SÖYLEŞİ | Kürtçe müzik kentle buluşuyor: Hêdî Hêdî (Yavaş Yavaş)

Müzisyen Ruşen Alkar ile son çalışması Hêdî Hêdî (Yavaş Yavaş) üzerine söyleştik.
Özkan Öztaş
Pazar, 15 Aralık 2019 10:41

Kürt müziği için yaptığı üretimlerle ismine aşina olduğumuz Ruşen Alkar ile son çalışması Hêdî Hêdî (Yavaş Yavaş) üzerine ve Kürt müziğinin içinden geçtiği döneme ve geleceğine dair gerçekleştirdiğimiz söyleşide, Kürtçe müziğin kentli biçimini konuştuk.

Bu albümde Kürt müziğinin alışılagelen biçiminden farklı olarak modern tınılar, kentli bir ses ve Geleneksel Kürt müziği için yeni sayılabilecek bir dizi enstrüman var. Evet belki ilk değil ama ileri örneklerimizden bir tanesi. Kürt müziği nereye gidiyor? Kentli Kürtler, opera ve jazz ile Kürtçeyi buluşturuyor artık diyebilir miyiz?

Çoğunluk anlamında Kürtlerin batı formlarını talep etmesi hızlı ve kolay gerçekleşmeyebilir. Bunun tercih edip etmeme boyutu da var ayrıca. Anlam dünyasında bir yere koyamayabilir. Ama kentli Kürtler bahsettiğiniz batı formlarıyla sanat yapmaya zaten aşina. Sorun bu eğitimin farklı/zıt bir eğitim organizasyonundan gelmiş olması. Yani opera biliyor, jazz dinliyor kent yaşamında entegre olmuş ortalama bir Kürt birey. Bu formların çoğalmasında ısrarcıysak bu üretimlerin devamının gelmesi için cesaret verici bir ortam yaratmamız gerek. Misal çok iyi bir albüm yaptın ama bunu hakkıyla çalabileceğin bir sahne yok. Dolayısıyla her sorunun çözümü sanatçıda ve ürettiği şeyde değil.

Açık konuşmak gerekirse eskiden çok, yeni müziğin maddi olarak desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kentli insan ancak bu güvenceyle geride bıraktığı yerle yeniden iletişim kurmaya cesaret bulabilir. Ekonomi Kürtçe dilinin nesilden nesile geçişinde en önemli dinamiklerden biri.

Albüm, dinlerken Sovyetler Birliği'nde ortaya çıkan ilk Kürtçe rock grubu olan Koma Wetan'ı hatırlattı. Bu açıdan bakınca modern, kentli müziğin devamında bir vurgu yapmamız mümkün mü? Başka hangi isimleri sayabiliriz?

Kentli müzik nedir ilk önce onu tanımlamak ve kırsal olanla hangi noktada ayrıştığı konusunda bir uzlaşıya varmak gerekiyor. Misal elektriğin müzikte kullanımı bile bir kentliliktir bence. Ya da müziğin kayıt edilme olanağına kavuşması… Endüstri ile tanışan her şey kentlidir. Tabii ki benim de yaptığım kentli bir müzik ve bu müzik tipini icra eden onlarca Kürt sanatçı var. O referans noktasını belirlemek gerek. Bir öneri olarak şunu sunuyorum; belki de duygu dünyanda hiç karşılığı olmayan şeydir en yeni olan. Kimlik, cinsiyet, etnisite gibi işaretlerin klişelerden en uzak durduğu yerdir misal…

Hêdî Hêdî nerede duruyor sence? Geleneksel Kürtçe ezgilerin yeniden yorumlanması var, yeni besteler de var. Yani geleneğin bir devamı mı? Yoksa geleneksel ezgileri içererek aşan bir format mı bu?

Üretilen eserin diğer üretimler içinde nasıl bir yerde durduğunu sanatçıdan ziyade dinleyici belirler. Çünkü üretmek içe kapanık bir süreçtir; öyle olması evladır. Yakın zamanda albümüm hakkında bir yazı yazma nezaketi gösteren İbrahim Halil Baran’ın tespiti soruya karşılık verebilir. Kendisi Kürt müziğinde derinden gelen bir dalganın temsilcisi olarak görmüş bizi. Albümü hem Kürdiesk hem de jazz-rock formlarıyla hemhal olabilen başarılı bir sentez müziği olarak tanımlamış. Kendini yenilemeyen şeyin çürüyeceğini söylemiş ki bu tespit aslında albümü ortaya çıkaran refleksi çok iyi tanımlıyor.

