Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Nâzım Hikmet’ten 'Açlığın ve ölümün rejimine karşı'

Nâzım Hikmet'in 1951 yılında Sovetskaya Jenşçina (Sovyet Kadını) Dergisi’nin Kasım-Aralık sayısında yayımlanan yazısının ilk defa Türkçe'ye çevrilmiş hâlini soL okurlarıyla paylaşıyoruz.
Çeviri: Yasin Çalış
Pazar, 08 Mart 2020 12:37

Nâzım Hikmet Kolektifi’nin Notu: Nâzım Hikmet'in 1951 yılında Sovetskaya Jenşçina (Sovyet Kadını) Dergisi’nin Kasım-Aralık sayısında yayımlanan yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz. Nâzım Hikmet ilk defa Türkçe'de yayımlanan bu yazısında, Marshall Planı’nın Türkiye’de uygulanmaya başlamasıyla birlikte her geçen gün daha da kötüleşen Türk emekçi kadınlarını gündemine alıyor. Türk Barışseveler Cemiyeti’nin başkanı Behice Boran’dan Türkiye’nin kentli ve köylü kadınlarına kadar barış, ekmek, özgürlük ve ulusal bağımsızlık için mücadele eden tüm emekçileri selamlıyor.

Türkiye Marshall Planı’na dahil olduktan sonra, Amerikan saldırganları tarafından savaş hazırlıkları düzenine sürüklendi ve Türk kadınlarının halihazırdaki acıklı durumu gittikçe daha da kötüleşti.

ABD’li emperyalistler Türk ekonomisini boğuyor. Tütün ve tekstil fabrikalarının çoğu çalışmayı durdurdu. İşsizlik hızla büyüyor ve şimdiden birkaç kat arttı. Memleketteki tekstil ve tütün fabrikalarında çalışanların büyük kısmını oluşturan ve üç kuruş maaş alan kadınlar, şimdilerde kendi hayatlarını kazanma olanağından da edildi. Türkiye’nin kentlerinde açlık ve yoksulluk artık akıl almaz boyutlara erişti; türlü hastalıklar özellikle de verem tam bir ulusal felaket haline geldi.

Türk kentlerinin sokaklarındaki alacalı kalabalıklar içinde kadın işçileri hemen ayırt edersiniz. Onlar canlı birer insan değil, deriyle kaplı iskeletlerdir. Saman gibi sapsarıdır yüzleri; kadın işçiler eskimiş kara önlükler giyerler, ayaklarında delik ayakkabılar, çorapsız. Resmiyette kadınların fabrikalarda 8 saatten fazla çalışması yasak, ama işin gerçeğine bakarsak günde 12-14 saat çalışıyorlar.

Marshall Planı Türk esnafını iflas ettirdi. Yoksullaşan emekçi ailelerinde kadının omzunda evdeki çocukları ve yetişkinleri beslemeye dair de son derece ağır bir yük var. Önceden işçi ve küçük esnaf ailelerin sofrasında en azından haftada bir gün et olurdu, ama şimdilerde çoğu aylarca et göremez durumda.

Tarımda çalışan kadınların durumu, şehirlerde fabrikalarda çalışan kız kardeşlerinin durumundan da kötü. Çok uzun zamandır Türkiye’nin köylerinde en ağır işi kadın görür. Sadece tarlada kocasının yanında çalışmakla kalmaz, büyükbaş hayvana da bakmak, bütün ağır ev işlerini de yapmak zorundadır. Köylü kadınların ekseriyeti okuma yazma bilmez. Türkiye’nin pek çok bölgesinde köylü kadınlar ancak evlendiklerinde bir çift ayakkabı sahibi olurlar, onu da hayatlarının sonuna kadar giyerler.

“Marshall Planı”na göre toprak ağaları ve zengin köylülerce alınan Amerikan traktörleri, binlerce çiftçiyi ve marabayı işinden ediyor. Aç ve evsiz köylüler kalabalıklar halinde yollara döküldüler iş için. İşte burada da en ağır pay yine kadınlara düşüyor. Türkiye’deki pamuk tarlalarında çoğunlukla kadınlar çalışırdı. Şimdi onlar da işsiz kaldı.

Türkiye’nin şehirlerinde ve köylerinde fahişelik eşi görülmemiş boyutlara ulaştı.

