CHP gerçekten muhalif bir parti mi?

CHP gerçekten muhalif bir parti mi?

Akif Akalın
03/03/2017 Cuma

Aslında daha güvenilir kaynakları tercih ettiğimden, televizyonda haber izleme alışkanlığım yok. Geçen akşam, büyük olasılıkla yükselen sesler nedeniyle dikkatimi çeken bir Meclis Salı konuşması izledim. Kılıçdaroğlu konuşuyordu. İktidara verip, veriştiriyordu.

Biraz dinledikten sonra, “bilmeyen” birinin, CHP’nin gerçekten muhalif bir parti olduğunu sanabileceğini düşündüm. Kılıçdaroğlu gözlüklerinin arkasından öyle ikna edici konuşuyordu ki, inanmamak imkansız.

Bu mizansen “bilenler” için ne ifade eder? Biz CHP’sinin de, DSP’sinin de ne olduğunu bilmiyor muyuz? Yer miyiz Kılıçdaroğlu’nun sahte muhalifliğini? Fakat bilmeyenler yiyor maalesef…

BİZ BUNLARI NEREDEN TANIYORUZ?

Ziya Paşa olarak tanınan Abdülhamid Ziyaeddin, bir beyitinde “ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” der. Biz de bunu düstur edinerek, kendisine “muhalif” diyenlerin ne dediklerine değil, ne “yaptıklarına” bakar, onları orada tanırız.

Bizim alanımız sağlık. Biz CHP’yi ve DSP’yi sağlıkta yaptıklarından tanıyoruz.

CHP VE SAĞLIK POLİTİKALARI

Nasıl ben TV’de Kılıçdaroğlu’nun Salı konuşmasını izlerken bir an için, sanki bir muhalefet lideri konuşuyor izlenimine kapıldıysam, bilmeyen biri de CHP’nin, AKP’nin sağlık politikalarına muhalif olduğunu sanabilir. İnanamayacaksınız fakat ben CHP’nin sağlık politikasının AKP’ninkinden farklı olduğuna “samimiyetle” inanan CHP’liler dahi tanıdım.

Hatta bunlardan birine CHP’nin Parti Programı’nın (Çağdaş Türkiye İçin Değişim) “sağlık” bölümünü (Genel Sağlık Reformu) gösterip, AKP ile aynı şeyleri savunduklarını söylediğimde, bana “sen Parti Programı’na bakma” dedi…

İyi, o halde CHP’nin ve DSP’nin (hatta SHP’nin) hasbelkader hükumette yer aldıklarında ne yaptıklarına bakalım.

SAĞLIK POLİTİKASI NE DEMEK?

Önce ne üzerine konuştuğumuzu bir kez daha anımsayalım. Literatürde “sağlık politikası” şöyle tanımlanıyor:

“Sağlık sisteminin kurumları, hizmetleri ve finansman düzenlemelerine ilişkin etkinlikler”.

Yani sağlık politikası, hizmetin nereden finanse edileceğini ve nasıl sunulacağını söyler. Belki birileri bu konuda binlerce süslü laf etmiştir, fakat işin özü budur.

Aslında bu alanda çok fazla politika “seçeneği” de yoktur. Hizmetleri ya genel vergilerden finanse edersiniz, ya da topladığınız primlerden. Hizmeti ya devlet kurumları sunar, ya da sözleşme yaptığınız özel kişi (Aile Hekimi) ve kurumlar (hastane). Genelde bunlar farklı oranlarda bir arada bulunur, “ağırlık” neredeyse sistem öyle tanımlanır.

Tarihsel olarak 1789 Fransız İhtilali’nden beri “solcular” veya emekten yana olanlar, sağlık hizmetlerinin genel vergilerden finanse edilmesini ve kamusal olarak sunulmasını savunurken, “sağcılar” veya sermayeden yana olanlar, devletin ekonomik yaşama çok karışmaması gerektiğini savunurlar.

TÜRKİYE’NİN SAĞCILARI DAHA DÜRÜST

Türkiye’de kendilerini sağda tanımlayan, yani sermayeden yana olan partiler ve politikacılar, ataları olarak kabul ettikleri Menderes’ten beri sağlık politikalarında çok “dürüst” davranmışlardır.