Hasret duygusuyla tandır ekmeğini koklamak nostaljik ve onarıcı bir şeydir ama bir yerde bu yeniye ayak uyduramayıştan kaynaklı hayali bir geçmişe sığınış halidir. Koma Wetan ya da yenilikçi dediğimiz Kürt çalışmalarının ortak yönü içinde bulunduğu çağla uyumlu bir müzik yapmış olmalarıdır. Koma Wetan kendi döneminin akımına uyan bir rock müzik yaptı. Nizamettin Ariç’in Dayê albümüyle Kürtçe müziğe yeni bir vokal ve aranje yaklaşımı getirdi. Bence hepsi risk. Çünkü devamını getirmek paralelinde “halk”tan uzaklaşmayı getirdiği için tercih edilmedi genelinde. Halkın bunu tercih etmemesinin sebebi de halkın kendisi değil zaten. Hiçbir kültürde öyle değil. Sanatı halka ulaştıran yapılardaki (medya, kurum, işletme vs) tekelleşme, alışkanlıkları pekiştirmeye yönelik çalışıyor o kadar.

Dolayısıyla, benim bu albümle iddiam budur diyebilirim. Albüm ve kayıt düzeyinde Kürtçe ile ya böyle bir müzik yaparım ya da hiç yapmam.

Kürtçe müzik, geleneksel kalıplarına sıkıştırılarak (biraz da mahkûm edilerek) yeniden üretilmesinin önüne geçiliyor ve modern kalıplardan uzaklaştıkça da dinleyicisi azalıyor diyebilir miyiz? Ne düşünürsün bu konuda? Kürt müziğindeki tıkanmayı bununla ilişkilendirebilir miyiz?

Kürt müziğindeki mevzu bahis tıkanmanın sebeplerinden birkaçını açıkladığımı düşünüyorum kendimce. Politik çevrelerde kültürü ve dili korumak anlamında diyelim ki zorunlu bir muhafazakarlık var. Kaba bir örnek ama çocuğu korumak adına ne kadar eve kapatıp, yaptığına ettiğine karışırsan o kadar üzerindeki kontrolü kaybeder ve amacına ters bir akışta bulursun kendini.

Kürt sanatının en temel sorunu sahipsizliktir dersek bu tespite bir de fark yaratmak isteyenlerin yalnızlığını da eklemek gerekir. Ticari kazanç beklentisini, güncel hayat içerisindeki çetin mücadeleyi ve self oryantalizmi aşmış, saf bir aidiyet duygusuyla üretilen sanat yapıtlarına, gerek kitleyi temsil edenlerin gerekse kendini aydın olarak tanımlayan kişilerin imtinalı tavrı. Kendimize karşı çok acımasızız, neden, çünkü öyle bir yaşam deneyiminden geliyoruz. Kendimizi sevmemiz için bile ötekileştirenin onayını bekliyoruz…

Aydınlanma ile Kürt müziğinin arasındaki ilişkiyi nasıl açıklarız sence? Tarihi, edebiyatı, insanlığı kavrayan-okuyan-anlayan-üreten kişiler Kürt müziğinde kentli arayışlara sahip oluyor ve bu üretimleri bekliyor sanki?

Bu doğu batı meselesinden ziyade dünyanın değişimine adapte olma meselesi. Yaşadığımız dünyada bizim etnik kimliğimiz ya da dilimizin yakıcı gerçeklerinin dışında hızla değişen dinamikler var. Kendimizi doğru araçlarla ifade edemezsek silikleşmeye, cılızlaşmaya doğru gidilecektir. Dil kimlik mücadelesinin en önemli en kıymetli aracı. Bana göre hem Kürtçe diline çok hakim hem de yeni dünyayı çok iyi görüp ona göre şekil alabilen bir neslin varlığı ciddi bir fark yaratacaktır. Bunun için politik bir söyleme (her şeyin politik olması bir yana) sahip olmaya gerek bile kalmayacaktır o vakit. Çünkü o kendi içinde sürekli dönüşen dişliye bir kere adapte olmayı başarabilirsek (tercih ettiğimiz şekliyle) o zaman dönüştürme gücünü de sahibiz demektir. Bu anlamda kültürden önce dil diyorum ve yeni bir tartışma önerisi yapıyorum…