Ancak Marshall Planı’nın Türkiye’ye getirdiği onca yoksulluğa ve acıya rağmen, azgın faşist terörüne rağmen, emekçi kadınlar barış için, ekmek için, özgürlük ve ulusal bağımsızlık için mücadelede en ön sıralarda yürüyorlar. Tekstil ve tütün fabrikalarındaki işçi Türk kadınları grevlere ve savaş karşıtı gösterilere aktif olarak katılıyorlar.

İstanbul’da bu yılın Temmuz ayında, işletmelerin olağan lokavt kararına karşı mücadele bayrağını ilk olarak kadın tütün işçileri açtı. Polisle olan çatışmadan sonra 60 kadın işçi tutuklandı. Mahkemede hepsi yiğitçe, korkusuzca savundular haklarını. Kurumuş bir ağacın dalları gibi çelimsiz, o ince, zayıf kadın işçiler rengi solmuş kara önlükleri sırtlarında, kollarında hasta, aç yavrularıyla, aslanlar gibi dövüştüler polisle, mahkemelerle, iktidardaki faşistlerle, ekmek için, özgürlük için.

Köylü kadınlar da çocuklarının rızkı için, şehirlerdeki kız kardeşleri gibi aynı yiğitlikle mücadele ediyor toprak ağalarına ve zengin köylülere karşı. Türkiye’nin başkentinin yakınlarında bir bölgede, Merdaneli Köyü’nde yüzlerce köylünün polisle kısa süre önceki çatışması sırasında, köylü kadınlar, tepeden tırnağa silahlı jandarmalarla taşlarla sopalarla dövüştüler.

Geçen yıl yapılan Meclis seçimleri zamanında köylü kadınlar demokratik özgürlükleri için mücadele edenler arasındaydı. Mersin ve Karaman’daki faşist mahkemeler acımasızca mahkûm ettiler; insanların hakları için, hakça paylaşım için mücadele eden yüzlerce kadını. 

Memleketin ulusal çıkarlarını pazarlayan satılık Ankara Hükümeti’nin kardeşlerini, babalarını ve oğullarını Kore’ye gönderme kararı, Türk kadınları arasında öfke ve isyan uyandırdı. Kore’de kocası öldürülen kadınlardan biri Konya’da belediye binasına gelmiş ve “Kocamı bana geri verin,” diye isyan etmiş. Bu sıradan Türk kadınının konuşması destek buldu ve faşist Menderes Hükümeti’nin haince politikalarına karşı kitlesel halk gösterilerine yol açtı. Kısa bir zaman önce ise İstanbul’un en kalabalık caddelerinden birinde, Amerikan gangsterlerinin metotlarıyla hareket eden polislerin, erkek kardeşinin Kore’ye gönderilmesini protesto eden gencecik bir kızı yakaladıklarını ve cipe bindirdiklerini kendi gözlerimle gördüm.

Yiğit bir kadın, memleketinin önde gelen yurtseverlerinden olan Behice Boran, Türk Barışseverler Cemiyeti’nin başkanıdır. Ankara’da askeri mahkemenin kararına göre, Menderes Hükümeti’nin Amerikalı savaş kışkırtıcılarına hizmet için Kore’ye asker gönderilmesi konusundaki rezilce kararını tüm Türk halkı adına protesto ettiği için yoldaşlarıyla birlikte hapsedildi. Hapiste ıstırap çektiriliyor, ancak Türkiye’nin satılmış hükümeti bu yılmaz kadının iradesini asla kıramayacak.

Barışın korunması çağrılarını yaygınlaştıran, beş büyük güç arasında bir Barış Paktı’nın oluşturulması için imzalar toplayan barış aktivistlerinin arasında çokça kadın ve genç kız vardı. Takibe alındılar, hapse atıldılar, mahkemeye verildiler. Yakın zamanda Ankara’da 18 yaşında bir lise öğrencisi tutuklandı. Tüm suçu lisenin duvarına, “Stalin Barıştır!” yazmaktı. Bu Türk kızı, Türk kadınının, tüm Türk Halkının umudunu ve emellerini dile getirmişti.

Türkiye Halkı biliyor ki, onlar için barışa giden yol Sovyetler Birliği’yle olan dostluktan geçmekte. Türkiye Halkı inanıyor ki, barış, savaşa karşı galip gelecek, çünkü tüm yerküre üzerindeki milyonlarca insan, barışın bekçisi Büyük Sovyetler Birliği'nin halkının önderliğinde barışı savunacak. Türkiye halkı biliyor ki, Sovyetler Birliği ulusal bağımsızlık, özgürlük ve ekmek gibi en güzel, en tatlı meyveleri veren büyük bir barış ağacının köküdür.