Türkiye’de “sağ”, Menderes ile iktidara gelir gelmez, sağlıkta finansmanın genel vergiler yerine primlerden sağlanması gerektiğini söylemiştir. Menderes 30 Mart 1951’de, 20. Cumhuriyet Hükümetinin programını sunuş konuşmasında, “hastalık sigortası tesisinde zaruret görmekteyiz” demiştir.

Ancak bu dönemde Türkiye nüfusunun yüzde 80’i köylerde yaşamaktadır ve bunlardan prim toplamak gerçekten akıl işi değildir. Bu nedenle Menderes istediğini yapamaz, fakat gerçekte sağlık hizmetlerinin primlerden finanse edilmesi gerektiğini söylemeyi sürdürür.

Gelelim Demirel dönemine. Demirel de, Menderes kadar “dürüst” olmuştur ve kurduğu bütün hükumetlerin programlarına Genel Sağlık Sigortası’nı (vergiler yerine primlerle finansman) almıştır. Dahası iktidarda olduğu dönemlerde hazırlanan bütün Beş Yıllık Kalkınma Programları’nda, Genel Sağlık Sigortası’na geçilmesini ve sağlıkta özelleştirmeyi hedeflemiştir. Ancak bu hedeflere 1961 Anayasası nedeniyle ulaşılamamıştır. Demirel bunu Meclis kürsüsünde defalarca dile getirmiş ve Anayasa’nın sağlık hakkını düzenleyen maddesinin değiştirilmesini talep etmiştir.

CHP DÜRÜST MÜ?

Birçoklarına şaşırtıcı gelebilir fakat CHP’nin 1960’lara kadar “solculuk” iddiası yoktur. Bu iddia İnönü’nün “ortanın solunda” olduklarını söylediği 1965 yılına dayanır. Ancak CHP (ve ardılları) daha sonra bu iddialarını “sözde” sürdürseler de, hasbelkader hükumetlerde yer alabildiklerinde “dürüst” davranmayıp, “sağcı” politikalar izlemişlerdir.

Örneğin İnönü 1962 yılında ve Ecevit 1974 yılında hasbelkader başbakan olduklarında, hükumet programlarında “Genel Sağlık Sigortası” demişler (elbette CHP’liler “siz hükumet programına da bakmayın” diyebilir) ve kendi dönemlerinde hazırlanan 1. ve 3. Beş Yıllık Kalkınma Planları içinde Genel sağlık Sigortası için çalışılmasına yer vermişlerdir.

CHP’nin (ve öncülü olması itibariyle DSP’nin ve SHP’nin) tarihinde “hükumet programına” Genel Sağlık Sigortası’nı koymadığı tek program, 1978 programıdır. Yiğidi öldür, ama hakkını ver demişler, Ecevit kendi döneminde hazırlanan 4. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda da Genel Sağlık Sigortası’ndan bahsetmemiştir.

Fakat açıkçası bunu çok “samimi” bulmuyoruz. 1 Mayıslarda meydanlara yüzbinlerce işçinin “kızıl bayraklarla” toplandığı, o zamanlarda “adında” yazılı olduğu gibi gerçekten “devrimci” olan DİSK’in üye sayısının “milyonlarla” ifade edildiği, sendikalaşma oranının (işçi sınıfının bilinç düzeyinin önemli bir göstergesidir) yüzde 60’lara vardığı bir dönemde, kendisine “solcu” diyen bir partinin, programına Genel Sağlık Sigortası yazmak, tabiri caizse, “sıkardı”…

12 EYLÜL SONRASI PARLAMENTER SOLDA DÜRÜSTLÜK

Faşist diktatörlüğün sağlıkta finansmanın primlerle karşılanması ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilerek piyasalaştırılabilmesi önündeki Anayasa engelini ortadan kaldırmasından sonra kurulan bütün parlamenter “sol” partiler, programlarında, sağlıkta “sağcı”, yani sermayeden yana politikaları benimsediklerini çok açık ifadelerle belirtmişlerdir.

Bu anlamda CHP ve DSP, 12 Eylül öncesi CHP’sine göre en azından “parti programı” bazında daha “dürüst” kabul edilebilir. En azından programında topluma yalan söylememektedir. Fakat programlarında açıkça sağcı sağlık politikalarına yer vermelerine rağmen, topluma hala “solda” yer aldıklarını söylemeleri veya bunu ima edecek tutumları dürüstlükle asla bağdaşmaz.

