Emperyalizmde Oyun Çoktur AYDEMİR GÜLER

03/02/2007 Cumartesi
Emperyalizmde Oyun Çoktur AYDEMİR GÜLER

Akşam gazetesindeki başyazısında Serdar Turgut söze "milliyetçilik ABD'nin oyunudur" diyerek girmiş. Özetle bugün emperyalizmin bağımlı ülkeler coğrafyasında gerçekleştirmekte olduğu ve Ortadoğu'da Irak'ta derinleşen operasyonun, milliyetçiliği körükleyerek etnik devletçiklere bölme hedefi taşıdığını söylüyor yazar.

Doğrudur ve hemen küçük bir parantez açılarak soL'da birkaç gün önce yazdıklarıma gönderme yapabilirim.

Bir zamanlar yeni milli devletler kurmak üzere "birleştirici" rol oynayan milliyetçilik ile günümüzü "eski devletleri ayrıştırma" sonucunu veren milliyetçiliği arasında tam anlamıyla diyalektik bir ilişki vardır: Süreklilik ve inkar.

Süreklilik milliyetçiliğin burjuvazinin hareketi olmasındadır. Eskiden de öyleydi, şimdi de öyle.

İnkar ise eskiden etnisiteleri kâh zora kâh iknaya dayanarak birleştiren bu akım şimdi birleştirici özelliğini yitirmiştir. Eskiden bir dizi etnik kökenin birliğini ve elbette diğer uluslara, örneğin Cezayirlilere karşı saldırganlığı temsil eden Fransız milliyetçiliği, şimdi beyaz Fransızların Afrika kökenlileri dışlamasına indirgeniyor. Örnek olsun, Lazları ikna, Kürtleri zorla birleştiren ama birleştirdikten sonra tüm nüfusu temsil iddiası taşıyan Türk milliyetçiliği artık etnik özüne, ırkına rücu etmekte, bölücü karakter kazanmaktadır... Geçerken, bir not daha: Bu inkarın kendisi de diyalektiktir. Çünkü her milli kimliğin içinde ırk unsuru vardır.

Turgut, sözü Türk milliyetçiliğinin etnik dışlayıcılığına getirmekte, haklı olarak milliyetçiliğin, emperyalizmin çıkarına denk gelen çatışma ve bölünme mekanizmasının bir dişlisi haline geldiğini anlatmaktadır. Çözüm ise "Kuzey Irak'taki Kürt oluşumuyla mücadele etmeyip onunla uzlaşmaya" gitmek olarak sunulmaktadır.

Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliği etnik özlerine yönelmekte ve aynı ringe çıkmaktadırlar. Bu durumun hep "ezilen" konumunda kalmış Kürt kimliği için ilerleme, bir ulus-devlet kurmuş Türk kimliği için ise gerileme ifade etmesinin önemi yoktur. Bu sürecin tarafları emperyalist senaryonun küçük aktörleridir.

Peki çözüm halkların kardeşliğinde bulunacaksa, halklar nasıl kardeş olacaklardır?

Ya da, emperyalizmin oyunu tek yönlü müdür?

Sadece, Türkiye'yi acz ve bağımlılık zincirleri içinde yönetenlerin bile "çok yönlü" lafını ezberledikleri bir dünyada değil, tarihin hiçbir döneminde hiçbir imparatorluğa tek yönlü politika atfedilmemelidir. Dünyaya egemen olmak, aynı doğrultuya götüren çok sayıda yolu eşanlı olarak kontrol edebilme yeteneğini varsayar.

Emperyalizmin milliyetçilik kapanına ayağını kaptırmayanın tuzağı atlatmış olacağını sanan yanılır. Elbette yanıltır da...

Kimin yanılıp kimin yanılttığı çok önemli olmakla birlikte başka bir tartışmanın konusu.

Milliyetçilik kapanı karşısında uyanıklık gösterenleri bekleyen tuzak, kolay anlaşılacak bir terimle küreselcilik, daha bilimseliyle entegrasyonculuktur. "Halklar, komşular, uluslar birbirine düşmesin de entegre olsunlar"... İyi de ya bu entegrasyon yine emperyalizmin ve onun yerel acenteliğini sırtlanan sermaye sınıflarının önderliğinde, bunların çıkarı doğrultusunda modelleştirilmişse ne olacak? Örneğin Türkiye burjuvazisi Irak Kürdistanını beyaz eşya veya şantiyelere doyuruyorken, bu mekanizma hangi ülke ve kökenden olursa olsun emekçilerin dünya ortalamasının da çok üzerinde ağır bir sömürüye uğramasıyla el ele gidiyorsa, bu iktisadi faaliyet ABD'nin işgal düzenini dolaylı ve dolaysız olarak tahkim ediyorsa, Amerikan himayesinde Türk ve Kürt zenginlerini birleştirirken Irak'ın parçalanmasının bir unsuru oluyorsa, ABD bu zenginler kardeşliğinin ön koşulu olarak Irak petrolünün kontrolünü dayatmış ve kabul ettirmişse...

Böyleyse... Birincisi, ABD oyunu işlemeye devam ediyor demektir. İkincisi, bazılarının "kardeşliğinin" bedeli başka halkların acılarında yansıyor demektir.

Daha az önce milliyetçilik kapanını fark edip kendini kurtaranlar, buna ne diyeceklerdir? "Benim milli çıkarlarım ABD'ninkilerle çakışıyor kendininkini çakıştıramayan utansın" mı? Öyleyse, kapıdan kovulan milliyetçilik bacadan girmiş olmayacak mıdır?

Belki çözüm bütün kapanları, kapanların yerleştirildiği emperyalist-kapitalist bataklığı topluca karşımıza almaktadır... Belki de, halkların kardeşliğini emperyalizmle uyumda değil emperyalizme karşı mücadelede aramak gerekmektedir...

ÖNCEKİ YAZILARI

İşçinin gözünden bakmak 27/11/2019 Çarşamba
Kriz ile anlamak 20/11/2019 Çarşamba
Geri dönüş mü? 13/11/2019 Çarşamba
Bir koridor hikayesi 06/11/2019 Çarşamba
Hutbe istemez 30/10/2019 Çarşamba
Saatin alarmı 23/10/2019 Çarşamba
Suriye notları 16/10/2019 Çarşamba
Yönetememek ve hazırlanmak 02/10/2019 Çarşamba
Bulunduğumuz yol 25/09/2019 Çarşamba