Bankası’nın Türkiye’de AKP eliyle uyguladığı “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın bu ülkelerde de adım adım izlendiği görülebilir.

İngiltere’de “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın adı “Sustainability and Transformation Plans” (STPs) veya “Sürdürülebilirlik ve Dönüşüm Planları”dır. İngiliz emekçiler bu programın sınıfsal özünü ve amacını kavramakta gecikmemiş ve STPs akronimini “Slash” (baltala), “Trash” (tahrip et) ve “Privatize” (özelleştir) olarak tercüme etmişlerdir.

Bugün İngiltere’de hükumet, Türkiye’de 1991 – 1995 döneminde DYP – SHP koalisyon hükumetlerinin yaptığı gibi kamu sağlık kurumlarının bütçelerini kısarak, bu kurumları “işleyemez” hale getirmeye çalışmaktadır. Amaç aynı Türkiye’de olduğu gibi toplumu canından bezdirmek ve “özelleştirin de kurtulalım” dedirtmektir.

Bunu anlayan İngiliz emekçileri sağlık bütçesinde yapılmak istenen kesintilere direnmektedir. Sendika lideri Jeremy Corbyn, sağlık sisteminin aşırı harcamalar nedeniyle değil, yetersiz finanse edildiği için krizde olduğunu söylüyor. Hükumetin NHS’e “diz çöktürmek” istediğini belirten sendika lideri, “sağlık haklarını” koruyacaklarını ifade ediyor.

NHS YÜRÜYÜŞÜNÜ CHE’NİN KIZI DA DESTEKLİYOR

Küba devriminin efsanevi lideri Ernesto Che Guevara gibi doktor olan kızı Aleida Guevara, İngiliz emekçilere şöyle sesleniyor:

“NHS’i korumak zorundasınız. Hükümettekiler NHS’i korumak istemiyorsa, halk korumak zorunda. Baskı yapın. Haklarınız için savaşmak zorundasınız. Sendikaların ve halkın yıllarca mücadele vererek elde ettiği kazanımların geri alınmasına izin vermemelisiniz. NHS’i yalnızca siz koruyabilirsiniz. Ve bunu yapabilirsiniz”.

İLGİLİ MAKALELER