Türkiye'de aşı karşıtlığında tehlikeli artış

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, bu yıl içerisinde yaklaşık 10 bin ailenin aşı reddinde bulunduğunu açıklarken, Doç. Dr. İlker Belek, bu durumun yol açacağı tehlikeleri değerlendirdi: Aşı karşıtlığı bu hızla yayılırsa hem bilinçli olarak aşılatılmayan çocuklar ilgili hastalıkları, o hastalıkların komplikasyonlarını yaşayacaklar, içlerinden bazıları ölecek hem de toplumsal bağışıklık oranının düşmesine bağlı olarak düzenli salgınlar yaşanacak!
İlker Belek
Cuma, 05 Ocak 2018 12:39

Aşılar tıbbın en önemli keşiflerinden birisidir. Hastalıkların önlenmesi konusunda en önemli stratejiler arasındadır.

Bugün dünyada birkaç ülke hariç çocuk felci hastalığı aşı sayesinde ortadan kaldırıldı. Bu konudaki global program 1988 yılında pek çok kuruluşun katkısıyla başlatılmıştı. Türkiye’de 2002 yılında sağlık emekçilerinin büyük özveriyle yürüttükleri çalışmaların sonucunda eradike edildi.

Çocuk felcinden sonra şimdi de kızamık hastalığı yine yaygın aşılamayla eradikasyon aşamasındadır. Bundan sonra ise sıra kızamıkçık ve kabakulak gibi hastalıklara gelecektir. Küba bu hastalıkların tamamını aşıyla zaten eradike etmiş durumda.

Aşıların hastalık görülme sıklığını nasıl azalttığı aşağıdaki grafikte boğmaca için görülebilir.

Aşılar;

Hastalıkları önler, kontrol altına alınmasını sağlar, hastalığa bağlı ölümleri azaltır, bugün dünyada 6 milyon ölüm aşılar sayesinde engelleniyor. 

Hastalığın komplikasyonlarını önler, örneğin hepatit aşısı kronik hepatitin ve sirozun önüne geçer.

Hastalığın şiddetini azaltır, örneğin boğmaca aşısı, aşı yeterli bağışıklık sağlamamış olsa bile, hastalığın daha hafif geçirilmesini sağlar.

Bazı aşılar hastalık etkeninin bireyin vücudunda yerleşmesini (hastalık öncesi enfeksiyon aşaması) bile engeller, hepatit A aşısı böyledir. 

Bunlar aşının aşı yapılan çocuğa, bireye faydaları. Ama aşının en önemli yararı toplum ölçeğinde sağladığı bağışıklıktır. Bu durum aşısız bireyler için de yarar sağlar. Toplumsal bağışıklık için gereken aşılama oranı en az yüzde 80-90 oranında olmalıdır. Eğer bu başarılabilirse aşı yapılmamış (ulaşılamadığı için aşınamamışlar, değişik sağlık sorunları nedeniyle aşı yapılması uygun görülmemiş olanlar) ya da aşı yapıldığı halde yeterli bağışıklık sağlanamamış bireylerin hastalığa yakalanma ihtimali ve salgın riski azalır, hatta ortadan kalkar.

Türkiye’de zaten aşıların pek çoğu için aşılama oranları yüzde 90’ın altında seyrediyor. Bu özellikle bazı bölgeler için geçerli. 2013 yılında patlayan ve 8.000 vakaya ulaşan kızamık salgınının nedeni aşılama oranının düşüklüğüydü. Bugün aynı sorun diğer Avrupa ülkelerinde de görülüyor. Kızamık aşılamasına yeterince önem vermeyen Avrupa ülkelerinde son yıllarda kızamık salgınları yaşanıyor. Örneğin Kasım 2016 ile Aralık 2017 arasındaki bir yıl içinde Romanya’da yaklaşık 8.000, Almanya’da yaklaşık 1.000, İtalya’da 4.800 kızamık görüldü. Yunanistan’da ise yıl ortasında başlayan kızamık salgını 700 vakaya ulaşmıştı ve aralık ayı sonu itibariyle halen devam ediyordu. Oysa kızamık yok edilebilir, ama bunun için en az yüzde 95 aşılama oranı gerekir.

Durum böyleyken Türkiye’de aşı karşıtlığının yükselmesi, zaten yetersiz olan aşılama ve bağışıklık oranlarını daha da aşağı çekecek bir faktör olarak hızla devreye giriyor. Aşı karşıtlığı değişik nedenlerle aşılanamayan çocuk oranını (pek çok aşı için yüzde 15 kadar) daha da artıracaktır. Çocuklarına aşı yaptırmayı reddeden aile sayısı 2011’de 183 iken, 2016’da 10 bini geçti.

Aşı karşıtlığı bu hızla yayılırsa hem bilinçli olarak aşılatılmayan çocuklar ilgili hastalıkları, o hastalıkların komplikasyonlarını yaşayacaklar, içlerinden bazıları ölecek hem de toplumsal bağışıklık oranının düşmesine bağlı olarak düzenli salgınlar yaşanacak. Tabii tüm bu sorunların ortaya çıkaracağı ekonomik yükü de dikkate almak gerekir.

Aşı yaptırmamak bireysel özgürlükler alanına dahil edilebilecek bir karar değildir. Daha 1930 yılında yayımlanan ve bugün hâlâ yürürlükte olan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu o günün çiçek hastalığı gibi kimi hastalıkları için aşıyı zorunlu tutmuştu. Aslında aşı için herhangi bir kanuni düzenlemeye gerek olmaması gerekir, ancak eğer ortada hukuki bir boşluk olduğu iddia ediliyorsa, o zaman Sağlık Bakanlığı bir an önce aşıyla önlenebilen bütün hastalıklar için aşıyı zorunlu hale getiren bir mevzuatı uygulamaya koymalıdır.