Sağcı partiler 12 Eylül sonrasında da dürüstlüklerini korumuşlardır. 1980 sonrası ANAP’tan başlayarak hükumete giren “bütün” sağcı partiler, sağlıkta özelleştirmeyi ve piyasalaştırmayı (kısaca Genel Sağlık Sigortası, Aile Hekimliği ve hastanelerin özerkleştirilmesi) savunmuş ve bunları gerçekleştirebilmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu konuda kimse DYP, Refah Partisi veya MHP’nin dürüstlük ve samimiyette ANAP’tan geride kaldığını söyleyemez.

12 Eylül sonrasında parlamentoya girebilen “sol” partiler, 1991 – 1995 (DYP – SHP), 1997 – 1999 (ANAP – DSP – DTP) ve 1999’da kısa bir süre DSP iktidarı sonrası 1999 – 2002 (DSP – ANAP – MHP) hükumetlerinde yer almışlardır.

Bu dönemlerde parlamenter “sol”, topluma hala “solcu” olduğu yalanını söylemeyi sürdürürken, sağlıkta sağcı (sermayeden yana) politikaları programına almakla kalmamış, bu politikaların yaşama geçirilmesinde ellerinden geldiğince katkı sunmuştur.

Hatırlayalım mı? SSK’nın çökertilmesi, Sağlık Bakanlığı bütçesinin neredeyse tamamen personel giderlerine indirilmesi, Sağlık Ocakları’na ödeneklerin tamamen durdurulması ve Yüksek İhtisas ve Koşuyolu hastanelerinin işletmeleştirilmesi SHP’nin iktidara ortak olduğu 1991 – 1995 döneminde gerçekleştirilmiştir.

İçinde sağlıkta hizmet finansmanı ve sunumunun ayrılması, hizmet sunanlar arasında rekabetçi piyasa oluşturulması, katkı payı, teminat paketi, aile hekimliği, “özerk” sağlık işletmeleri ve sözleşmeli istihdam ifadeleri geçen 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı, CHP’nin hükumete ortak olduğu (DYP ile) dönemde hazırlanmıştır.

Peki, AKP’nin iktidara geldiğinde uygulamaya koyduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı öncesi son “mıntıka temizliği” kimin başbakan olduğu hükumet tarafından yapıldı dersiniz? Emeklilik yaşını kim yükseltti, Bireysel Emeklilik Yasası’nı hangi hükumet yasalaştırdı, birinci basamakta kim döner sermayeye geçti? Elbette birçoklarının “solcu” sandığı DSP ağırlıklı, Ecevit’in başbakan olduğu hükumet.

BAYRAK YARIŞI

Türkiye’de sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ve piyasalaştırılması çabaları, Menderes ile başlayıp, AKP ile sona eren bir “bayrak yarışıdır”. Bu yarışta parlamentoda yer alan “bütün” partiler ellerinden geleni yapmışlar ve tarihte yeryüzünde Sovyetler Birliği’nden (1917) hemen sonra kurulan en büyük kamusal sağlık örgütlenmesini 1951 – 2012 arasında verdikleri 61 yıllık bir mücadeleyle yıkmayı başarmışlardır.

Bu konuda sermaye yanlısı sağcı partiler kadar, emekten yana ve solda olduklarını söyleyen CHP, DSP ve SHP gibi partilerin de gerçekten çok önemli katkıları vardır. Özellikle 1991 – 1995 döneminde SSK’nın çökertilmesinde ve daha sonra AKP hükumeti SSK hastanelerini kapatırken, işçilerin kendilerini bir “eziyetten” kurtulmuş hissetmesinde SHP’nin payı asla inkar edilemez.

BUGÜN

Şimdi bu partilerden ortada sadece CHP kaldı ve toplumu “muhalif” bir parti olduğuna inandırmaya çalışmaya devam ediyor. Mesela önümüzdeki referandumda “hayır” diyecekmiş. Yani artık Abdullah Çatlı’nın en yakın arkadaşlarının, Meral Akşenerlerin, Saadet Partisi’nin, hatta Alperen Ocakları’nın “hayır” dediği bir referandumda, “hayır” demek muhaliflik sayılıyorsa…